Korkusuz
Can Ataklı

Eskiden vatandaşlar başbakana meydanda bile hesap soruyordu

ANALİZ

Eskiden vatandaşlar başbakana meydanda bile hesap soruyordu


Günümüz Türkiye’sinin ya da AKP zihniyetinin beyinlere yerleştirmek istediği gibi “Türkiye Yüzyılı’nda” en önemli sorun hiçbir konuda hesap sorulamayışıdır.

Uydurma bir tek adam rejimi getirdiler.

Her şey bir kişiye bağlı.

Parlamento tamamen dışlandı.

Bakanlar hiçbir siyasi sorumlulukları olmadığı için tek adama bağlılar ve sadece aldıkları emirleri yerine getiriyorlar.

Kamu bürokrasisi de tek adama bağlı, bürokratlar sadece tek adama hesap veriyor, bunun dışında iktidar partisinden dahi olsa gelen soruları cevaplandırmıyor.

Bu iktidarın belki de en büyük başarısıdır.

Dünyada diktatörlükler, krallık ve şeyhlikler hariç topluma hesap vermeden istediği gibi davranabilen tek iktidar Türkiye’de.

Sadece İngiltere ile yapılan göçmen anlaşması bile ülkenin nasıl bir keyfilikle yönetildiğinin kanıtıdır.

Oysa “eski Türkiye” diye karalamaya, aşağılamaya çalıştıkları Türkiye’de vatandaş ülkeyi yönetenlerden meydanlarda bile hesap sorabiliyordu.

Bunu yapabildiği gibi yöneticiler de vatandaşın bu aleni tepki ve hesap sorma tutumuna demokrasinin gereğine göre tavır alabiliyordu.

Size geçenlerde okuduğum bir Demirel anekdotunu aktarmak istiyorum.

Demirel çok uzun yıllar önce bugünkü neslin hayal bile edemeyeceği bir demokratik olgunlukla vatandaşın tepki ve isyanını göğüslemeyi biliyordu.

Anlatayım:

Demirel kürsüde konuşuyordu:

“Şunu yaptım. Bunu yaptım. Baraj, köprü, yol yaptım. Fabrika yaptım.”

Kalabalığın içinde bir adam bağırdı:

“Bubaanın parasıynan mı yaptın?”

Polis, jandarma, Demirel’in korumaları, zabıta hemen bağıran adama doğru harekete geçti.

Başbakan Demirel, görevlilere “Durun!” dedi “Durun! Adam doğru bir şey sordu. Durun!”

Sonra da protestocu adama bakarak konuşmaya başladı:

“Ülen! Senin bubanla, benim bubamın parasını üst üste koysak yine yetmez. Bu meydandaki herkes, bubasının parasını getirse, çuvalla koysak o bile az gelir. Milletin parasıyla yaptım. Sizin verginizle. Ama benden öncekiler yapmadılar, ben yapıverdim. Anladın mı?”

Protestocu adam, Demirel’i alkışlamaya başladı: “Valla doğru söylüyon Başbakanım. Allah senden razı olsun.”

Siyaset işte budur.

Protestocuyu azarlamamak ve üstüne protestocuya kendini alkışlatmak.

Süleyman Demirel, babası Yahya Çavuş ve annesi Ümmühan Hanım’la Isparta İslamköy’de baba evinde baba evini bize gezdirirken, başımızı eğerek girdiğimiz kerpiç odaya bir göz gezdirdikten sonra şöyle demişti:

“İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu gaz lambasıyla okuyup yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Sonra Afyon Lisesi. Eğer bana ‘Cumhuriyet nedir?’, diye sorarsınız. Size cevabım şudur:

Cumhuriyet benim işte! İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz.”

YENİ ÖĞRENDİM

Buğday üreticisi nasıl mağdur ediliyor?


Temel gıda maddelerinin başında ekmek geliyor.

Ekmeğin hammaddesi ise un.

Diğer pek çok temel gıda maddesi de undan yapılıyor.

Yani buğday hayati önem taşıyan bir tarım ürünü.

Peki buğday üreten çiftçiler ne durumda?

Ziraat mühendisi bir dostum buğday üreticisin nasıl mağdur edildiğini anlattı dünkü bir sohbetimizde.

Toprak Mahsulleri Ofisi geçen ay buğdayın alım fiyatını ton başına 8 bin 500 lira olarak açıklamış.

Buna ton başına destek primi olarak bin lira da verilmiş.

Yani toplam fiyat 9 bin 500 lira olarak belirlenmiş.

Ancak sıra alıma gelince iş çatallaşıyor.

Çünkü Ofis, ürününü traktörlere doldurup gelen birçok çiftçiye “Silolarda yerimiz yok, ürün alamıyoruz, kayıt yaptırın, silolarda boşalma olduğunda haber veririz” diyor.

