Ümit Zileli
7 Ocak 2021

Her taşın altında “darbe!”


Önce türbana sarıldılar…

Çok uzun süre mağduriyet üzerinden tepe tepe kullandıkları, yıllar öncesinde kalmış, artık emniyetinden adliyesine her yere girmiş başörtüsü konusunu can havliyle gündeme sokmaya çalıştılar!

Peki nasıl? Fikri Sağlar’ın bir TV programında söylediği bir cümleyi “türbana düşmanlık” şeklinde lanse edip, yandaş medyada manşetlere çıkardılar!

Peki niçin? Çünkü elde malzeme kalmamıştı da onun için! Yoksulluktan kan ağlayan, pazar yerlerinde akşamı bekleyip en ucuzundan birkaç meyve, biraz sebze alabilmek için didinen insanların oylarına her zamankinden daha muhtaçlardı da onun için! İşçinin, köylünün, çiftçinin, emeklinin içine yuvarlandığı kapkara tablonun gözlerden uzaklaştırılması gerekiyordu da onun için!..

Ama olmadı! Türban kampanyası “o hoş kubbede bir küçük seda, bir ufak akis bile olamadı!

Diğer bir deyişle toplum yemedi, alıcısı kalmamıştı!

Bu kez, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un piyasaya yeni çıkan kitabı “1960-1980 aArası Güç Odaklarının Mücadelesi” üzerinden “darbe iması”, “darbeye çağrı” kampanyası patlattılar! Cumhuriyet gazetesinden İpek Özbey’le söyleşisinde “Şayet Menderes 25 Mayıs günü erken seçim çağrısı yapsaydı ne olurdu?” sorusuna Başbuğ şu yanıtı vermişti:

Menderes o konuşmada (Eskişehir’deki) Sıtkı Yırcalı’nın önerdiği erken seçim ilanında bulunsaydı darbe olmayabilirdi!

Nedenine de değiniyor “Seçim kararı almış bir iktidara dokunulamayacağını” dile getiriyordu Başbuğ… İktidarın “keskin zekalı” kurmayları, Saray’ın danışmanları ve tabii yandaş medyanın “keskin kalemleri” şak diye buluverdiler “darbe çağrısını!

Meğer, Başbuğ günümüzün hükümetine “Erken seçime gitmezse darbe olur haa” sopasını göstermiş, iyi mi!

Zannımca bu muhteremlerin neredeyse hiçbirisi, Başbuğ’un kitabını bırakın okumayı, kapağını dahi görmemiş! Eğer görselerdi, kitabın arka kapağında şunu okuyacaklardı:

Adnan Menderes 25 mayıs 1960 günü erken seçim kararı alındığını açıklasaydı ne olurdu?

Diğer bir deyişle, röportajdan cımbızlamaya gerek yoktu; soru zaten kapakta nal gibi duruyordu!

Ayrıca, bu soru 60’lardan günümüze binlerce kez soruldu, üzerine tezler, kitaplar yazıldı, televizyonlarda tartışıldı! Hiç kimsenin “Vay darbe çağrısı” diye haykırdığını anımsamıyorum!..

★★★

Darbeci gazeteci kalkışmacı gençlik!

Haliyle Başbuğ kampanyası da yattı!..

Ancak iktidar ve yandaşlarının bırakmaya niyeti yoktu; bu kez sütun komşum Can Ataklı’ya sardılar! YouTube sitesinde yaptığı 14 dakikalık yorum trol artıkları tarafından kesilip biçildi, bir dakikalık hale getirildi ve “darbe çağrısı” yaftasıyla sosyal medyada yayımlandı! İşin alçaklığı ve iğrençliği bir tarafa, bir çırpıda isimlerini ve de cibilliyetlerini sayıp dökebileceğim gazete, TV ve isimlerin dışında bu kumpasa inanan, kulak veren de olmadı! Daha da komiği, İslamcı cenahın önde gelen kalemlerinden Hakan Albayrak bile mealen şöyle yazdı Karar gazetesindeki köşesinde:

Can Ataklı’dan hoşlanmam, ideolojisinden de… Ancak tamamını seyrettiğim programından darbe çağrısı algılamak mümkün değil!

Hay allah, yine olmamıştı, piyasa deyişiyle “Bu palavrayı da kimse satın almamıştı!”

Eş zamanlı olarak başlayan, Boğaziçi’ne AKP’li bir rektör atanması üzerine buna öğrencilerin ve akademisyenlerin karşı çıkışıyla alevlenen protesto gösterilerine çevirdiler gözlerini; aradıkları “darbe kalkışması” bu muydu yoksa?!

Hemen manşetler atıldı, TV programları hazırlandı sloganı bile hazırdı:

Gezi kalkışması yine sahnede!

Protestoya katılan öğrenciler ve öğretim görevlileri acilen “darbeci-kalkışmacı” ilan edildi. 36 öğrenci evlerinden sabaha karşı eş zamanlı operasyonla toplandı.

Üniversitenin kapısının kelepçelenmesi ise Tarih Baba’nın kara kaplı defterine silinmemecesine kazındı!

Kampanyalar hala sürüyor!

★★★

81 ilde suç duyurusu!

Sürüyor çünkü elde başka malzeme yok!..

Mesela, MHP “Büyük oyunu” hemen anladı ve ifşa ediverdi! AKP vakit geçirmeden İlker Başbuğ, eski CHP milletvekili Fikri Sağlar ve Can Ataklı hakkında 81 ilde suç duyurusunda bulunma kararı aldı…

MHP lideri Devlet Bahçeli bu kararın ardından yaptığı açıklamada aynen şöyle dedi:

Başörtüsü üzerinden kutuplaşma dinamiklerini harekete geçirmeyi planlayan faşist ve faziletsiz simalara müsaade edilmeyecektir!

Çok iddialı değil mi? Hele “müsaade edilmeyecektir” kısmı yıkılıyo!.. Bir de şu cümleye bakalım:

Darbeler arasında mukayese yapmak ya bilgisizliğin ya da bilip de asıl hedefi perdeleyen mahzurlu bit mizacın eseridir!

Sözler oturaklı ancak görüldüğü kadarıyla pek alıcısı yok maalesef! Keşke şu performansı heba edeceklerine memleketin acıklı hallerini çözmeye harcasalar diyeceğim ama…

O da, ufukta bile görünmüyor ne yazık ki!..

Yazarlar

Her taşın altında “darbe!”
Ümit Zileli