Can Ataklı
17 Şubat 2021

İtiraf geldiğine göre soru sorabiliriz


ANALİZ

İtiraf geldiğine göre soru sorabiliriz

Yanılmıyorsam Erdoğan’ın “Çarşamba bir müjde vereceğim, ulusa sesleniş konuşmamı dinleyin” sözlerindeki “müjdenin” ne olduğunu kamuoyu ile ilk paylaşan gazeteciyim.

Cumartesi günü YouTube kanalım için yaptığım sohbette, “PKK’nın kaçırdığı iki kamu görevlisi için kurtarma operasyonu yapılacaktı. Erdoğan da bunu müjde olarak duyuracaktı. Ancak maalesef kurtarma operasyonu başarılı olamadı, böylelikle müjde açıklanmadı, vatandaş da müjdenin aya gitme kararı olduğunu sandı” demiştim.

Bu sohbet yayınlandığı ve on binin üzerinde kişi tarafından izlendiği sırada şehitlerimizden kimsenin haberi yoktu.

Haber ancak pazar günü açıklandı.

Belli ki her şey çoktan yaşanmış, bitmişti bile.

Bir an aklıma bir kuşku düştü.

Aldığım bilgi yanlış olabilir miydi?

Bir kurtarma operasyonu mu yapılmak istenmişti, yoksa PKK ağır bir operasyon nedeniyle panik halinde elindeki rehineleri mi öldürmüştü?

Tabii o konu da açığa çıktı.

Bizzat AKP Genel Başkanı, “Kurtarmaya çalıştık ama başaramadık” dedi.

İnanın Erdoğan’ın o sözlerini dinlerken bir an kanımın çektiğini hissettim.

AKP Genel Başkanı’nın “Başaramadık” dediği olayda tam 13 vatan evladı şehit olmuştu. Eğer böyle bir operasyona kalkışılmasa onlar hâlâ yaşıyor olacaktı.

Ama içimi daha da acıtan, AKP Genel Başkanı’nın “Artık bundan sonrasına bakacağız” sözleri oldu.

Sanki takımı yenilmiş kaptanın teselli araması ve “lig bir maratondur, bundan sonrasını kazanacağız” demesi gibi geldi bana.

Ancak şurası da bir gerçek ki, AKP Genel Başkanı en azından benim daha fazla yazmaya çekindiğim kurtarma operasyonunu doğruladı, bir anlamda itiraf etti.

O halde artık çekinmenin gereği yok, sorular sorabiliriz ki, bu zaten kamu adına en doğal hakkımız.

En önemli soru şu bence; “5-6 yıl hiç ses etmeden bekledikten sonra neden böyle bir kurtarma operasyonuna karar verildi?”

– Kaçırılan kişilerin tamamı şehit edildikleri mağaraya neden taşınmışlardı?

– Kaçırılan kişileri bugüne kadar kurtarmak için neden hiçbir şey yapılmadı?

– Kaçırılan kişilerle ilgili istihbarat kimden geldi?

– Operasyon emri bizzat Başkomutan sıfatıyla AKP Genel Başkanı tarafından mı verildi?

– Milli Savunma Bakanı’nın operasyonla ilgili bilgisi ve yetkisi hangi düzeydeydi?

– Mağaralara giriş çıkışın ne kadar zor olduğu bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından açıklandığı halde, böyle bir yere operasyon yapılması doğru bir karar mıydı?

– Eğer bu operasyon bir kurtarma operasyonu olarak hazırlandıysa neden öncesinde büyük gürültülerle kamuoyuna açıklandı?

– PKK’nın bu kişileri neden kaçırdığı biliniyor mu?

– PKK bugüne kadar elinde rehin tuttuğu kişilere karşı ne istedi?

– Erdoğan, “Teröristlere samimiyetle el uzattık ama onlar hunharca ısırdı” derken ne kastetti, PKK ile samimi biçimde kim, ne zaman ve hangi koşullara göre görüştü? PKK uzatılan eli nasıl ısırdı, ne yaptı?

