Can Ataklı
18 Mart 2021

Ezineli Yahya Çavuş’u bilir misiniz?


BUNU YAZMAK GEREK

Ezineli Yahya Çavuş’u bilir misiniz?

Bugün bir ulusu tarihten silmek için olanca güçleriyle üzerimize başlatılan saldırının durdurulduğu gün.

Bundan tam 106 yıl önce, dünyayı yeniden şekillendirmek ve paylaşmak için bir büyük savaşı başlatanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son nefesini vermesi için Çanakkale’ye dönemin en büyük donanmasıyla gelip dayanmıştı.

Bitmiş tükenmiş Osmanlı’nın direnemeyeceğini, Boğaz’dan güle oynaya geçeceklerini sanıyorlardı.

Hesaplamadıkları; bu milletin vatan sevgisi, memleket aşkıydı.

Bundan 106 yıl önce bugün asla yenilmez, durdurulamaz denilen müttefik donanması perperişan halde geri dönmek zorunda kaldı.

Ancak elbette vazgeçmedi.

İstanbul’u mutlaka alacaklar, imparatorluğu yok edecekler ve bu milleti de esir hale getireceklerdi.

Donanma geçemeyince karadan çıkarma harekâtı planladılar.

25 Nisan günü askerler karaya çıkarılacaktı.

Ama onu da başaramadılar.

Bu milletin inancını ve sevgisini kıramadılar.

Tarihe çok meraklı Ankaralı dostum Kadri Ergin aradı, “18 Mart Çanakkale Zaferi için mutlaka bir şey yazacaksındır, sana bir önerim var” dedi.

Sonra ekledi; “Çanakkale Zaferi olarak hep 18 Mart günü konuşulur. Elbette en büyük zafer o gün kazanılmıştır ama her şey bir gün içinde olup bitmedi. Öncesinde ve sonrasında bu milletin bağrından çıkan nice kahramanlar öylesine muazzam bir savaş verdiler ki, eğer bugünlere kadar gelebildiysek bunu onlara borçluyuz.”

Kadri Ergin, “Arşivimde duran bilinmeyen bir kahramanlık öyküsünü göndersem yayımlarsın değil mi?” dedi sonra da.

Gelin birlikte okuyalım;

Yer, zaman ve tarih adları tamamen gerçektir.

Tarih 24 Nisan 1915 gecesi.

Yer İmroz Adası (Gökçeada) açıkları.

İngiliz savaş gemisi Vengeance’nin komutanlık odası.

Genç bir yüzbaşı General Hunter Weston’u selamlar.

Söze başlar, “Komutanım, Türkler Seddülbahir Köyü yakınlarında, Ertuğrul Koyu’nu üç alayla savunuyorlar” der.

 18 Mart ağır boğaz yenilgisinden sonra müttefikler, 25 Nisan sabahı 5 ayrı noktada karadan çıkarma yapacaklardır. Yüzbaşının güya aldığı istihbarat yanıltıcıdır. Çünkü Ertuğrul Koyu’nda 26. Alayımızın 3. Tabur 10. Bölük’ten 1.Takım Komutanı Yahya Çavuş komutasında askerlerimiz vardır.

Yahya Çavuş, Bölük Komutanı Yüzbaşı Hüseyin Bey’in bombardımanda ağır yaralanmasından sonra takımını araziye sanki bir alay mevzilenmesi gibi yaymış düşmanı yanıltmıştır.

Takviye istemek için geriye gitme ihtimalleri de kalmamıştır.

25 Nisan sabahı, müttefiklerin yoğun çıkarmaları başlar. İlk dalga Ertuğrul Koyu’na çıkamaz. Çıkanları da Yahya Çavuş ve yiğitleri durdururlar.

Fakat takviye hâlâ yetişememiştir. Çünkü düşman beş ayrı noktadan daha Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapmıştır.

General Weston iki alayın daha hazırlanmasını ve çıkarmanın sürmesi emrini verir.

Yahya Çavuş bu arada ayağından yaralanmıştır. Kısa bir tedavinin ardından hemen arkadaşlarının yanına döner.

Cephaneleri çok azdır. Karşıdan kara bulut gibi çıkarma kayıklarıyla İngilizler gelmektedir. Yahya Çavuş, “Süngü tak” emrini verir. Bütün takım süngü takar. Helalleşilir… Herkes mevzilerinden çıkıp savunma düzeni alır.

Göğüs göğüse neredeyse bire karşı onlarca düşman askeriyle boğuşurlar. Saatlerce sürer kavgaları.

Düşman hâlâ bir adım atamamıştır. Yahya Çavuş ve yiğitleri, kimi kopan kolunu tüfeğinin kayışıyla sabitlemiş, kimi aldığı onca süngü darbesine karşı geri adım atmamıştır.

