Korkusuz

Film mi Gerçek mi?

Film mi Gerçek mi?
Önceki gün yazmıştım.

Bir komedyenle bir istihbaratçı karşı karşıya diye...

Belki de bu satırları siz okuduğunuz saatlerde komedyen ülkeyi terk etmiş olacak.

Veya olmadı birkaç gün içinde...

Kurtlar sofrasına bu kadar hazırlıksız bu kadar umarsız yaklaşan bir ülkeyi bekleyen hazin son.

Ne yazık ki çok sürmedi.

“Arkama batıyı alırım NATO bana sahip çıkar” hayalleri suya düştü.

Ukrayna sınırlarını dahi koruyamadı.

İleride yaşanacak gelişmeleri hep birlikte izleriz.

Kim kazançlı çıkar kim kaybeder...?

★★★

Ben bu konuya biraz farklı bir açıdan bakmayı öneriyorum.

Acaba...

Soğuk savaş bittikten sonra dünya gerçekten tek kutuplu muydu?

Yoksa arkasına Çin’i, İran’ı ve diğer Asya ülkelerini alan Rusya biz farkında olmadan yeni bir kutup mu oluşturmuş ve onun liderliğini mi almıştı?

Yani mücadele Avrasya ile Atlantik arasında mıydı?

Filmler ve belgesellerin izinden giderek anlamaya çalışalım mı?

★★★

Cafer Penahi... İranlı yönetmen...

İranlı yönetmen ama İran’a muhalif bir yönetmen.

İran rejiminin baskılarını anlatan filmler çekiyor.

İlk filmi “This is not a film” yani “Bu bir film değildir” adını taşıyordu.

Yönetmen Penahi bu filmi evinde çekmişti.

Çünkü 20 yıl ev hapsine mahkum edilmişti...!

Senaryosu evde geçen bu filmin, İran dışına çıkarılma yöntemi de bir hayli ilginçti.

Bir kekin içine gizlenen USB bellekle.

Batı dünyası İran rejimini afişe edecek filmi ve yönetmeni bulmuştu.

Yönetmen Penahi’ye ödüller yağmaya başladı.

2015’de bu kez bir taksinin içinden çektiği “Taksi” filmine ise sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden “Altın Ayı” ödülü verildi.

★★★

2012 yılına geldiğimizde Batı dünyası İran’a yüklenmeye devam ediyordu.

Senaryosunu yakışıklı abimiz Ben Affeleck’in yazdığı ve yine başrolünü kendisinin oynadığı “Operasyon Argo” filmi İran’daki ABD Büyükelçiliği’nde rehin kalmış ABD’lilerin kurtarılmasını anlatıyordu.

Doğru tahmin ettiniz.

Devasa bütçeyle çekilen bu filme de ödüller yağdı.


★★★

2013 yılı Avrasya bloğu içinde önemli bir atılım yılıydı.

ABD tarihinin en büyük casusluk olayıyla karşı karşıya kaldı.

Edward Snowden adlı NSA çalışanı elindeki bütün datalarla birlikte kaçtı. On binlerce isim bilgi gizli yazışmanın yanı sıra devlet başkanlarına kadar uzayan tele kulak bilgileri de sızmış oldu.

İki gazeteci... Daha doğrusu bir  belgeselci Laura Poitras ve bir gazeteci Glenn Greenwald bu yüzyılın en büyük casusluk olayını an be an kayıt altına aldılar.

İşte Citizenfour adlı belgesel yani “Dört No’lu Yurttaş” böyle doğdu.

Ajan Snowden uzun bir kaçış macerasının ardından tahmin ettiğiniz ülkeye sığındı.

Rusya!

Citizenfour yayınlandığı andan itibaren tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.

Bu, Avrasya bloğunun lider ülkesi Rusya’nın Amerika’ya attığı harika bir goldü.

★★★

Avrasya bloğunun atakları Citizenfour’la sınırlı kalmadı.

Dominik Strauss Khan, Dünya Para Fonu IMF’nin başındaki isimdi.

Bir otel görevlisi kadına tecavüz suçlamasıyla görevinden istifa ettirildi.

Adı aynı zamanda o yıl yapılacak Fransa Devlet Başkanlığı için geçiyordu. Gerçekten böyle bir suç işlemiş miydi yoksa bir komploya mı kurban gitmişti bilmiyoruz.

Ama filmin vizyona çıkması gecikmedi.

“Welcome The Newyork” işte bu olayı anlatan filmdi.

IMF Başkanı Khan’ı ünlü aktör Jerard Depardiu oynuyordu.

Film yankı uyandırdı.

Artık tahmin ediyorsunuz sanırım.

Depardiu da Rus vatandaşlığına geçti!

★★★

Bu durumdan canı fazlasıyla sıkılan Hollywood hemen atağa kalktı!

Büyük bütçeli bir belgeselle vizyona soktular.

İcarus!



★★★

Dünya Olimpiyat Komitesi Dopingle Mücadele Komitesi’nin Ruslar tarafından nasıl kandırıldığını anlatan bir belgeseldi.

Gregori Rodçenko, Rus Dopingle Mücadele Komitesi’nin başındaki isimdi.

Rodçenko, iddiaya göre Rus sporcuların dopingini saklıyor ve sahteleriyle değiştiriyordu.

Skandalın patladığı andan itibaren Rusya’da tam bir sürek avı yaşadı.

ABD’ye kaçmayı başardı.

Ve iltica etti.

Belgesele en iyi Belgesel Oscar’ı verildi.

★★★


Rusya buna bir başka belgeselle cevap verdi.

Putin İnterwiew...

Putin’i anlatan 4 bölümlük belgesel...

Putin’in liderlik sırlarını biraz da övgüyle anlatıyordu. Yapımcısı Dünyaca ünlü Amerikalı bir yönetmendi. Oliver Stone.

Aklınız karışmasın... Oliver Stone ABD’nin muhalif yönetmeni olarak tanınıyordu.

Amerika’nın gizli tarihi adlı on bölümlük belgeselle ABD’ye çok sert eleştiriler yöneltmişti.

★★★

Putin İnterwiew’in rüzgarı devam ederken, Rusların imajını yerle bir edecek bir mini dizi piyasaya sürüldü.

Çernobil!

HBO yapımı dizi, dev bir bütçeyle hazırlanmıştı.

Çernobil mini dizisinin esas mesajı şuydu, Ruslar Nükleer Santral Yapamaz!

Patlatır ve küresel bir felakete yol açarlar.

Üstelik yaşanan büyük felaketi, insanlıktan gizlerler.

Chernobily tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.

Rusya’nın başta Türkiye olmak üzere başka ülkelerde ihalesini aldığı Nükleer Santral işlerine de gölge düşmeye başlamıştı.

Çernobil yıllar sonra bir de beyazcam da patlamıştı yani.

 

★★★

Soğuk savaş yıllarında dünya iki kutupluydu.

ABD ve Sovyet Rusya...!

Bolşevik devrimi yapılmadan önce yükselen Rus Edebiyatı devrimin habercisiydi.

Dünyanın bir kutbu olmaya başarmışlardı.

Şimdi ise...

Belgeselleriyle ilan ettiler.

İstihbarat zekaları... Liyakata dayalı seçilmiş kurmay heyeti... Ve hiç yabana atmayın Hackerlarıyla...

Küllerinden doğdular.

Beğenelim beğenmeyelim... Ama dünyanın öteki kutbu olmayı başardılar.