– Böyle bir tür başarısızlık Türkiye’nin başına ilk kez geliyor, bu olay nasıl soruşturulacak, başarısızlığın sorumluları kimlerdir ve haklarında nasıl bir yaptırım uygulanacak?

– PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin elinde başka rehineler var mı?

– Daha önce iki askerimizin IŞİD tarafından kaçırıldığı ve yakılarak öldürüldükleri doğru mu?

– PKK veya başka terör örgütlerinin varsa elindeki rehineleri kurtarmak için ne yapılacak?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

BU KADAR DA UÇMAYIN NE OLUR

Diyanet İşleri Başkanı’nın olmadığı yer yok artık.

Cami açılışından güvenlik toplantısına, Anayasa Mahkemesi töreninden ekonomik önlem toplantısına kadar cübbesi ve sarığı ile Diyanet İşleri Başkanı ille de boy gösteriyor.

Hemen her konuda da konuşuyor başkan, kendi konusu olsun olmasın…

Ancak öyle anlar geliyor ki insan, “Bu kadar da uçmayın” demeden edemiyor.

Örneğin Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, korona salgını nedeniyle de konuştu önceki gün.

“Salgın sürecinde milletimizi teskin etmek, manevi güç ve moral vermek, tedbirlerin uygulanmasını sağlamak, Vefa destek çalışmalarına katılmak gibi, pek çok açıdan teşkilatımız bu sürecin en aktif kurumlarından oldu” diyen Erbaş ardından uçuşa geçmiş.

Bakın şimdi Ali Erbaş’ın şu sözlerine;

“Diyebilirim ki, sağlık teşkilatımızdan sonra en fazla bu sürecin içinde yer alan bizim hocalarımız oldu. Bir yandan camiler ve cuma namazları konusunda olduğu gibi, zor kararlar almak durumunda kaldık. Camilerimizde cemaatle namaz kılamadık ama minarelerden aylarca dualarla, salalarla milletimize destek olmaya çalıştık.”

Zor zamanlarda dini törenler düzenlemek, dua etmek toplumlara elbette güç ve moral verebilir.

Ama bunu bu kadar abartıp canlarını ortaya koyan sağlık çalışanları ile sanki aynı işi yapıyormuş gibi konuşmak en azından ayıptır.

KOMİK

Sen neymişsin be abi

İster istemez aklıma Mazhar Fuat Özkan üçlüsünün o çok ünlü şarkısı geldi.

Girişi şöyleydi şarkının.

Peki peki anladık

Her şeyden sen anlarsın

Peki peki anladık

Her şeyi sen bilirsin

En güzel grubu sen kurdun

En güzel ritmi sen buldun

En iyi dalgıç sensin

En güzel filmi sen çektin

Peki peki anladık

Sen neymişsin be abi!

Niye geldi bu şarkı sözleri aklıma?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, sonunda Amerikan mevkidaşı Blinken ile telefonla görüşme başarısı sağlamış.

Ardından da bu sevincini bir açıklama yaptırarak taçlandırmış.

Denmiş ki bu açıklama; “Sayın Bakanımız, ABD Dışişleri Bakanı’nı yeni görevi nedeniyle tebrik etmiştir. Yeni ABD yönetimiyle karşılıklı saygıya dayanan açık ve samimi bir diyalog geliştirme hususunda mutabık kalınmıştır. Görüşmede ikili ilişkiler tüm boyutlarıyla ele alınmış, bazı bölgesel meseleler ile FETÖ, PKK/PYD, terörizmle mücadele, S-400, Suriye, Doğu Akdeniz konularına da değinilmiştir. Görüşmede, ABD tarafından son dönemde yapılan açıklamalardan duyduğumuz rahatsızlık da dile getirilmiştir. İki bakan önümüzdeki dönemde gündemdeki tüm konuları daha ayrıntılı bir şekilde görüşme konusunda mutabık kalmışlardır.”

Bravo ki ne bravo yani…

O kadar konuyu bir konuşmaya nasıl sığdırdınız böyle?

Hayır yani, bu açıklama doğruysa yeni Amerikan Dışişleri Bakanı da süper adam vallahi.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Amerika, katliamı neden PKK’nın yapmamış olacağını düşünüyor?

