Ümit Zileli
19 Ocak 2021

Kadınların “yok” hükmünde olduğu memleket!


İsviçre’de yaşayan 17 yaşındaki Z.Ç. Mardin Kızıltepe’de yaşayan akrabalarını ziyaret etmek için Türkiye’ye gelmişti. Kızcağız geldikten kısa bir süre sonra öz amcası Osman Sur’un tecavüzüne uğradı.

Tecavüze uğradığını anlatan kıza kendi ailesi de dahil hiçbir akrabası inanmadı. Z.Ç. akrabaları tarafından amcasına iftira atmakla dahi suçlanınca intihar teşebbüsünde bulundu. Bunun üzerine ailenin başvurusuyla DNA testi yapıldı ve çıkan raporla Osman Sur’un öz yeğenine tecavüz ettiği kanıtlandı, mahkeme tarafından da tutuklandı…

Hapishanede 4.5 ay kalan amca Sur’un bu süreçte gerçekleşen davasının ilk celsesinde mahkeme, delillerin toplanmış olması, delillerin karartılma riski olmaması ve sanığın kaçma riski olmamasını gerekçe göstererek tahliye kararı verdi!

Serbest kalan amca Osman Sur, mahkeme önünde davul zurna ve zılgıtlarla karşılandı. Halay çekildi, havaya ateş açıldı;

Aynı zamanda cinsel saldırıya uğrayan Z.Ç’nin de akrabası olan bu insanlar, tecavüzcünün serbest kalmasına pek sevinmişlerdi!..

Z.Ç. sosyal medyada olanları görünce bir kez daha intihara kalkıştı… Ablası Pervin Şişman, cinsel saldırının DNA raporuyla kanıtlanmış olmasına rağmen babalarının bile kendi kızına inanmadığını, bunu iftira olarak gördüğünü, kardeşinin bu nedenle çok acı çektiğini, intihar teşebbüsünde bunun da etkisi olduğunu anlattı!

Yukarıda anlattıklarım bir kurgu ya da, öykü değil, bu ülkede maalesef örneğine çok rastlanan, gazetelerin üçüncü sayfasında hemen her gün okuduğumuz türden bir dram! Kadın cinayetlerinin önemli bir kısmının “aile meclislerinde” alınan kararlar doğrultusunda işlendiği düşünülürse, bu olayda bir ölüm yaşanmaması dahi neredeyse şükredilecek bir durum!

Peki ya adalet, ya bu kızın gelecek yaşamında bırakacağı o büyük yara ne olacak?

O noktada maalesef söz bitiyor, kalem duruyor!

★★★

“İki tokat üç yumruk!”

Bir siyasetçi ve bir gazetecinin Ankara’nın göbeğinde, evleri önünde, güpegündüz saldırıya uğramasının ardından gözler MHP’ye çevrilmişti.

Çevrilmişti çünkü hem Selçuk Özdağ hem de Orhan Uğuroğlu son günlerde MHP’yi eleştirmiş bunun karşılığında da parti üst düzeyi tarafından ağır biçimde hedefe oturtulmuşlardı… Üstelik daha önce birçok eski MHP’li isimde aynı şekilde saldırıya maruz kalmıştı. Ortak noktaları da aynıydı:

MHP’yi eleştirmek!..

Devlet Bahçeli, dün yaptığı açıklamada yine ağır konuştu, üç köşe yazarını daha isimlerini vererek suçladı; Elif Çakır, Yıldıray Oğur ve Taha Akyol’a yakıştırdığı sıfat şöyleydi:

Kiralık köşe yazarları!..

Ehh, partinin lideri böyle konuşunca başdanışmanı da duracak değil ya; o da MHP’nin yayın organı Türkgün gazetesinde “Bu muhalefetin aklı ve karakteriyle hukuk aranmaz” başlıklı yazısında şöyle dedi:

İki tokat, üç sopa yiyen için ortalığı ayağa kaldırıp, 846 kişinin katilini ‘serbest bırakın’ demek bu kadar basit olmamalı!

Selahattin Demirtaş olayı ile saldırıya uğrayan iki kişinin ne alakası var sorusunu bir yana bırakıp asıl şunu soralım:

Ayağa kalkmak için ille saldırıya uğrayanın ölmesi ya da ağır yaralanması mı gerekiyor?!

Ayrıca Selçuk Özdağ resmen ölümden döndü, yüzünde 17 dikiş, kafasında ve elinde de kırıklar mevcut! Orhan Uğuroğlu deseniz mucize kabilinden kurtulmuş…

Muhalefet partilerini, liderlerini ağır biçimde eleştirebilmek “ruh hastası muhalefet” yaftasını yapıştırabilmek adına böylesine abartılı, ipe sapa gelmez gerekçeler yaratmak yakışıyor mu sorusunu da sormak gerekmiyor mu?

Soralım o halde!..

Yazarlar

Kadınların “yok” hükmünde olduğu memleket!
Ümit Zileli