Can Ataklı
14 Eylül 2021

Kendi önerimin muhalefetin ilgisini çektiğini saray yazarından öğrendim


ŞAŞIRDIM

Kendi önerimin muhalefetin ilgisini çektiğini saray yazarından öğrendim

Şu anda piyasada hayli satan kitaplar arasında SÖZCÜ yayınlarından çıkan “Türkiye için ne yapmalı?” isimli bir kitap var.

Aralarında benim de bulunduğum 32 kişi Türkiye için çözüm önerilerinde bulunuyor.

Hani hep “İyi konuşuyorsunuz da eleştiriden başka fikriniz yok mu, biraz da çözüme odaklansanız” denir ya işte buna bir cevap aslında.

“Çözüm önerinizi de koyun ortaya” klişe bir sözdür.

Zaten iktidarı her eleştirdiğimizde ortaya bir çözüm de koymuş oluyoruz ama bunu hazmedemeyenler sırf karalamak için bu klişeyi kullanır.

Benim bu kitapta da yer alan önerimi ekranlarda defalarca anlattım, KORKUSUZ’daki köşemde de yazdım.

Özeti şu; Muhalefet seçime bir konseptle hazırlanmalı. Cumhurbaşkanı adayı tercihen bir partinin başkanı olsun, diğer genel başkanlar önceden cumhurbaşkanı yardımcısı olarak açıklansın, hatta partilere göre dağılmış bir bakanlar kurulu da oluşturulsun. Seçimin kazanılması halinde hızla anayasa değişikliği yapılarak tekrar demokratik sisteme dönülsün, seçilmiş cumhurbaşkanı sembolik olarak yerinde kalsın, parlamentodan bir başbakan atansın, daha önce halka sunulan hükümet göreve gelsin, hızla hasar ortadan kaldırılsın ve tercihen üç yıl sonra seçime gidilip halkın tam iradesi ortaya çıkarılsın.

Bu önerim üzerine muhalefetteki hiçbir siyasi parti yetkilisi ile konuşmadım, kimse beni aramadı, önerdiğim formülün iyi ya da kötü olacağına yönelik de tek görüş almadım.

Gerçi her gün neler söylüyor ya da yazıyorum ama muhalefetin dikkatini çekmiyor bunlar.

Ancak dün sarayın önde gelen yazarlarından Abdülkadir Selvi’nin köşesini okurken nasıl şaşırdım anlatamam.

Çünkü Selvi “Millet ittifakı’nda liderler kabinesi” başlıklı yazısında benim kitaba da geçmiş önerimi anlatıyor ve “Muhalefet böyle yapacakmış” diyordu.

Gelin size Selvi’nin yazısından bazı paragraflar sunayım;

“Millet İttifakı, 2 yıl içinde parlamenter sisteme dönüleceği, cumhurbaşkanının yetkilerinin sembolik olacağı, icra gücünün başbakanda olacağı, seçilecek cumhurbaşkanının bu süreci yöneteceğini içeren bir deklarasyonla seçmenlerin huzuruna çıkacak. Cumhurbaşkanı adayı da bunu hem yazılı hem sözlü olarak taahhüt edecek.”

Selvi’nin yazısı doğru mu?

Kuşku duyduğum için sormuyorum, ama eğer doğruysa muhalefet benim önerimi almış ve hayata geçirmeye karar vermiş.

Benim için güzel bir şey elbette.

Çünkü Selvi’nin yazısına göre Millet İttifakı önerimin tamamını benimsemiş görünüyor.

Bakın ne demiş Selvi;

“Liderler kabinesine gelince, Millet İttifakı’nın tabanını genişletmek ve muhalif seçmeni sandığa taşıyabilmek için geliştirilmiş bir model. CHP cephesinde cumhurbaşkanı olarak Kılıçdaroğlu düşünülüyor. Cumhurbaşkanı yardımcılıkları için Millet İttifakı liderleri önerilecek. Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı; Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve eğer ittifakta yer alırsa Ali Babacan cumhurbaşkanı yardımcısı olarak planlanıyor. Eğer cumhurbaşkanlığı seçimleri kazanılıp parlamenter sisteme geçiş sağlanırsa Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı, Akşener başbakan modeli üzerinde duruluyor. Temel Karamollaoğlu’nun varlığı başörtüsü nedeniyle kaygı duyan seçmene güvence olarak görülüyor. Ali Babacan ise ekonomi yönetimi için düşünülüyor.”