Çiftçi ürünü nerede saklayacak?

İlkel koşullarda saklanan buğday çok çabuk bozulur ve çürür.

Çaresiz kalan çiftçi ne yapıyor, bu durumu fırsat bilen bazı tüccara 5 bin 500 veya 6 bin liraya satmak zorunda kalıyor.

Ama işin bir başka acı yanı daha var.

Çiftçi ürününü TMO’ya veremezken binlerce ton ithal buğday, silolara indiriliyor.

Sonuçta çiftçinin ürünü hem çok ucuza elden çıkıyor hem de ihtiyaç arttıkça tüccar elindeki malı 10 bin liranın üzerinde satma şansı buluyor.

Ziraat mühendisi dostum sohbetin sonunda ilginç bir soru sordu;

Dedi ki “Nijer, Venezuela ve Sudan gibi 10 değişik ülkeden kiralanan tarlalardan gelen ürünler ülkemize geldi mi? Bu tarlaların kirası için ne kadar ücret ödendi?  Tarlalarda ne kadarlık ürün üretildi? Bilen-gören ve duyan yok!”

Güldüm tabii.

Bu ülkede iktidar neyin hesabını veriyor hangi soru cevaplıyor ki?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Şimşek’e göre iki yıl kısa gelebilir, vatandaş ne yapacak?


Şu ana kadar Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nden bir yalanlama gelmediğine göre haber doğru demek.

Malum bakanlar haklarında çıkan haberlerle ilgili yalanlama ya da açıklama yapamıyorlar.

Bu görev artık CİMER’in

Gazete Pencere’den Nuray Babacan; Mehmet Şimşek’in yabancı sermaye temsilcileri, iş dünyası ile yaptığı toplantıların kulisini yazmış.

Mehmet Şimşek muhataplarına önemli sözler söylemiş, bunları halka pek anlatmak istemiyorlar.

Örneğin hazinenin yüklü ödemeleri nedeniyle Ağustos ve Eylül aylarının çok zor geçeceğini söylemiş.

Yabancı sermaye akımının biraz zaman alacağını anlatmış çünkü Avrupa ülkeleri biraz daha gözlemlemek istiyorlarmış Türkiye’yi... Bu  Neyse ki Körfez parası gelecekmiş.

Vergi artışları ve zamlar mecburen yapılmış, bunların sonunda ekonomideki gelişmeleri 2026’dan itibaren görecekmişiz.

Tabii bir eli yağda bir eli balda olan Mehmet Şimşek için iki yıl kolay geçer.

Vatandaş da bu iki yılı yok olmadan atlatabilecek mi?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Resmi enflasyon bir tek çalışanlar için geçerli


Yıllardır söylüyoruz, ki sonunda bunu saray medyası da kabul etti, TÜİK’in enflasyon rakamları gerçek değil.

Çok şükür ENAG var da gerçek enflasyon rakamlarını öğrenebiliyoruz.

Ancak sıra uygulamaya gelince Türkiye’de devlet dahil hiçbir kurum TÜİK’in bu sahte rakamlarına göre adım atmıyor.

Başta devlet olmak üzere herkes zamlarını asıl enflasyon rakamlarını göz önüne alarak atıyor.

Bunun tek istisnası çalışanlara yapılacak zamlar.

Devlet kendi zamlarını yaparken gerçek enflasyon rakamlarını esas alıyor hatta çoğu kez bu oranın da üzerine çıkıyor.

Akaryakıt, elektrik, doğalgaz zamları ile vergi artışları, harç zamları gerçek enflasyonun üzerinde.

Buna karşı işçi, memur ve emekli maaşlarına yapılan artışlarda ise TÜİK’in açıkladığı rakamlara uyuluyor.

Gerçi “Memur ve emekliye seyyanen zam” yapıldı ama burada da “kök maaş” uygulaması adı altında çalışanların geleceği ipotek altına alınıyor.

Toplum ve muhalefet nedense bu gerçek karşısında sesini hiç çıkarmıyor.

Belki de çıkaramıyor.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Ülkelere göre vergi sonrası ortalama aylık maaş


Aslına bakarsanız bu konuya bir yorum yazmak bile gereksiz.

“Türkiye Yüzyılı” diye milletin beyninde algı oluşturulmaya çalışıldığı bir ortamda başka ülkelerde ortalama maaşların ne kadar olduğu görülünce her şey anlaşılıyor.

İşte ülkelere göre vergi sonrası ele geçen ortalama maaşlar;



NOT: Türkiye’de ortalama maaşı bulmak güç. Çünkü işçilerin yüzde 62’si asgari ücret alıyor. En düşük memur maaşını ortalama ücret olarak alırsak Türkiye’nin sıralaması biraz daha yukarılara çıkabilir.