Can Ataklı
3 Mart 2021

Hormonlu değil zehirli büyüme


BUNU YAZMAK GEREK

Hormonlu değil zehirli büyüme

Gazeteci dostum Meriç Köyatası ile uzun süredir görüşemiyorduk.

2000’li yıllara gelirken mesleğinin zirvesinde olduğu sırada “Tamam artık, bundan sonra keyfimi süreceğim” diyerek işi bırakmış ve güney sahillerinde sakin bir hayat sürmeye başlamıştı.

Yıllar geçti Meriç Köyatası keyfini hiç bozmadı.

Taa ki 2020 yılına kadar.

Dün konuştuk, çok sevindim tekrar buluştuğumuza, dedi ki “yaşadığım hayat çok keyifliydi. Ama ülkenin durumu kötü, bu kadar keyif yeter, bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm.”

Benim zaman zaman yazılarını paylaştığım Rifat Serdaroğlu’nun çalışmalarını ilgiyle izlediğini belirtti.

Sonra da kendisini arayarak “Size ekonomi konusunda yardım etmek istiyorum” demiş.

Yardım kısa sürede siyasi çalışmaya dönüşmüş ve Meriç Köyatası, Doğru Parti’nin “ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı” olmuş.

Dünkü sohbetimizde “Bugünkü yazında hormonlu büyüme tanımını kullanmışsın. Eğer yanılmıyorsam bu tanımı ilk kez 2005 yılında Akşam gazetesindeki bir yazamda ben yapmıştım. Bir anlamda bunun mucidiydim” dedi ve ekledi “Ama artık hormonlu büyüme demek yanlış oluyor çünkü bu büyüme zehirli.”

Son çeyrekteki yüzde 5.9, yıllıkta ise yüzde 1.8’lik büyümenin “kulağa hoş geldiğini” söyleyen Köyatası “Daha önce hormonlu büyüme dediğimiz bu şey şimdi zehirli hale geldi, arasındaki farkı şöyle anlatayım” dedikten sonra lafını kestim “Dur” dedim “bundan sonrasını not almam gerek.”

Aldığım notlar şöyle;

Ekonomi büyüdükçe, o ülkede insanların geliri, zenginliği, refahı artar. Yatırımlar çoğalır, işsiz insanlara yeni iş kapıları açılır, işsizlik azalır. İhracat artar.

Oysa şimdi ekonomi büyüdükçe ihracat değil ithalat artıyor. İhracat yüzde 15 geriledi, buna karşılık ithalat yüzde 7 arttı.  Ekonomi büyüdükçe, Türkiye’nin dış açığı artıyor, borcu artıyor. Kişi başına milli gelir 9213 dolardan 8599 dolara gerilemiş.

Ekonomi büyüdükçe işsizlik azalır, insanlar iş bulur. Bizde tam tersi. İşsizlik almış başını gitmiş, yüzde 28’i bulmuş.

Büyüdükçe borç batağına batıyorsun, büyüdükçe insanlar bırakın iş bulmayı, işini kaybediyor. Bu büyümenin içindeki en büyük zehir.

Zehir bununla kalsa iyi… Dahası ve hatta beteri var. Hane halkının tüketimi yüzde 3.2 artmış. Ama geliri artmış mı? İşgücüne yapılan ödemeler milli gelirin yüzde 34.8’i iken yüzde 33’e düşmüş. Çalışanlar, bu ekonomik büyümeden bırakın payını almayı, mevcut payları azalmış. Küçük bir azınlık zenginleşmiş, çoğunluk fakirleşmiş.

Ekonomik durgunluğu aşmak için, basiretli yönetimlerin olduğu ülkelerde halka gelir transfer edilir. Gelir desteği sağlanır, geliri artırılır. Halk da tüketimini artırır, piyasa canlanır, sanayici üretimini artırır, yatırım yapar. Ama bizde tersi olmuş. Gelir azalmış, buna karşılık tüketimi artırmak için ucuz faizle tüketici kredileri dağıtılmış. Tüketiciler de bu kredilerle gitmiş otomobil satın almış, altın ithal etmişler.

