Can Ataklı
6 Aralık 2020

Eskiden müzik mi vardı onu da getirdi


ACAİP YAZILAR

Eskiden müzik mi vardı onu da getirdi

Eğer 2002’de tuhaf bir seçim yapıp da Erdoğan’ı başımıza getirmemiş olsaydık şimdi kimbilir ne durumda olacaktık.

Öyle ya araba yoktu Erdoğan geldiği gün.

Fırın falan hak getire, tesadüfen yabancı ülkelere gidenler “Yemek pişirmek için içi çok sıcak bir kutu kullanıyorlar” diye anlattıklarında “Hadi len, kafa bulacak bizi mi buldun?” diye azarlardık.

Buzdolabını aklımız alamazdı zaten.

Yol mol da yoktu.

Hele kavşak yapmak, alt ve üst geçitler inşa etmek köprü, üstelik Boğaz’a köprü olacak şey değildi.

Tünel o yıllarda bilim kurguya yatkın olanların bile “Yok artık, o kadar da saçmalayacak halimiz yok” demesine neden olurdu.

MR’mış röntgenmiş, aşıymış, ilaçmış bunların hiçbiri yoktu.

Neyse ki yüce rabbimiz Recep Tayyip Erdoğan’ı ülkemize gönderdi de hayatımız değişti.

Yollar yapıldı, kavşaklar açıldı, alt, üst geçitler inşa edildi, hatta ve hatta tünel falan bile hayatımıza girdi.

Sonracığıma efendim Boğaz’a köprüler yapıldı, ayağı burkulan bile MR tüpüne girmeye başladı, aşı bilem olmaya başladık.

Şimdi artık “opera binamız” bile var.

Bizzat Recep tayip Erdoğan açtı.

Açarken de her zaman yaptığı gibi yine Cumhuriyet dönemi ve Atatürk’ü işaret ederek müziği de kendilerinin getirdiğini söyledi.

Aslında eskiden biraz varmış müzik de işte yok mu o Atatürk, pranga vurmuş meğer müziğe, neyse ki kendileri üstelik dev bir opera binası açarak milleti bu hasretten kurtarıyormuş.

Tabii Türkiye’ye herşeyi getiren Erdoğan, müzik derken Türk müziğini kastediyor.

Atatürk dönemini tarif ederken “Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken jakoben zihniyetten maalesef Türk müziği de payını almıştır. Milletin değerlerini, zevk ve kültürünü gerilik emaresi olarak gören bu anlayış, sanat hayatımızın çölleşmesine sebep olmuştur. Öyle ki müzik inkılabı adı altında Türk halk ve sanat müziğinin alaturka müzik denilerek yasaklandığı tuhaf dönemler yaşanmıştır” diyor.

Durun şimdi aklım karışacak, “Jakoben de nedir?”

Erdoğan’dan önce bilmezdik, keşke anlatsa da biz de öğrensek.

Asıl merakım Türk müziğinin yasaklandığını nereden çıkarıyor, bunu kimden öğrenmiş?

Galiba Sinan Çetin’den.

Çünkü bir aralar kendini “en demokrat” sanan bu sinema yönetmeni cemaatin kollarına atmıştı kendisini ve bir anda milyarlar kazanan biri olmuştu, işte o Sinan Çetin, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü kötülemek için kısa bir film çekmişti, bir köy evinde saz çalanlar eğlenirken içeri jandarma dalıyordu ve “Yassah hemşerim, türkü çalmak” diye bağırıyordu, ellerinde saz olanlar da bir anda Mozart’tan bir parça çalmaya başlıyorlardı, batı kültürüyle ve müziği ile yetişmiş jandarma da bu durumdan mest olarak çekip gidiyordu.

Onu izlemiştir belki.

Tabii kimileri “Canım o kadar da değil,  kısa bir dönem de olsa Türk sanat müziği ve türkü gerçekten yasaklanmıştı” diyebilirler.

Doğru da, radyoda yasaklanmıştı, Atatürk duyunca çok öfkelenmiş bir ay içinde bu saçmalık sona ermişti.

Tabii bir de şu var ki Atatürk sofrasında müzik dinlerdi.

Müzeyyen Senar,  Safiye Ayla ağır Türk sanat müziği eserlerini seslendirirdi, Almanca Lied’ler okumazlardı.

Tabii bunların hepsi birer fanteziden ibarettir.

Kim söylerse söylesin bu ülkede ne Türk müziği ne türkü hiçbir şekilde yasaklanmamıştır.

Nedeni basit; Erdoğan gelene kadar müzik de yoktu ki.

YENİ ÖĞRENDİM

Hep ‘ah oh’ çekerek ağlanmaz ki

Atatürk’ün Türk müziği ve türküleri yasaklatıp yasaklatmadığı konusunda bilgileri araştırırken Nuri Conker’den ilginç bir anı buldum

Atatürk bir gün radyoda Türk müziği dinlerken “Nedir bu radyonun hali? Hep ağlayan, inleyen şarkılar. Kaldırın şunları, bu milletin neşe ve sevinç hakkıdır” der.

Bundan birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı saz heyetinden, sevdiği türkülerden “Manastırın ortasında var bir havuz” türküsünü isteyince çocukluk arkadaşı Nuri Conker  “İmama verir talkını, kendi yutar salkımı. Sen radyodan alaturkayı kaldırdın, kendin de çaldırma bakalım” diye takılır.

