Kararları damatlar aldı

14 Kasım 2019

YENİ ÖĞRENDİM

Kararları damatlar aldı

İktidar tarafından “çok tarihi” olarak nitelendirilen görüşme, bizim saatimizle dün akşam yapıldı.

Gazetemizin haber sayfalarında bu görüşme ile ilgili haberleri bulacaksınız.

Benim bugünkü sayfaya pratik olarak bu görüşme ile ilgili yazmam mümkün değil.

Sonucun ne olduğunu şu an itibarıyla elbette bilmiyorum ancak tahminim şu ki yandaş medya ne olursa olsun görüşmenin Erdoğan’ın lehine bittiğini, Türkiye’nin çok önemli kazanımlar elde ettiğini yazacaktır.

Bu gayet doğal. İşleri bu çünkü;

algı yaratmak, beyin yıkamak ve iktidarı ayakta tutmak.

Çünkü elbette sonuç dün akşam yapılan toplantıda belirlenmedi.

Bunun öncesinde günlerdir yürütülen çalışmalar var.

Zaten Erdoğan, hayli gergin gibi görünen bir ortama rağmen Amerika’ya gittiyse, önceden aldığı garantiler de mutlaka vardır.

Açıkçası Erdoğan, Amerika’ya giderken bir sürprizle karşılaşmayacağını biliyordu.

Saraya yakın çevrelerden edindiğim bilgiye göre, Erdoğan-Trump ilişkilerini üç damat yürüttü.

Trump’ın damadı Jared Kushner, geçen hafta İstanbul’a geldi.

Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak da aynı tarihte İstanbul’a geçti.

Amerika ve Türkiye’nin en önemli iki damadı, Trump Ailesi ile de yakın tanışıklığı olan bir başka damadın evinde bir araya geldiler.

Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda, Türk ve Amerikalı damatlar hem “tarihi!” görüşmenin planlamasını yaptılar hem de bu görüşmeden çıkacak sonuçları belirlediler.

Saraya yakın kaynağım, hangi nihai sonuçların kararlaştırıldığını kendisinin de bilemediğini belirtti.

Ancak benim elbette bazı tahminlerim var.

Örneğin damatların toplantısı medyaya pek yansımadı ama saray sözcülerinin açıklamalarında aslında bu görüşmenin nasıl biteceği yönünde ipuçları vardı.

Örneğin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun bir tweet attı.

Altun bu tweette “S-400 ve F-35 konusunda kabul edilebilir ve uygulanabilir bir çözüm çıkmasını ümit ediyoruz” dedi.

Demek ki S-400 konusu Erdoğan’ın söylediği “Bize kimse karışamaz.

S-400’leri aldık, nokta” gibi değilmiş.

Gerçekten S-400’ü almış ve buna bir nokta koymuş ülke, neden Amerika ile görüşmelerde “kabul edilebilir ve uygulanabilir çözüm arayışı” içinde olsun ki?

Kim bilir belki de Erdoğan, Amerika’dan Patriot’ları almış, F-35 programına yeniden katılmış olarak geri döner.

Belki kaya gazı ile ilgili bir anlaşma da olur çantasında.

Bunların karşılığında neler vermiş olabileceğini ise tahmin edemiyorum, daha doğrusu tahmin etmek istemiyorum.

Gerçi siz bu satırları okuduğunuz sırada, Amerika’daki görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını öğrenmiş olacaksınız.

Yine de kayda geçmesi amacıyla bu konuda aldığım bilgileri ve tahminlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Açıkçası sonucun mutlaka “bir zafer gibi sunulacağını” bildiğim halde, ne alıp ne verdiğimiz konusunu ben de çok merak ediyorum.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

IŞİD teröristleri, neden bizim üstümüze kaldı?

Ortalık toz duman aslında.

Amerika, Erdoğan’ın Suriye’de operasyon emri vermesinden sonra “Ben çekiliyorum, IŞİD teröristleri bundan sonra Türkiye’nin sorunudur” demişti.

Buna hiç itiraz etmedik nedense.

Oysa elin Avrupalı ülkeleri, olan birkaç tane teröristi bile almak istemezken, binlerce teröristin sorumluluğunu üstlenmek hangi akla hizmet orasını da sormak gerek.

Şu sıralar sanki çok iyi bir şey yapıyormuşuz gibi Avrupa ülkelerine bağırıp çağırıyoruz yine.

