Can Ataklı
13 Nisan 2021

Gerçekten darbe olacağını düşünüyor ve korkuyorlar


ANALİZ

Gerçekten darbe olacağını düşünüyor ve korkuyorlar

İktidarın en sadık yayın organı Yeni Şafak gazetesi, dün neredeyse sayfanın yarısını kaplayan bir “başyazı” yayımladı.

Tabii buna başyazı demek zor.

Tipik bir manifestoydu.

Hedefi de Türk Silahlı Kuvvetleri’ydi.

Bugüne kadar hiç görülmemiş ağır ifadelerle dolu bir metindi bu.

Türk Silahlı Kuvvetleri yerden yere vuruluyordu.

Hemen her cümlesi müthiş bir kin, öfke ve nefret doluydu.

Neden?

İlk anda sanki 104 amiralin yazdığı basın açıklamasına tepki gibi görünüyor.

Buradan yola çıkarak 1960’tan bu yana bütün darbeler ele alınmış.

Sorarsanız “darbeyi yapanlara yönelik” bir bildiri olduğunu söyleyebilirler.

Ancak 12 Mart, 12 Eylül hatta darbe denilen 28 Şubat, ordunun hiyerarşisine uygun biçimde yapılmış operasyonlardı.

Bu durumda Yeni Şafak’ın çok aşağılayıcı ifadeleri bal gibi de tüm orduyu ve mensuplarını hedef alıyor.

Bakın birkaç cümle seçeyim, ki o kadar aşağılayıcı cümleler var ki birkaçını seçmek bile çok zor;

“Her seferinde ekonomiye çok ağır yük yüklediniz; ülkeyi, milleti yoksullaştırdınız. Büyümenin, kalkınmanın, refahın önünde en büyük engel siz oldunuz. Kendinize lüks hayatlar inşa ederken faturayı millete, milletin evlatlarına kestiniz. Türkiye, dışarıdaki efendileriniz önünde diz çöksün diye bunları yaptınız.”

“Türkiye’nin uluslararası çıkarlarını ayaklarınızın altında çiğnediniz. Her seferinde milleti üzdünüz; düşmanı sevindirdiniz. Türkiye düşmanlarının emellerine hizmet ettiniz.”

“O kadar yüzsüzsünüz ve ibret almaktan, ders çıkarmaktan o kadar uzaksınız ki, yeniden ve hâlâ şansınızı deniyorsunuz. Ama milletteki vatan sevgisi, inanç, sabır, cesaret, feraset, mücadele kararlılığı ve gücü sizin ihanetinizden büyüktür.”

“Türk milleti; iradesine bağlı askeri, polisi, jandarması ve yargısıyla bütün ihanetlerinizin üstesinden gelebilecek güç ve kararlılıktadır. Hiç unutmayın! Aklınızdan çıkarmayın! Biz buradayız ve daima nöbetteyiz!”

Başyazı görünümündeki manifestonun anlamı bence şu: İktidar, amirallerin bildirisinin bir darbeyi tetikleyeceği konusunda gerçekten korkuya ve hatta paniğe kapılmış.

Bizlerin bilmediği iç ve dış gelişmeler elbette sarayda ele alınıyor ve biliniyor.

Demek ki içeride ve dışarıda öyle şeyler yaşanıyor ki, hiçbirimizin aklına bile gelmeyen darbe, sarayda ciddiye alınıyor ve mevcut orduya, “Dikkat et, böyle bir şeye kalkışırsan sonucu çok kötü olur” deniyor.

Güya “savaşan ordu” diyerek şimdiki orduyu geçmişlerinden ayırmış gibi görünüyorlar ama emekli amirallerin işareti ile darbeye kalkışacak olanın yine bu ordu olacağı çelişkisini de gözden kaçırıyorlar.

İşin özü şu ki, saray artık uyku uyumuyor besbelli.

Neden bir anda böylesi müthiş bir darbe paranoyasına girdiklerinin kokusu yakında çıkar tahmin ediyorum.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Emekliye bayram ikramiyesi 3 bin lira olmalı

Oy oranlarının düştüğünü görmesiyle birlikte, popülist kararlara hız veren AKP Genel Başkanı, emeklilere her bayramda verilen 1000 liralık ikramiyeye enflasyon oranında zam yapacağını açıklamıştı biliyorsunuz.

İkramiye üç yıldır veriliyor ve hiç zam almamıştı.

Dün elime Tüm Emekliler Dayanışma Ağı (TEDA) açıklaması geçti.

Açıklamada, enflasyon oranındaki artış sözünün emeklilerde düş kırıklığı yarattığı belirtilerek, “Üç yıldır eriyen bayram ikramiyesini bu yılın enflasyonuna göre artırmak, geçim derdine düşen biz emekliler için bir anlam ifade etmeyecektir” deniliyor.

Dayanışma ağı açıklamasında şu cümle çok dikkat çekici geldi bana; “Üç yıl önce 1.000 TL bayram ikramiyesi verildiğinde, 1 dolar 4.80 TL idi. Bugün 1 dolar 8.15 TL seviyesindedir. Üç yıllık enflasyon farkı ve emekli maaşlarındaki aşınma da dikkate alındığında 3.000 TL bayram ikramiyesi talebimizin karşılanması gerekmektedir.”