Şimdi bu kredilerin çoğu geri dönmüyor. Bankalar Birliği’ne göre batık krediler ile batmamış görülen ama geri ödenemeyen kredilerin toplamı 500 milyar lirayı buldu. Tüketimi, halkın gelirini artırarak değil de kredi ile artırırsan, bu da başlı başına bir toksin kaynağıdır, ekonomiyi zehirler.

Meriç Köyatası ile daha pek çok şey konuştuk.

Ekonominin büyümüş gibi görünmesinin nedenlerini de anlattı.

Kamu bankalarından düşük faizle alınan kredilerin altına yatırıldığını bu nedenle altın ithalatı yapıldığını TÜİK’in altın ithalatını gayrisafi sabit sermaye yatırımı diye milli gelir hesaplarının içine koyduğunu ve ekonomiyi büyümüş gibi gösterdiğini anlattı.

Köyatası “Çok basit bir soru sormak istiyorum” dedi “Madem büyüdük nerede bir fabrika, nerede bir üretim merkezi, nerede bir turizm yatırımı, bunlar olmadan büyüme mi olurmuş.”

Peki yapılması gereken ne?

Köyatası şöyle dedi; “Doğru döviz kuru politikasıyla, doğru planlamayla, tarımsal üretimi, ihracatı ve katma değeri yüksek sanayi yatırımlarını teşvik eden, bir avuç yandaş ve paydaşı zengin etmek yerine halkın mutluluğunu gözeten bütçe ve ekonomi politikaları uygulamak.” 

YENİ ÖĞRENDİM

Cem Uzan’dan iktidara müthiş eleştiriler

Gazeteci, yönetmen Veysi Dündar çok sık görüştüğüm, fikirlerine çok değer verdiğim bir dostum, arkadaşım.

Sıklıkla buluşuyoruz, pandemi koşullarında ayakta geçiştirilen bir kahve içimi süresince olabildiğince sohbet ediyoruz.

Geçenlerde “Senin eski patronu izledin mi?” dedi.

“Yok” dedim “Nerede konuştu?”

20 Şubat’ta Şaban Sevinç’in YouTube kanalında çok önemli eleştiriler yapmış iktidara yönelik.

“Ben notlar aldım” dedi Veysi Dündar “sana da göndereyim.”

Sonra ben de izledim Cem Uzan’ı, Veysi Dündar en çarpıcı noktalarını not almış, sizlerle de paylaşayım bu eleştirileri;

Türkiye ekonomisi iflas etti. Dış borçla büyümeye çalışıyorlar.  Aldığımız borç paraya Euro bazında yüzde 13 faiz ödüyoruz. Böyle bir faiz ödeyen başka ülke yok.

AKP özelleştirmelerden aldığı rüşvetleri Katar’da saklıyor.

Tüm özelleştirmelerde AKP yüzde 20 komisyon almıştır.

İstanbul Havalimanı 30 milyar dolar maliyet. Pekin Havalimanı daha büyük 8 Milyar dolar maliyet. Buna Allah’ın hazineleri bile yetişemez.

Yarım hamile kalınmaz. Eğer sözleşme yaptıysanız AİHM kararlara uymama lüksüne sahip değilsiniz. Yargı kararını uygulamakla yükümlüsünüz.

Anket şirketleri doğruyu yansıtmıyor. Ankara ve İstanbul seçimlerinde AKP favori idi hatırlayalım. Sonucu gördük değil mi?

Benim 9 milyar dolara satmadığım Telsim’i, Londra’da 2.5 milyar dolar rüşvet alıp 4.5 milyar dolara sattılar.

Hazirana kadar Anayasa değişikliğine “Hayır” demek lazım. Erdoğan, emekli olana kadar. Zira bu değişiklik talebi kendisi içindir.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Biraz çarpıtma nasıl bir şey oluyor?

Sarayın en önemli adamı İbrahim Kalın, Türk-Amerikan ilişkilerini değerlendirmiş iktidar medyasının iri gazetesi Sabah’a.

Kalın, Amerika ile her sorunu çözmeye hazır olduklarını tekrarlamış yine.

Tabii S-400 konusunu da konuşmuş.

Milli Savunma Bakanı’nın “S-400 için Girit modelini uygulayabiliriz” sözlerine de açıklık! getirmiş.