“Bu teröristlerinizi alın, yoksa zaten kapınıza getirip bırakacağız” diyoruz.

Başta Erdoğan olmak üzere, iktidar sözcüleri böyle konuşunca bizim yandaş tetikçi medyamız da “Avrupa ülkelerinin panik içinde olduğu” haberlerini yapıyor.

Neyin ne olduğunu bilmeyen ahalimizin bir bölümü de bunu sanki bir kahramanlık gibi algılayıp “hülooo” diye bağırıyor.

Yandaş medya, Avrupa’nın panik içinde olduğunu söylüyor ama rakamlara bakınca bunun çok komik bir iddia olduğu da anlaşılıyor.

Örneğin elimizdeki Alman vatandaşı IŞİD’li terörist sayısı 17 imiş. Hollanda, Fransa, Danimarka, Avusturya’dan ikişer terörist varmış.

İngiliz vatandaşı IŞİD’li terörist sayısı ise sadece bir.

Kaynak dünkü Hürriyet gazetesi.

Yani Avrupa, bununla mı panikleyecek ve ayağımıza kapanıp “Aman ben ettim sen etme” diyecek.

Tabii sayılar farklıysa bilemem.

Ancak bana göre burada asıl sorulması gereken şu; “Bu IŞİD’liler niye bizim üstümüze kaldı?”

Elbette bunun dışında da sorular var.

– Kendi sınırlarımız içinde yakaladığımız kaç IŞİD’li var?

– Bunlardan kaçı ülkemizde hangi suçları işlediler ve yargılanıyorlar mı?

– Bu teröristler hangi ülke vatandaşı?

– Türkiye’ye girerken ya da ülkemizden çıkarken yakalanan kaç IŞİD’li var?

– Bunların tabiyetleri nedir?

– Amerika’nın ihaleyi üzerimize bırakmasından sonra Suriye topraklarından kaç IŞİD’li Türkiye’ye getirildi?

– Bunlar cezaevinde mi tutuluyor yoksa yabancıların kaldığı kamplara mı yerleştirildi?

– Üzerimize kalan teröristleri yargılıyor muyuz ya da yargılayacak mıyız?

– Yabancı uyruklu teröristleri ülkelerine gönderemezsek ne yapacağız?

– Suriye topraklarında hakimiyeti elimizde tuttuğumuz bölgelerde yine bizim himayemize geçen IŞİD’li terörist var mı?

– Varsa bu teröristler nerede tutuluyor?

– Amerika’nın kararından sonra pek çok IŞİD’linin tutuldukları yerlerden kaçtıkları ileri sürüldü. Bunlardan yakalanan var mı?

– Serbest kalan IŞİD’li teröristler için operasyonlar yapılacak mı? Yapılıyorsa şu ana kadar kaç tanesi yakalandı ve nereye kondu?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Anıtkabir rezaleti ile ilgili hâlâ hiçbir şey yapılmadı

Anıtkabir’in ziyaret kuralları 15 maddeden oluşuyor.

Bunlardan 12’ncisinde, Anıtkabir içinde gürültü yapılamayacağı, slogan atılamayacağı, bildiri dağıtılamayacağı, siyasal konularda demeç verilemeyeceği ve topluma hitap edilemeyeceği açıkça yazılmış.

Daha önceki yıllarda yaşanmış bir iki “meczup olayı” dışında, bu kurallara hep uyuldu.

Ta ki son 10 Kasım anma törenine kadar.

10 Kasım 2019 tarihinde Anıtkabir’de bir ilk yaşandı.

Alana özel olarak alınan bir AKP’li grup, anma töreni öncesi ve sonrası AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan için sloganlar attı.

Aradan 4 gün geçti.

Hâlâ hiçbir şey yapılmadı.

Anıtkabir’in sorumluluğu, güvenliği askerin elinde.

Daha önce Ekrem İmamoğlu mazbatasını almadan defter imzaladığı için “derin bir rahatsızlık duyduklarını” açıklayan askerlerden bu kez hiç tepki yok.

Ayrıca hiçbir soruya cevap da vermiyor askerler ve askerlerin başı, Milli Savunma Bakanlığı.

Örneğin slogancı grupların alana nasıl sokulduğunu bu millet merak ediyor.

Milletvekillerini bile alana almayan askerler, bu slogancıları hangi sıfatla içeri soktu.

Muhtemelen bu gruplara bir kart verildi.

