İçimizdeki Hafterci Kim?..

13 Ocak 2020

Ağrılarla uyandığım bir pazar sabahı… Üstelik hatun da hasta… Ortalığı fena halde kasıp kavuran bir salgın hastalık var. Kısacası çok tatsız başladık güne. Okurlarımıza karşı yerine getirmemiz gereken görevlerimiz benim için birinci derecede bağlayıcıdır. Hastalık beni yatağa çivilemeden haber verme faaliyetlerini aksatmamaya çalışırım. Yazımı, haberimi tamamladıktan sonra acil servise çook gitmişliğim vardır. Benimle mesai arkadaşlığı yapan dostlarım en yakın şahitlerimdir. Artık siz buna meslek aşkı mı yoksa enayilik mi dersiniz?.. Tercih sizin!..

Dedim ya, tatsız başladık güne…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin istişare toplantısının kapanışında yaptığı konuşmayı baştan sona izledim. Hastalığı nedeniyle uzun bir süredir Devlet Bahçeli siyasi görüşlerini yazılı açıklamalarla kamuoyuna bildiriyordu. Kameraların karşına çıkmıyordu. Yazılı metinlerin çoğunluğunda güvenlik bürokrasinin bir kesiminin ağır kokusu vardı. Dünkü canlı açıklamalarda ise eski grup toplantıları havasındaydı. Yine bol hakaret yine bol hamaset!.. Önünü ardını düşünmeden istediğini istediğinle yapıştır… Bir araya getir sonra da “hain”, “terörist” ilan et… Sanırsınız kendisinden başka bu dünyada vatansever yok!.. Bahçeli’ye birileri mutlaka hatırlatmalı; bugün desteklediği çözüm süreci, Oslo’nun mimarı, Dolmabahçe mutabakatının baş aktörü iktidar, dün o Esad ile beraber ailecek tatil yapıyordu, “kardeşim Esad” diyordu ve bunları Türkiye’nin menfaatleri için yaptığını savunuyordu. HDP ile yan yana getirdiği o siyasi parti ile Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan’a karşı ortak Cumhurbaşkanı adayı çıkarmıştı. “Ekmek için Ekmeleddin” gibi bir dahiyane buluşa beraber imza atmışlardı!.. Devlet Bahçeli, bedevi çöllerinde Mehmetçiğin can vermesini istemeyen ve Libya’ya asker gönderme teskeresine karşı çıkanların alayını Hafterci ilan etti. Merak ediyorum; bu ülkede, bugüne kadar kimin veya hangi partinin Hafter’i savunduğunu. Kutsal metinin (!) ayarı her zamankinden fazla kaçırılmıştı. Devlet Bahçeli’nin konuşmasının tamamından, derin dehlizlerdeki güç, saray savaşlarının izlerini buldum!..

★★★

Tatsız başlayan pazar gününün tek umut verici haberi Libya’da ve İdlib’de eş zamanlı olarak başlayan ateşkes süreci idi. Kahraman Mehmetçiğimizin selameti için sevindim, umutlandım. Dağınık bir halde Suriye’de uzun süredir görev yapan askerlerimiz zor günler geçiriyor. TSK’da kadro sıkıntılarının ayrıntılarına girmek istemiyorum. Tezkere Meclis’ten geçtikten sonra Libya’ya 1 tabur komando gönderilmesi için hazırlıklara başlanmıştı. Hazırlılara devam ediliyor. Bitlis’deki komanda tugayına ek olarak Suriye’de görev yapan komandolarımızdan da Libya’ya sevk için hazırlıklar yapıldığını işitmiştim. Askerde her askeri harekat öncesinde bir test yapılır. Adına; “UTK testi” derler. Açılımı; Uygunluk,Tatbik edebilirlik, Kabul edilebilirlik… Daha bugüne kadar, karargah işçinde konuşup da “Evet Libya’ya asker gönderme UTK testinden geçer” diyen komutana rastlamadım!..

Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun, Türkiye ve Rusya tarafından yapılan ateşkes çağrısını kabul etmesi oldukça sevindirici. İdlib için de aynı durum söz konusu… Şimdi önümüzde duran soru; Libya’da ilan edilen ateşkese rağmen iktidar asker sevkiyatına devam eder mi?.. Soruya bugünden kesin bir cevap vermek imkansız. Çünkü, Suriye’de de benzer süreçlere şahit olmuştuk. Kaç defa ateşkes ilan edilip bozulduğunu hatırlayanız var mı?..  Gelişmelere gerçekçi bakmakta çok fayda var;

1-Libya’da ateşkes sağlanmasını isteyen sadece Rusya ve Türkiye değil. Ateşkes AB ülkelerinin de işine geliyor ve destekliyorlar. Çünkü, Avrupa, İtalya üzerinden gelebilecek bir göç dalgasından çok korkuyor.

2-Aynı Irak ve Suriye’de olduğu gibi Libya’nın da bölünmesi çok parçalı bir yapı olması emperyalist güçlerin çok işine geliyor. Hafter’e daha fazla yol vereceklerini ve tamamen Libya’yı kontrol etmesine müsaade edeceklerini düşünmüyorum.

3- Bence en dikkat edilmesi gereken madde… İstanbul’daki görüşmenin ardından, Libya için ateşkes sürecini başlatan ve ön alan sanki Tayyip Erdoğan’mış gibi bir hava yaratıldı. Bazı yandaşlarda bilinçli algı operasyonuna balıklama daldı. Her zamanki iç politik hesapların kurbanı olarak. Ancak, buna, dış politikadan biraz nasibini alan kargalar bile güler. Putin, hiç Hafter’den garanti almadan veya onu ateşkese önceden razı etmeden bu işe girer mi?.. Demek ki; İstanbul’da Erdoğan’a, “Çık sen başrolü oyna. İçerde de ihtiyacın var. Gerisini merak etme sen” dendi.  Körün istediği bir göz misali!..

Libya’da suların hiçbir zaman durulmayacağına inanıyorum. Berlin sürecine kadar bu durum devam edebilir. Biz de bol bol “Tayyip Erdoğan şu batılı liderle bu batılı liderle görüştü “gazlamaları devam ederken, Putin’in perde arkasında o batılı liderlerle daha fazla görüşüp pazarlılar neticesinde daha fazla avantaj sağladığını düşünüyorum, fotoğrafa dikkatlice bakın;

Libya’da ateşkesin ilan edilmesi ile Rusya ve Putin, Hafter’i kontrol eden güç olduğunu tüm dünyaya kabul ettirdi. Aynı Suriye’de olduğu gibi Libya’da da çok önemli ve etkin bir güç oldu. Suriye ve Akdeniz’deki açılımlarını Libya ile taçlandırdı.

AKP iktidarının zaafları yüzünden devamlı yancı pozisyonunda kalmaktan öte geçemiyoruz. İnanmayan  son günlerde Rus basınında çıkan haberlere bir baksın!.. İdlib’deki tezgahın aynısı!.. Rusya, bize askeri gözlem noktaları kurdurarak, mutabakat yaparak önemli bir rol vermiş gibi yaptı. Bunun içerdeki pazarlaması da gayet başarılı idi!.. Sonra ne oldu?.. ”M-4” olarak bilinen çok hayati Halep-Lazkiye Karayolu’nda kontrolü ele alıyorlar. Cihadçı grupları da Hatay sınırımıza iterek bizi tehdit altında bırakıyorlar. Suriye’de etkinliklerini iyice arttırırken NATO’yu da batıdan sıkıştırmış oluyorlar. Eskiden durum bunun tam tersiydi. Bizimkilerde içerde İdlib başarısı savuruyorlar!..

Havaya, civaya, afraya, tafraya aldanmadan şimdi bana söyleyin. Kim kahraman?.. Kim dünya lideri?..

Cümleten hayırlı pazartesiler!..