Nihayet akşam saatlerinde başlarında Yahya Çavuş ve arkadaşları şehit olmuşlar ama ölüm pahasına bulundukları bölgeyi savunmuşlardır.

Şimdi, hepsi mütevazı bir şehitlikte ama aslında hepimizin kalbinde yatıyor.

Yahya Çavuş ve yiğit askerlerin bu olağanüstü mücadelesinden çok etkilenen Çanakkale’nin eski valilerinden Namık Memik, kahramanların anısına yapılan anıta şu dizelerini yazdırır;

EZİNELİ YAHYA  ÇAVUŞ ANITI

Bir kahraman takım ve Yahya Çavuştular

Burada tam üç alayla gönülden vuruştular

Düşman tümen sanırdı bu şaheser erleri

Allah’ı arzuladılar akşam kavuştular.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Din dersi zorunlu müzik, resim, teknoloji dersleri isteğe bağlı

Bir öğretmen dostum, öğretim yılının ikinci döneminde ortaokul 8’inci sınıflarda okutulacak derslerin programını göndermiş.

Haftada 22 saat ders görecek olan öğrencilere 6 ders zorunlu tutulmuş.

5 ders ise isteğe bağlı olarak girilecek dersler olarak saptanmış.

Türkçe, matematik, fen bilimleri, Cumhuriyet tarihi, yabancı dil ile din kültürü ve ahlak dersi tüm öğrenciler için zorunlu.

Buna karşı görsel sanatlar (resim) müzik, beden eğitimi ve spor, teknoloji ve tasarım, rehberlik ve kariyer planlama dersleri ise isteğe tabii.

Yani ne olursa olsun din dersi herkese mutlaka okutuluyor.

İlle kindar-dindar nesil yetiştirilecek ya…

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Soldan dönenler tam tahmin ettiğim gibi ‘Andımız’ı yerden yere vurdu

Danıştay’ın “Andımız”ın ilkokullarda söylenmesini yasaklayan kararı çeşitli çevrelerde tartışılıyor.

Muhalefet henüz cılız tepki verirken en sert tepki MHP’den geldi.

Genel Başkan Bahçeli, alınan kararın pimi çekilmiş bomba gibi olduğunu söyledi.

AKP’den ise şu yazıyı yazdığım ana kadar lehte aleyhte kayda değer bir açıklama yapılmamıştı.

Muhtemelen Erdoğan henüz konuşmadığı için diğerleri ne diyeceklerini bilemiyordur.

Konuyu Tele1’deki sabah programımda değerlendirirken, “Göreceksiniz soldan gelen ve AKP’ye yamalananlar yine Andımız konusunda Danıştay’ın kararını alkışlayacaklardır” demiştim.

Yanılmamın mümkün olmadığını düşünüyordum çünkü bu ülkedeki soldan gelip AKP ile hidayete erenlerin ruhunu çok iyi biliyorum artık.

Nitekim tam da öyle çıktı.

Sabah yazarı Melih Altınok, Posta gazetesi yazarı Oral Çalışlar, Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur ve T24 yazarı Aydın Engin, Andımız’ı yerden yere vurdular.

Aferin onlara.

YENİ ÖĞRENDİM

Bir parti nasıl bir türlü kurulamıyor?

Hiç tanımıyorum…

Yurt dışında yaşıyor.

İktidar aleyhine yazdıklarından ve videolarından biliyorum.

Adı İsa İlyasoğlu. İTÜ Endüstri Mühendisliği’ni derece ile bitirmiş, 2015’te MHP’den İstanbul 3. bölge milletvekili adayı olmuş, 2016’da Bahçeli’ye karşı genel başkanlık için adaylığını koymuş, Milliyetçi Demokrat Parti’yi kurmak için İçişleri Bakanlığı’na bildirimde bulunmuş.

Ancak ne gariptir ki, bakanlık başvuruyu bir türlü almamış.

16 günlük git-gelden sonra nihayet bir randevu verilmiş.

Ancak bu kez de sorular başlamış.

“Neden parti kuruyorsunuz, hedefiniz ne, maksadınız ne, teşkilat için parayı nereden bulacaksınız, genel başkanınız kim olacak?” gibi sorular sorulmuş.

Sonra da “Bugün gidin biz sizi ararız” diye heyete kapıyı göstermişler.

İlyasoğlu mesaj atmış, “Bunca parti kurulurken böyle sorgu sualden geçirilmiyor, bize niye bu yapılıyor?” diye soruyor.

Ben de bilmiyorum tabii ama gerçekten onca parti kurulurken bu kadar zorluk çıkarılmış mıydı?

Yazarlar

Ezineli Yahya Çavuş’u bilir misiniz?
Can Ataklı