Bu kişiler güvenlik kontrolü yapan askerlere bu kartları gösterip girmiş olmalılar.

Asker nedense bu konuda tam bir sessizliğe büründü ama Mehmet Avcı isimli bir vatandaş savcılığa suç duyurusunda bulunarak soruşturma açılmasını istedi.

Bakalım savcılık da aynı askerler gibi, bir anda sessizliğe bürünecek mi?

SORDUM ÖĞRENDİM

21 Mart’ta, Dünya Ormancılık Günü kutlanırmış

AKP Genel Başkanı yine “En” bir eylem gerçekleştirdi biliyorsunuz.

11 Kasım’da saat 11’de bütün yurtta 11 milyon fidan dikildi.

Düşünce güzeldi elbette ama zihinlerde soru işareti de oluştu.

Çünkü orman mühendislerinin, ziraat mühendislerinin ve çevrecilerin söylediğine göre, bu mevsimde dikilen fidanların tutma ihtimali pek yüksek değil.

Ancak Akdeniz’in kıyı şeridinde, bu mevsim dikilen fidanların tutabileceği söylendi.

Tabii iktidarın atadığı Orman Genel Müdürü olan kişi, “Ne münasebet” dedi; “En iyi dikim zamanı şimdiki zamandır.”

Ne desin adam, saraydan emir gelmiş, “En büyük ağaç dikimi yapılacak” denmiş.

Açıkçası ben fidan dikme mevsimini bilemem.

Uzmanlar bu görüşlerini açıklayınca merak edip sordum ve çok ilginç bir bilgi buldum.

Dünyanın en önemli yenilenebilir doğal kaynaklarından biri olan ormanların korunması ve önemlerinin fark edilmesi için 21 Mart, Dünya Ormancılık Günü, 21 Mart ile başlayan hafta da Orman Haftası ve Ağaç Bayramı olarak kutlanırmış.

Peki niye bu tarih seçilmiş böyle anlamlı bir gün için?

Çünkü bu tarih baharın gelişini müjdeleyen tarih.

Bu tarihten itibaren fidan dikimi yapılması çok daha uygun oluyor.

Orman Genel Müdürü olan zatın acaba bu günden haberi var mı?

Ya da 21 Mart geldiğinde nasıl bir nutuk atacak çok merak ediyorum.

KOMİK

Yoksulluğun da anası CHP imiş

Geçenlerde yazdığım bir yazının başlığı “Her kötülüğün anası CHP” şeklindeydi.

Teflon tava gibi üzerine hiçbir şey yapışmayan iktidar partisi, bu özelliğinin yanı sıra her türlü olumsuzluğu CHP’nin üzerine yıkmakta da çok mahir çünkü.

İktidar ve yandaş-tetikçilerinin her konuda CHP’yi suçlamasına çok alıştık ama dünkü Sabah gazetesindeki haber, gerçekten akla ziyandı.

Erdoğan’a destek verebilmek, onu yüceltebilmek ve en önemlisi gerçekleri kamuoyundan saklayabilmek için elinden geleni yapan Sabah gazetesi, dün tarihe geçecek komiklikte bir haberi manşetine taşımıştı.

Başlığı şöyleydi haberin; “CHP’den yoksulluğa büyük katkı.”

Sonra şöyle devam ediyordu; “Her fırsatta yoksulluk edebiyatı yapan Kılıçdaroğlu, CHP’li belediyelerin fakirliğe mahkum ettiği on binlerce işçiden hiç söz etmedi.”

Haberin ayrıntısı özetle şu; “CHP, kazandığı ama daha önce AKP’de olan belediyelerden 10 bine yakın işçi çıkarmış. Bu çıkarılan işçiler, fakirliğe terk edilmiş. Hepsi perişanmış. CHP bunu nasıl yaparmış.”

Sağduyu yok olmuştu yandaş tetikçi medyada, akıl da tamamen uçup gitmiş anlaşılan.

Daha geçen ay işsizler ordusuna katılan 1 milyon kişi olduğu açıklandı.

Üniversite mezunu işsizlerin oranı yüzde 25’i geçmiş durumda.

Tabii bu yandaş tetikçi kesimde akıl kalmadığı için aslında ülkede fakirlik olduğunu kabul etmiş olduklarının farkına bile varmıyorlar.

CHP’yi “var olan fakirliğe katkıda bulunmakla” suçluyorlar.