Öyle ya enflasyona bakmak iyi de doların fiyatını da göz ardı edemezsiniz ki.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Gavurun kılıcını sallamak ne demek?

Önce gavur ne demek ona bakalım.

İki anlamı var gavurun.

Birincisi; Müslüman olmayan kimse, özellikle Hristiyan, Avrupalı, batılı demek, ki bu kaba dil olarak tanımlanıyor.

İkincisi ise; dinsel inancı olmayan kimse, dinsiz kimse anlamı taşıyor.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, önceki gün muhalefeti eleştirirken “Gavurun kılıcını sallayarak geliyorlar üzerimize” dedi.

Peki kim bu gavur?

Hani şu iktidar medyasına göre “zeytin dalı uzatan” Avrupa Birliği mi?

Yoksa, “Erdoğan’ı İklim Zirvesi’ne davet eden” Amerikan Başkanı Biden mı?

İyi ilişkiler kurmak için çabalanan İsrail mi?

Sahi kim bu gavur?

Erdoğan’ın, “Üzerimize gavurun kılıcı ile saldırıyorlar” demesi ile Yeni Şafak’ta yayımlanan “korkunç manifestoyu” yan yana getirince yüreklere düşen endişeyi kavrıyorum az biraz.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Tele1’de dünkü programa korona nedeniyle çıkamadım

Bu köşenin okurlarının bir kısmı belki hiç fark etmedi ama dün Tele1’de her sabah yaptığım canlı yayına çıkamadım.

Çünkü korona testi yatırmak zorunda kaldım.

Test sonucu gelmeden de yayına katılmayı yanlış buldum ve benim yerime sevgili arkadaşım Namık Koçak ekranda oldu.

Cuma günü hafif bir halsizlik ve mide bozulması oldu.

Cumartesi gecesi şiddetli bir reflü yaşadım, boğazım hiç böyle yanmamıştı.

Muhtemelen yediğim bir şey dokundu, peynir olabilir, dikkat etmedim galiba son kullanma tarihi geçmiş olabilir.

Hafif ateşim çıkınca eşim de “Korana testi yaptır mutlaka” diye yoğun baskıda bulundu.

Çaresiz pazar günü yakınlarımızdaki Başkent Hastanesi’ne gittim. Durumumu anlattım. Doktor belirtilerin koronaya benzemediğini söyledi.

“Bu durumda teste gerek yok mu?” diye sordum.

Doktor, “Bu sorumluluğu alamam, belirti yok ama test yaptırmak isterseniz yaptırın, ben yaptırmayın diyemem” cevabını verdi.

Testi yaptırdım.

Gece yarısı belki sonuç gelir diye bekledim.

Ama sonuç 24 saati biraz aştıktan sonra geldi.

Negatif.

Bir günüm gitti ama içimizde bir endişe de kalmadı.

ÇOK GÜLDÜM

Oscar Wilde diye bir adam

Geçenlerde sosyal medyada 2016 yılına ait bir Meclis tutanağı gördüm.

Millet gülerek birbiriyle paylaşıyor.

Belki görmeyenler vardır, ben de burada paylaşayım.

Biraz tebessüm edelim bunca sıkıcı konu arasında;

Mithat Sancar (Mardin)–Oscar Wilde’ın bir sözünü aktarmak istiyorum sizlere.

Zeyid Aslan (Tokat)–Kim?

Mithat Sancar–Oscar Wilde.

Zeyid Aslan–O kim ya? (gürültüler)

Mithat Sancar–Araştırın, ne yapayım?

Başkan–Bunu düşünelim.

Ahmet Sami Ceylan (Çorum)– Necip Fazıl’dan biraz örnek verir misin? Bu medeniyetin değerleri de var. Buradan örnek ver.

Başkan–Arkadaşlar, Mithat Bey’i bekleyelim, sözünü bitirsin, ondan sonra.

Halis Dalkılıç–Senin bu medeniyete bu kadar yabancılaşman bizim zorumuza gidiyor.

Mithat Sancar–Bir dinleyin. Tam da bunu söylüyor. Dinleyin, değerlendirme sizindir. Oscar Wilde millidir, milli değildir, onu da tartışın ama şu sözü, lütfen, bu sizin değerlendirmelerinize karşı iki dakika düşünün, sonra da bağırın çağırın, “Kaba güce karşı koyabilirim ama kaba bir mantığa katlanamam. Kaba bir mantık yürütmede adil olmayan bir şeyler vardır. Kaba mantık, zekâya da bel altı vurmaktır.”

Başkan–Konu üzerinde konuşalım.

Mithat Sancar–Esasen konu üzerinde konuşuyoruz.

Adnan Günnar (Trabzon)–Sayın Başkan, şimdi Oscar ödüllerinden bahsetmenin sırası mı?

Ayşe Acar Başaran (Batman)–Oscar Wilde” dedi ya!

Burcu Çelik Özkan (Muş)–Oscar Wilde, Wilde o, ödül falan değil yani Oscar Wilde diye bir adam.

Yazarlar

Gerçekten darbe olacağını düşünüyor ve korkuyorlar
Can Ataklı