Haydi bakalım, hayırlısı. Olur inşallah.

BUNU YAZMAK GEREK

Abdülkadir Selvi’nin o konuyu kafasını fazla takmasına gerek yok

Hürriyet’in yazarı Abdülkadir Selvi muhalefetin “seçim stratejisini” ilan ettikten sonra, tabii biraz da eli mahkum “bunun gerçekleşemeyeceğini” anlatmaya çalışmış.

“Eli mahkum” diyorum ya, ne yapsın zaten muhalefetin kazanmasını bir ihtimal olarak sunmuş, sarayın nasıl öfkeleneceğini tahmin edersiniz, o da çaresiz biraz düzeltmeye kalkmış.

Diyor ki Selvi; “Diyeceksiniz ki Millet İttifakı, parlamenter sisteme dönüşü hedefliyor. Sembolik cumhurbaşkanı olacak. Bütün yetkiler başbakanda toplanacak. İyi de bu vaadi gerçekleştirebilmek için Anayasa değişikliği gerekiyor. En az 360 milletvekili ile referandum koşuluyla, referandumsuz 400 milletvekili çıkarmaları gerekiyor. Bu nokta çok ciddi ama nedense üzerinde durulmuyor. Belli ki Millet İttifakı’nın en büyük seçim vaadi parlamenter sisteme geçmek olacak.”

Selvi araya bir nifak sokmayı da ihmal etmemiş.

“Tamam da” diyor saray yazarı “Peki eğer seçilmeyi başarırsa muhalefetin cumhurbaşkanı parlamenter sisteme dönecek mi?” diye soruyor.

Ardından da İmamoğlu’nu ateşe atarak devam ediyor; “Varsayalım Ekrem İmamoğlu seçildi. ‘Bu millet beni güçlü cumhurbaşkanı olarak seçti, yetkimi son güne kadar kullanacağım’ derse ne yapacaksınız? Bir de Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken yetkilerini devretmedi tam aksine Başkomutanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini elinde tuttuğu için Cumhuriyet’i kurma, devrimleri gerçekleştirme şansını buldu. ‘Atatürk Cumhuriyet’i yetkilerini devrederek değil, gücü elinde toplayarak kurdu’ derse ne yanıt vereceksiniz?”

Abdülkadir Selvi’nin bunları kafasına takıp tasalanmasına bence hiç  gerek yok.

Muhalefet seçimi kazansın o zaman AKP kalmayacak ki.

Velevki kalsın, cumhurbaşkanlığı elden gitmiş, çoğunluk kaybedilmiş, AKP’li milletvekilleri ne uğruna anayasa değişikliğine direnecekler?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Özel imam hatip lisesi neden yok?

Saray iktidarı Türkiye’yi dinci bir yapıya kavuşturmak amacıyla en büyük zararı eğitimde verdi.

İlkokul dört yıla indi, bundan sonra isteyen veliler kızlarını okula göndermeyebilecek, (buna ara vermek diyorlar ama kızları evlendiriyorlar küçük yaşta ve zorunlu eğitim bitiyor) okulların çok büyük bölümü de İmam Hatip’lere dönüştürüldü.

Milli eğitim bakanlığının 666 bin 693 çocuk İmam Hatip Liselerinde okuyor.

Bunların 575 bin 21’i Anadolu İmam Hatip Liselerinde eğitim görürken 91 bin 942’si de Açıköğretim İmam Hatip Liselerinde.

Peki AKP’nin ileri gelenlerinin çocukları İmam Hatipleri mi yoksa normal liseleri veya özel okulları mı tercih ediyor.

Elbette kaç AKP’linin çocuğunun İmam Hatipe gittiğini bilmem mümkün değil, buna karşı bu okulların aslında bu kesim tarafından çok da cazip görülmediğini söyleyebilirim.

Geçenlerde Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun bir sosyal medya paylaşımını gördüm.

Diyor ki “İmam Hatip diye atıp tutanlar acaba neden hiç özel İmam Hatip lisesi açmıyor.. Bu durum amaçlarını ortaya koymuyor mu? Kim ara verip hem de çocuklarını o okullara gönderir?”

