Barış Yarkadaş
31 Mart 2022

Enes Kara’yı hatırlıyor musunuz?


Elazığ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, 11 Ocak’ta yayımladığı bir videonun ardından yaşamına son verdi. Kara, aslen Antalyalı olmasına rağmen, Elazığ’da öğrenim görüyor ve Nur Cemaati’ne bağlı olan bir öğrenci evinde kalıyordu. Enes, intihara karar verdikten sonra çektiği videoda “Baskılara dayanamıyorum. Yaşamdan tat alamıyorum” diye isyan ediyordu. Dini inancı olmamasına rağmen kaldığı cemaat evinde dini eğitime zorlandığını anlatan Enes’in sözleri, videoyu izleyenlerin yüreklerini dağlamıştı.

SORUMLU KİM?

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP)  bu cinayeti izlemekle yetinmedi ve Enes’in yaşamına son vermesinin peşini bırakmadı. Parti yetkilileri, intiharın gerçekleşmesinin ardından adı medyada “Yurt” olarak geçen evin sorumluları hakkında suç duyurusunda bulundu.

HKP aynı dilekçede, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Elazığ Valisi Dr. Ömer Toraman ve Yurtlardan sorumlu Vali Yardımcısı’na da yer verdi. Adı geçen yetkililer hakkında, “Görevi Kötüye Kullanma”, “İntihara Yönlendirme” ve “Anayasa’nın 2. ve 24. Maddesine aykırılık” gerekçesiyle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

Suç duyurusunu işleme alan Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı, Elazığ Valisi Toraman ile Yurtlardan sorumlu Vali Yardımcısı hakkındaki dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Enes Kara

BEKLENEN SONUÇ!

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin yaptığı inceleme ve değerlendirme sonucunda üst düzey memur oldukları gerekçesiyle Vali Toraman ile Yurtlardan sorumlu Vali Yardımcısı hakkındaki iddiaların soyut ve genel nitelikte bulunduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığını iddia ederek “İşleme konulmamasına” karar verdi.

Kısacası, Enes Kara’nın cinayet dosyası, etkin bir soruşturma yapılamadan kapatıldı!

NİYE ARAŞTIRILMADI?

Peki hiç kimse bu cinayetten sorumlu değilse, o halde Enes Kara’yı intihara kim sürükledi?

Enes Kara’yı henüz hayatının baharındayken ölüme sürükleyen olaylar, olgular neydi? Bunlara kim yol açtı; kim sebep oldu? Kim ya da kimler gerekli önlemi almadı?

Yargıtay’ın bu dosyayı “iddialar soyut nitelikte” diyerek kapatması, aynı zamanda bu tür cemaat evlerindeki yeni cinayetlere kapı aralamaz mı?

GENÇLER İÇİN BÜYÜK TEHDİT

Bu ülkenin yüzbinlerce genci, belki de hiç istemedikleri halde adına “Yurt” denilen cemaat evlerinde baskı altında yaşamak zorunda kalıyor. AKP iktidarı bu “zorunlu ikamet” politikasını bilinçli bir şekilde uygulayarak cemaatlere insan kaynağı yaratıyor. Yargıtay’ın bu kararı ise  cemaatlere cesaret vermekten başka hiçbir işe yaramıyor. Ve ne yazık ki; gençlerimiz AKP’nin cemaatlerin sırtını sıvazlayan bu politikaları yüzünden, hayatlarının baharını ağır bir baskı altında geçiriyor. Enesler, tarikatların, cemaatlerin insafına terk ediliyor.

YÖK özel üniversiteleri görmüyor mu?

Telefonum şu sıralar neredeyse hiç durmuyor. Kamuoyunda “özel üniversite” olarak bilinen vakıf üniversitelerinde çalışan asistan ve öğretim üyeleri, keyfi uygulamalarla karşı karşıya olduklarını, maaşlarına zam yapılmadığını ve haksız yere işten çıkarıldıklarını anlatıyor. Neredeyse her üniversitede benzer bir durum söz konusu…

Sorun yaşanan üniversitelerden biri olan Bilgi Üniversitesi’nde görev yapan asistanlar, Yükseköğretim Kanunu’nun uygulanmadığını söylüyor ve dolayısıyla hak kayıplarına uğradıklarını belirtiyor. Asistanlar, “Eşit işe eşit ücret istiyoruz. Ancak rektörlük sesimizi duymuyor” diyor.

Taleplerini dile getirmek için okulun bahçesine kurdukları masanın rektörlük tarafından kaldırıldığını da belirten asistanlar, “YÖK bu duruma neden sessiz kalıyor?” sorusunu yöneltiyor.

BU NASIL BİR UYGULAMA?

Nişantaşı Üniversitesi’nden arayan öğretim görevlileri de benzer bir durumdan şikayetçi. Yönetim, haklarını alamadıkları iddiasıyla protesto gösterisi yapan 20 araştırma görevlisinin işlerine son verdi. Üniversite yönetimi bununla da yetinmeyerek arkadaşlarını destekleyen 10 kişiyi daha işten çıkardı. İşlerine son verilen akademisyenler, sabah okula geldiklerinde giriş kartlarının çalışmadığını gördü.

ÖZEL GÜVENLİĞİN ODADA İŞİ NE?

Dün beni arayan bir akademisyen, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Üniversite yönetiminin 30 kişiyi daha aynı sebeple işten çıkaracağı belirtiliyor. Rektör yardımcısı dün arkadaşlarımızın üzerine yürüdü ve ‘Eğitim budur, istemeyen çeksin gitsin’ diyerek tehdit etti. Bugün ise araştırma görevlilerinin odasına özel güvenlikler yerleştirildi. Biz sadece haklarımızı istiyor ve devlet üniversitelerindeki arkadaşlarımızla şartlarımızın eşitlenmesini istiyoruz. Yapıcı diyaloglar kurmaya çalışsak da yönetim buna yanaşmıyor.”

ÖĞRENCİLER DE MAĞDUR

Bir başka akademisyen ise şöyle konuşuyor: “Bugün haklarımı istediğim için işten atıldım ve derse giremedim. Öğrencilerimin öğrenim hakkı gasp edildi. Düşüncemizi ifade ettiğimiz için “Ahlak Kodu” denilen uygulama ile işimize son verildi.”

Benzer sorunlar diğer özel üniversitelerde de var. Bu sorunları çözmekle görevli olan YÖK ise hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ediyor.

Doğrusu bu sessizliğin ne zamana kadar süreceğini merak ediyorum… Tabii YÖK’ün bu çekingenliğinin arkasında ne olduğunu da…

Yazarlar

Enes Kara’yı hatırlıyor musunuz?
Barış Yarkadaş