Can Ataklı
9 Ocak 2020

Erdoğan adım adım geriliyor


ANALİZ

Erdoğan adım adım geriliyor

Yeni yılla birlikte dünya da Türkiye de çok müthiş gelişmelere sahne oluyor.

Amerika’nın, İranlı Komutan Kasım Süleymani’yi öldürmesinden sonra tırmanan gerginlik nereye kadar gidecek henüz tam bilinmiyor.

Bundan Türkiye’nin de etkilenmemesi mümkün değil.

AKP iktidarı gördüğüm kadarıyla son gelişmeleri biraz şaşkınlıkla ve hatta çaresizlikle karşılıyor. Çünkü bu konuda AKP iktidarının yapabileceği fazla bir şey yok.

Açıktan İran’ın yanında taraf olması zor.

Hem Amerika’dan çekineceklerdir hem de İran’ın Şii olması bu kadar kritik bir konuda Erdoğan’ı kendi dinci kitlesi karşısında zora sokacaktır.

Diğer yandan, Amerika’nın yanında gibi görünmesi de çok zor.

Son zamanlarda toplumun her kesiminde yükselen Amerikan aleyhtarlığı varken, AKP iktidarı açıktan Amerika’nın yanında durmayı göze alamaz.

Ayrıca içerde kendi tabanını etkilemek için sürekli Amerikan aleyhtarlığı yaptıktan sonra şimdi Amerika’nın yanında olmayı da pek anlatamaz.

Ve bunlara rağmen en önemlisi bu olayda AKP iktidarı, Amerika’nın karşısında da duramaz. Buna gücü yetmez.

İşte bu nedenle “itidal” tavsiyesi ile durumu geçiştirmeye çalışıyorlar.

Son olaylar iktidarı travmatik biçimde etkilerken, son zamanlarda Erdoğan’ın sistematik olarak gerilediğini görüyoruz.

Her ne kadar, örneğin Kanal İstanbul konusunda çok yüksek perdeden konuşuyor olsa da Erdoğan, son zamanlarda sürekli geri adımlar atmak zorunda kalıyor.

Örneğin biraz danışıklı olsa da termik santrallerin bacalarına filtre konulmasını iki yıl erteleyen yasayı veto etmesi önemli bir geri adımdı.

Yine milletvekillerine üstünlük sağlayan çakarlı araç konusundaki vetosu da toplumsal baskı karşısındaki geri adımıydı.

Yeni kurulacak partiler konusunda paniğe kapılarak, örneğin Ali Babacan’ı kendi hükümetinde görev yaptığı sırada “IMF’den beslenmekle” suçlaması çok ciddi bir siyasi zafiyet örneği oldu.

Son olarak çok güvendiği bir adamının istifasına da ses çıkaramaması durumun ciddiyetini gösteriyor.

SADAT olarak bilinen güvenlik şirketini kuran, güvenlik konusunda saraya baş danışman olan eski General Adnan Tanrıverdi, bu görevinden istifa etti.

Tanrıverdi hakkında, güvenlik görevlisi eğitmek adı altında, AKP’ye silahlı milisler yetiştirdiği iddiaları vardı.

Tanrıverdi’nin yetiştirdiği bu milislerin Libya’ya gönderildiği iddiaları da son zamanlarda çok konuşulur olmuştu.

Ancak Adnan Tanrıverdi’yi istifaya götüren gelişmelerden biri, İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) İslam Birliği’nin kongresinde yaptığı konuşmada, “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” demesi oldu.

Ardından Tanrıverdi’nin bir İslam devleti kurulmasını istediği, bu nedenle Anayasa’nın değiştirilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Forsu’na bir yıldız daha eklenmesini istemesi büyük tepki çekmişti.

Tanrıverdi dün istifasını verirken yaptığı açıklamada, durumu Erdoğan’la da istişare ettiğini ve kendisinin de bunu kabul ettiğini belirterek “Omuzlarımdan büyük bir yük kalkmış oldu. Hayatın normal akışını yaşıyoruz” dedi.

Elbette Tanrıverdi’nin istifa emesi, piyasadan da çekilmesi anlamına gelmiyor ama Erdoğan’ın sürekli yara aldığı da kendi taraftarlarının bile gözünden kaçmıyor artık.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Bir fotoğrafın düşündürdükleri

Fotoğrafı bir siyasetçi dostum göndermiş.

İran’ın başta Dışişleri Bakanı Zarifi olmak üzere en önemli bakanlarının birlikte göründüğü bir fotoğraf bu.

Doğal olarak son sıcak olaylardan yola çıkan birçok kişi, “Amerika ile savaşıyorlar ama hepsi Amerika’da okumuş” yorumunu yapıyor.

Yani bir anlamda, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” türü yorumlar bunlar ya da biraz daha ileri giderek “Aslında bunların hepsi Amerika’nın adamı” türü bir söylem.

Ben konuya tersten baktım fotoğrafı görünce.

İran’ın en önemli yöneticileri Amerika’nın en büyük üniversitelerinden mezun olmuşlar.

Demek ki “Biz İslam Cumhuriyetiyiz, bize bu okullarda okumak yakışmaz” diye düşünmemiş hiçbiri.

Bilimin, eğitimin en iyi olduğu yerleri seçip gidip okumuşlar sonra gelip ülkelerindeki en etkili görevlere oturmuşlar.

Tabii bu kadar önemli üniversitelerde okuyabilmeleri için belli yeteneklere sahip olduklarını da unutmamak gerek.

İşte canımın sıkıldığı nokta tam da burada başlıyor.

Ülkemizi yönetenlerin böyle bir fotoğrafını koyalım ve hepsinin nerelerden mezun olduğuna bir bakalım.