Aynen öyle değil mi?

Dinci kesimin özel okulları var.

Ama hiçbiri “imam hatip lisesi” değil.

Hepsi öğrencileri “Avrupa’da, Amerika’da üniversite eğitimine hazırlama” iddiası taşıyor.

Bu dinci özel okulların hepsi ağırlıklı olarak İngilizce öğretiyor.

Hiçbirinde yabancı dil “Kuran dili!” olarak dayatılan Arapça öncelikli değil hatta belki bir ikisinde vardır ama gerisinde Arapça dil eğitimi hiç yok.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da asla samimi değiller.

Din satarak zengin olanların çocukları ile yurdum insanının çocukları bir değil onlar için tabii.

YENİ ÖĞRENDİM

Hem kanunsuzluk yapıyorlar hem üste çıkıyorlar

1960’lı yılların efsane müzisyenlerinden biriydi Gökçen Kaynatan.

Kurduğu sov orkestrası ile hem Türk Rock’unun hem de Türk hafif batı müziğinin öncülüğünü yapıyordu.

O dönemin olanakları elbette çok kısıtlıydı ve Gökçen Kaynatan gibi isimler o yokluk içinde müziği ayakta tutmaya çalışıyordu.

Çocukluğumun efsane isimlerinden Gökçen Kaynatan bugün 82 yaşında ama kendini hâlâ genç hissediyor ve öyle yaşıyor.

Gökçen Kaynatan’la biraz uzak mahalle komşusu olduğumuz için ara sıra bir araya gelir çok hoş sohbetler ederiz.

Geçenlerde yine sohbet ederken “Yahu” dedi “Benim başıma gelen ve canımı yıllardır çok sıkan bir olayı hâlâ anlatmadım değil mi sana” diye devam etti.

Ben de şaşırdım ve merakla “Anlat abi” dedim.

Gökçen Kaynatan Tuzla’daki Kastel Tatil Köyü diye bilinen üç blok apartman ve 30 küsur villadan oluşan tesislerde bir daire sahibiymiş.

Buranın yönetimi Tuzla Belediyesi ile anlaşarak “Tatil Köyü” adı verilen tesislerin etrafını tamamen kapatmış, içerdeki bazı hizmete yönelik binaları ve havuzun yarısını belediyeye devretmiş.

Belediye her ay bu siteden 40 bin liranın üzeri para alıyormuş.

Bu para da tabii ki orada mülk sahibi olanlara yansıtılıyor.

İşte Gökçen Kaynatan buna karşı çıkmış ve “Burasının etrafını kanuna aykırı biçimde kapattınız, belediyeyi de ortak ettiniz, sonra da bizden para istiyorsunuz” diye isyan etmiş..

Gökçen Kaynatan’a etmediklerini bırakmamış kurulduğundan bu yana sanki sitenin sahibi gibi yönetimi elinde tutanlar.

Bir sitenin etrafının tamamen kapatılması için aslında parselin tek parça olması gerekiyor. Aksi takdirde siteye duvar örülemiyor ve her konuda yetkili sayılan bir yönetim oluşamıyor.

Yasa böyle.

Ama belediye AKP’li, kendini yönetim olarak tanımlayanlar da bu işe ortak olunca kimse bu  kanunsuzluğa bir şey yapamıyor.

Gökçen Kaynatan “Bu yaştan sonra bunları yaşamak çok ağrıma gidiyor” dedi.

FIKRA GİBİ

Son zamanların en müthiş esprisi

Yer MÜSİAD yani Müslüman İşadamları Derneği genel kurulu.

Kürsüde AKP Genel Başkanı Erdoğan konuşuyor.

Sözün bir anında Erdoğan hapşırıyor.

Hatta Erdoğan hapşıracağını anlayınca yana eğilip eliyle ağzını kapıyor.

Tam bu sırada kendisini izleyen işadamlarından bir alkış kopuyor.

Zaytung haberi falan değil.

Aynen yaşandı bu olay.

Çok komik bir ülke olduk.

Yazarlar

Kendi önerimin muhalefetin ilgisini çektiğini saray yazarından öğrendim
Can Ataklı