Bu köşede dünkü yazılarımdan biri Amerika’nın 13 şehidimiz üzerine yaptığı açıklamaya tepki yazısıydı?

Çünkü Amerikan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada şehitlerimiz için üzüntü duyduğunu belirtirken “Eğer bunu yapanın PKK olduğu teyit edilirse çok şiddetle kınayacağız” diyordu.

Olacak şey değildi bu elbette.

İktidarın ne tepki vereceğini merak ediyordum.

Hesapta bir tepki verdiler.

Ama tepki Amerika’ya yönelik değil, içeriye propaganda biçiminde oldu yine.

Çünkü ortada yine bir yaptırım yoktu.

Sadece “Dostsan dostluğunu bil” türü bir efelenmeydi yine.

Boşa konuşma yani.

Ardından güya “azarlamak için” Amerika Büyükelçisi, Dışişleri’ne çağrıldı.

Ardından yüzümüze baka baka sanki yapılan yanlış düzeltiliyormuş gibi aynı açıklama bu kez Dışişleri tarafından teyit edildi.

Dışişleri bilgilendirmesinde, Amerika’nın açıklamasını düzelttiği ve olaydan PKK’yı sorumlu tuttuğunu ilettiği dile getirildi.

Amerika aslında yine “PKK yaptı” demiyordu, “Sorumlu” diyordu.

PKK bu kişileri zamanında kaçırmış olarak zaten sorumlu, Amerika kimi kandırıyor?

Ama buradaki vahim durum bana göre şu; Amerika bu kadar korkunç bir olayda neden PKK’nın yapmamış olabileceğini düşünmüş olabilir ki?

Bunun cevabını verebilir mi Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı veya MİT?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

PKK terörünü kınayamayan kim acaba?

Aynı şey başarısız kurtarma operasyonundan sonra da oldu.

İktidar ve yandaşları kendi hatalarını gizlemek için yine muhalefeti suçlamaya kalktılar.

AKP Genel Başkanı, “Hepinizin eli kanlı” diyerek kendileri dışındaki herkesi yine terörist ilan etti.

Böyle durumlarda çok sinir bozucu saldırılardan biri de “Siz önce şu PKK’yı bir kınayın” türü parmak sallamalar.

Yine yaptılar bunu son olaydan sonra.

Sarayın temsilcisi tweet attı; “Bakıyorum da yine PKK’yı kınayamamışlar, adını bile anamamışlar” dedi.

Biraz insaf diyeceğim ama var mı acaba?

Ancak tabii millet de bu kez o kadar saf davranmıyor.

AKP teşkilatlarına ve cengaver gibi savaşan medyasına rağmen toplumun önemli bir kesiminde ciddi huzursuzluk olduğu da görülüyor.

Örneğin dün AKP’lilerin, PKK ve lideri Abdullah Öcalan için daha önce yaptıkları övgü konuşmalarının başlıkları sosyal medyada yine yayıldı.

 

Elbette bu millet, Yalçın Akdoğan’ı, Bülent Arınçı’ı, Beşir Atalay’ı, Yasin Aktay’ı unutmaz, unutamaz.

Elbette bu millet, tetikçi gazetecilerin daha düne kadar Apo için düzdükleri methiyeleri unutmaz, unutamaz.

Elbette bu millet, sırf İstanbul’u kazanmak için terör örgütü liderinin yine terörden aranan kardeşinin TRT ekranlarına çıkarılmasını ve “oyunuzu AKP’ye verin” dedirtilmesini unutmaz, unutamaz.

Elbette bu millet, akil insan sıfatıyla şehir şehir, kasaba kasaba gezip “Abdullah Öcalan aslında çok iyi biridir” diye propaganda yapmasını unutmaz, unutamaz.

Elbette bu millet, muzaffer komutanlar gibi Türkiye’ye giren teröristlerin ayağına hakim gönderilmesini unutmaz, unutamaz.

Bu millet aslında hiçbir şeyi unutmaz.

Unutacağını sananların nasıl bir hüsrana uğrayacağını göreceksiniz.

Yazarlar

İtiraf geldiğine göre soru sorabiliriz
Can Ataklı