Atatürk ise Conker’e şu cevabı verir; “Şimdi biz burada rakı içiyoruz diye, devletin her köyde meyhane açması caiz mi? Biz fena yetiştirilme ve ihmaller neticesi buna alışmışız, kendimizi kurtarmayabiliriz, fakat gelecek nesillere, kendi fena itiyadlarımızı (alışkanlıklarımızı) aşılamaya hakkımız yok. Nasıl, farzımahal ‘halk alışmıştır’ diye esrar tekkeleri açamazsak, devlet radyolarında da ağlayan inleyen nağmeler yayamayız.”

BUNU YAZMAK GEREK

Atatürk, Türk bestelerini dünyaya dinletmek istemişti

Diğer yazımda “Türk müziği yasağı” konusunu kendimce biraz esprili dille anlatmaya çalıştım, bu yazıda ise bir tarihi gerçeği vurgulamak istiyorum

Siyasal İslamcıların ve dincilerin “Türk müziği yasaklanmıştı” söylemleri aslında “kısmen” doğru.

Çünkü Atatürk’ün bir sözünden yola çıkan o günün yöneticileri radyoya yasak getirmişlerdi.

Ama bu yasak çok kısa sürdü çünkü bizzat Atatürk durumu fark edip engelledi.

Ünlü tiyatro sanatçısı Vasfi Rıza Zobu anılarında bu durumu anlatır.

Zobu’nun anlattığına göre Atatürk, bir gece kendisini Çankaya köşküne çağırır.

Yemekler yendikten sonra Atatürk Zobu’dan “Mürai isimli oyunun girişinde söylenen Türk müziği eserini söyleyip söyleyemeyeceğini” sorar

Zobu şaşırır, çünkü Türk müziği yasaklandığı için nasıl davranacağına karar verememektedir.

Sonuçta Atatürk’ün ısrarı üzerine şarkıyı söyler.

Kendi deyimiyle “kan ter içinde” kalmıştır.

Şarkı bittiğinde herkes merakla Atatürk’e bakarken, o büyük lider şunu söyler; “Ne yazık ki, benim sözlerimi yanlış anladılar, şu okunan ne güzel bir eser, ben zevkle dinledim, sizler de öyle. Ama bir Avrupalıya bu eseri, böyle okuyup da bir zevk vermeye imkan var mı? Ben demek istedim ki bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini, onlara da dinletmek çaresi bulunsun, onların tekniği, onların ilmiyle, onların sazları, onların orkestralarıyla çaresi her ne ise. Biz de Türk musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım, sadece garp milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize maledelim, yalnız onları dinleyelim demedim, yanlış anladılar sözümü, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum.”

ÇOK GÜLDÜM

Biri koranalı iki fıkra

Bu hafta Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla karantina günümüze biraz neşe katalım;

Evlilik.. Annemle babamın “40. evlilik yıl dönümlerini” kutlama partisini ben organize ettim..

Gençlere örnek olması için de flört eden ve evlenmeye niyetli bütün arkadaşlarımı törende topladım, yemek sonrası babama bir konuşma yapması için ısrar ettim.

“Neler hissediyorsun anlatır mısın baba? dedim.

Ayağa kalktı, “Çocuklar evlilik iyi bir öğretmendir” diye söze başladı, “Size sadakati, sabırlı olmayı, tahammül etmeyi, uysallığı, kendi kendinizi kontrol edip kısıtlamayı, sınırlı davranmayı, fedakar olmayı öğretir”

Sonra biraz durakladıktan sonra sözlerini şöyle bitirip yerine oturdu; “Ve buna benzer hayatın yudum yudum tadını alan, bekar ve özgür bir insanın ihtiyacı olmayacak bir sürü lüzumsuz safsatayı işte..!”

KORONAVİRÜS SIRASINDA FLÖRT

– Merhaba… Siz Ahmet bey olmalısınız.. Filyasyon ekibi gibi giyinmişsiniz, tanıyamadım.. Sizinle en son Zoom’da görüşmüştük…

– Evet, benim de sizi tanıyabilmem imkansız Elif Hanım.. Bembeyaz tulumlarınız çok hoş.. Plastik siperlik kıyafeti tamamlıyor.. Elif’siniz değil mi?..  Yumruklarımızı tokuşturmadan önce HES kodunuzu görebilir miyim?..

– H.. HES kodumu mu?..

– Aa.. Saçmalamayın, herhalde… Buluşmaya geç geldiniz ama.. İlk buluşmada hoş değil..

– İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararı ile bu meydana sınırlı sayıda kişi alınabiliyor.. Meydana sokmadılar.. Bir kişi Elmadağ’dan Mecidiyeköy yönüne kayınca kontenjan açıldı da gelebildim.

– Adınız “A” ile başlıyor 08.00 – 10.00 arası sıra beklemenize gerek yok diye biliyorum.. Ayrıca yanınızdaki 3 arkadaş kim?..

– Arka arkaya o kadar çok tuhaf yasaklar çıktı ki takip etmedim.. olabilir.. Son tahminime göre birinci derecede yakınınızın ölümü halinde cenazesine 4 kişi katılabiliyor, buraya kadar otomobille gelebilmek için o maddeden faydalandık. Dayılarının cenazesi var, rica ettim arkadaşlarım beni buraya getirdiler.. Yoksa toplu ulaşım araçlarına binmemiz yasak, yürünmez Kadıköy’den Taksim’e.. Dayılarını birileri gömer artık..

– Bir şey yer misiniz?.. Şuradaki meşhur “Rock Bar” paket menemen yapmaya başlamış..

– Yok, sokağa çıkma yasağına yakalanmamamız lazım.. Haftaya yine burada tamam mı?..

Yazarlar

Eskiden müzik mi vardı onu da getirdi
Can Ataklı