Türkiye’yi yönetenlerin kaç tanesi, -ille Amerika olması şart değil- dünyanın en saygın, en iyi ve en ileri eğitim kurumlarından geçmişler acaba?

ŞAŞIRDIM

O uçak meğer başka yerlere de uçmuş

Türkiye son yıllarda görülmemiş bir olaya sahne oldu biliyorsunuz.

Japonya’da yolsuzlukla suçlanan ve “çok sıkı ev hapsinde tutulan” Nissan’ın CEO’su ülkesinden kaçırıldı ve vatandaşı olduğu ülkelerden Lübnan’a götürüldü.

Nissan’ın eski CEO’su Carlos Ghosn, Japonya’dan kaçırıldıktan sonra önce Türkiye’ye gelmiş, burada uçak değiştirdikten sonra Lübnan’a gitmişti.

Tabii bu kaçırılma olayında Türkiye’nin neden seçildiği de çok tartışılan bir konu.

Sanıyorum Türkiye’nin artık bu tür yasa dışı operasyonlar için cazip bir ülke olduğu düşünülüyor, ki bunda da haksız değiller yaşadıklarımıza baktığımızda.

Bu olaydan sonra aldığım bir bilgi beni çok şaşırttı.

Çünkü Japon CEO’nun kaçırılmasında kullanılan Türk uçaklarından birinin, 2019’da Venezuela’nın başkenti Caracas’a çok sayıda sefer yaptığı ileri sürülüyor.

Bu uçuşların resmi kayıtlarının da tutulduğu belirtiliyor.

Elbette bir uçak şirketi, kendisinden bedeli karşılığı hizmet isteyenlere bu servisi verebilir.

Burada bir sorun yok da geçen yıl ortaya çıkan “Maduro’nun parası ve altınları” akla gelince, ister istemez, “Bu uçaklar altın ve para mı taşımışlardı?” sorusu geliyor.

İşte o zaman Japonya olayında neden Türkiye’nin seçilmiş olacağına dair ipuçları da ortaya çıkmış gibi oluyor.

YENİ ÖĞRENDİM

Bulgaristan, Türkiye’ye yönelik kumarhane atağına hazırlanıyor

Türkiye’deki kumarhanelerin yasaklanmasından sonra kumara çok meraklı pek çok kişinin üç yeni adresi oluşmuştu.

Bunlardan biri zaten eskiden beri kumar meraklılarının uğrak yeri olan Kıbrıs.

İkincisi Bulgaristan ve üçüncüsü de Batum.

İşi gereği Bulgaristan’a çok sık gidip gelen bir dostum, “Bulgaristan kumar konusunda atağa kalkmış, Türkleri daha çok çekebilmek için serbest bölge ve yeni bir sınır kapısı oluşturuyorlar” dedi.

Dostumun anlattığına göre, Bulgarlar hemen sınırın ötesindeki kumarhane kenti Svelingrad’ı serbest bölge yapmaya çalışıyormuş.

Böylelikle Türkiye’den gelenler 2-3 günlüğüne hiç vize almadan sadece nüfus kağıdı ile bu kente girip çıkabilecekmiş.

İş insanı dostum bölgeyi iyi bildiği için hayli ayrıntılı bir rota bile anlattı.

Dedi ki, “Bulgarlar kumarhanelerin bulunduğu Svelingrad’ta Kapıkule çıkışımızla yan yana kaptan Andreov kapısında değişiklik yapacak. Kapıkule’den tam 30 metre ileriye yani Svelingrad giriş sapağındaki benzinciden 500 metre bu kapıyı yapacaklar.”

Bulgarlarla çok iş yapan dostum, Bulgarları böyle bir hamleye, Arnavutluk’taki kumarhanelerin kapanmasından sonra oluşan piyasayı kapmak ve bölgeyi Türk kumarbazlar için daha cazip yer haline getirmek için başladığını söyledi.

Dostum Kapıkule’den çıkanların hemen yakınlardaki otel inşaatlarını da görebileceğini belirterek, “Bir yıl içinde biri 3 bin, diğeri 2 bin yataklı iki otel açılacak. Otel işlerini Las Vegas’ta oteller yapan firmalar inşa ediyor” dedi.

Son yıllarda kumar için Bulgaristan’a giden pek çok Türk var, demek ki vizesiz geçişlerle sayı daha da artacak.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Erdoğan, promter olmadan konuşamıyor mu?

AKP Genel Başkanı, siyasetçiler içinde konuşmalarının neredeyse tamamını promterdan yapan tek lider.

Erdoğan, hayli uzun zamandır önceden yazılmış konuşmaları karşısına konan şeffaf promter cihazından okuyarak yapıyor.

AKP Başkanı’nın konuşmalarını danışmanları yazıyor, çoğu kez Erdoğan da muhtemelen metne şöyle bir göz attıktan sonra bunları promterdan okuyor.

Ancak bu promtera bağlılık bazı anlarda hoş olmayan görüntülere de neden oluyor.

Örneğin dün TürkAkım projesinin açılış töreni yapıldı.

Törende ilk konuşmayı Putin yaptı.

Son derece akıcı bir konuşmaydı bu.

Ardından Erdoğan konuşmaya başladı.

Onun önünde yine promter vardı.

Merakım şu; Erdoğan’ın promter olmadan konuşamayacağına mı inanılıyor ya da Erdoğan irticalen konuşmaya cesaret mi edemiyor?

Türkiye içinde ve kendi başına yaptığı konuşmalarda promter kullanması dikkat çekmese bile yabancılarla olduğunda görüntü çok itici oluyor.

Sanki yabancılar, önlerinde bir metin olmadan da konuşur da AKP Başkanı konuşamaz gibi bir durum çıkıyor ortaya..

Hoş değil yani.

Yazarlar

Erdoğan adım adım geriliyor
Can Ataklı