Demiş ki; “Öyle bir formül gündemimizde yok. Farklı yorumlar yapılsa da aslında Sayın Bakanımız (Akar) böyle bir şey kastetmedi. Bu konu biraz çarpıtıldı. S-400’le ilgili kararı bir günde vermedik. Sayın Cumhurbaşkanımız, savunma sanayii ile ilgili toplantılarda bu konuyu derinlemesine ele aldı.”

Akar’ın “Girit formülü” dediği, Güney Kıbrıs’ın aldığı ancak öncelikle AKP iktidarının itirazı sonucu Yunanistan’a devredilen, onun da gidip Girit’teki bir yer altı üssüne gömdüğü S-300 gibi S-400’lerin bir depoda çürümeye bırakılması.

İbrahim kalın bu açıklamanın “biraz” çarpıtıldığını söylüyor.

Az, biraz veya çok, burada çarpıtılma nerede söyler misiniz?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

“İnadına” diyenlere tarihten “inatla ilgili” özlü sözler

Ekonomi çok kötü.

Dış politika dökülüyor.

Sosyal dengeler bozuldu.

AKP’nin çok ciddi oy kaybettiğini artık saray bile kabullendi.

Çıkış arıyorlar.

“Ay’a gideceklerini” bile söylediler kafa karıştırmak ve gündem değiştirmek için.

Ama tutmuyor.

Kanal İstanbul öne sürüldü tekrar.

Sanki çok gerekli bir şeymiş gibi “inadına yapacağım” dedi AKP genel başkanı.

Bir okurum Mehmet Zekai Küpçük’ün derlediği “Bilgelik ve hikmet yolcusuna özlü sözler” kitabından “inat ve inatçılıkla” ilgili tarihteki ünlü isimlerin söylediği güzel sözleri toplayıp göndermiş.

Bilmem acaba “İnadım da inat” diyenlere bir faydası olur mu?

– Düşüncelerde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir. (Bernard Burton)

– İnatçı bir adam fikirleri tutmaz, fikirler onu turar. (Alexander Pepe)

– İnatçılık, insan için ağır bir yüktür; inatçılıktan kendini kurtar ve onunla savaş. (Yusuf Has Hacip)

– Haklının sebatı, inat değildir. (Muallim Naci)

– Bir bey için fena olan şeylerden birisi inatçılıktır. (Yusuf Has Hacip)

– İnat ile barbarlık arasında bir tek adım vardır. (Diderot)

– İnadın gözü meleği şeytan görür.  (Bediüzaman)

– Herkeste olan dört şeyden, dört şey daha meydana gelir: İnatçılıktan, rezillik; öfkeden, pişmanlık; kibirden, düşmanlık; tembellikten de düşkünlük. (Feruiddin-i Attar)

l Pek çok insan, bir zamanlar girdikleri yol hakkında inatçıdır; amaçları hakkında inatçı olanlar ise çok azdır. (Fredrich Nietzche)

KOMİK

Yine Gezi mağduriyetine İtalya’dan gönderme

Başı ne zaman sıkışsa AKP genel başkanı hemen mağduriyet edebiyatına sığınıyor biliyorsunuz

Dış güçlerden yakınıyor, şer odaklarının saldırısı altında olduğunu söylüyor, şahsının hedef alındığını ileri sürüyor, 28 Şubat’tan, Gezi’den dem vuruyor.

Tabii bu mağduriyetler dile getirilirken pek doğru olmayan iddialara da yer veriyor.

Örneğin Gezi’de camilere ayakkabı ile girilmiş içki içilmişti. Bunların görüntüleri vardı.

“Bu Cuma yayınlıyoruz” demişti.

Üzerinden 400 küsur cuma geçti hâlâ görüntü bekliyoruz.

Kabataş’ta vandallar “türbanlı bacımızın üzerine işemişti” bunun da görüntüleri vardı, sonra çıktı bir tane ortaya ama türbanlı bacımızın sakin sakin karşıdan karşıya geçtiği görülüyordu o kadar.

Ama bakın elin oğlu kendi ülkesindeki “çarşaflı bacısının eteğine işeyenin” görüntüsünü anında bulup çıkarmış.

Yazarlar

Hormonlu değil zehirli büyüme
Can Ataklı