Elazığ depremi, iktidarın büyük panik içinde olduğunu gösterdi

27 Ocak 2020

ANALİZ

Elazığ depremi, iktidarın büyük panik içinde olduğunu gösterdi

Elazığ depremi çok büyük bir derstir aslında.

Aynı zamanda çok daha büyük nüfusun yaşadığı bir numaralı riskli bölge İstanbul ve çevresi için de adeta bir test odası niteliğinde.

İktidarın telaş ve paniği de zaten bu nedenle.

Çok da haksız değiller, beklenen büyük İstanbul depreminin “küçük çaplı bir örneği” yaşandı Elazığ’da.

Depremle birlikte alınan önlemler nedir?

Böyle bir afet karşısında ne kadar hazırlıklıyız?

İdari açıdan gereken her şey yapılabildi mi?

Kurtarma, sağlık ve lojistik ekipleri zamanında hareket edebildi mi?

Depremden zarar gören insanlar çok hızlı biçimde belli bir güvenlik altına alınabildi mi?

Afette hayatını kaybedenlere ve enkaz altında sağ kalanlara ne kadar çabuk ulaşılabildi?

İşte Elazığ depremi, bütün bu soruların cevabının bulunması için tam bir test odası niteliğindeydi.

Elbette deprem sonrası yaşananları bire bir yerinde görme olanağım yok.

Buna karşı çeşitli televizyon kanallarından izlediğim kadarıyla afet konusunda hayli mesafe kazanıldığı bir gerçek.

Hasar çok ağır olmamasına rağmen kurtarma, arama ve sağlık ekipleriyle lojistik destek ekiplerinin uyumlu, hızlı ve başarılı bir çalışma içinde oldukları gerçek.

Şunu da hemen belirtmek gerekir ki, eleştiriler depremden hemen sonra ilgili birimlerin çok hızlı hareket etmemeleri, sağlık ekiplerinin yetersiz kalması ya da gerekli desteğin sağlanamaması ile ilgili değil.

Eleştirilerin ana kaynağı, 1999 depremi gibi çok önemli bir deneyimden sonra hangi önlemlerin alındığı, toplanan paraların ne yapıldığı, halka gerektiği kadar eğitim verilip verilmediği doğrultusunda.

Elazığ depreminden sonra devletin ilgili birimleri elbette elinden geleni yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir ama iktidarın bu süreçte ne kadar korku ve telaş içinde olduğu gerçeği de elbette gözlerden kaçmıyor.

AKP iktidarı, en tepeden başlayarak asıl mesaisini ne yazık ki “Bakın ne kadar başarılı bir çalışma içindeyiz, bakın devletimiz her şeye yetişiyor, bakın biz her şeyin üstesinden gelebiliyoruz” algısı yaratmaya harcadı.

Çünkü AKP Genel Başkanı ve çevresi, böyle bir doğal afetin yıkıcı olduğunu, binlerce kişinin bu durumdan mağdur olacağını, en yakınlarını, evini barkını yitiren insanların tepki içinde olacağını ve eleştiriler geleceğini çok iyi biliyor.

Bu nedenle ellerindeki medyaya depremden çok, depremden kaynaklanan her türlü eleştiriye karşı bir kalkan olarak kullanma talimatı verildi.

Türkiye ilk defa deprem ve büyük yıkım yaşamıyor.

Ama ilk kez deprem anından itibaren “devlet vatandaşın yanında, devletin eli herkese uzandı, devlet depremin yaralarını saracak” kampanyaları açıldı.

İktidar, oluşacak tepkinin bir anda tüm yurdu sarmasından endişe ediyor.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Nedir bu saçma sapan hikayeler uydurmalar

Yandaş tetikçi medya, iktidarı deprem konusunda bir hasara uğramaması için tam koruma altına aldı.

Bu medya, depremden sonra her şeyin çok iyi gittiğini halka zorla kabul ettirme çabası içine girdi.

Öyle ki yandaş tetikçi bir kanal, depremde evleri yıkılan ve çadıra yerleşmek zorunda kalan acılı bir aileye “ne kadar mutlu olduklarını anlattırmak için” çırpındı.

Açıkçası tüm Türkiye, Elazığ ve çevresindeki görevlilerin nasıl canla başla çalıştığını ve nasıl mucize kurtarışlar sergilediklerini gözleri mutluluk gözyaşlarıyla izliyorlar.

Bunun ötesinde bir de kimsenin görmediği, bilmediği bazı hastalıklı görüşleri yansıtmaları yok mu, insan deli oluyor.

Neymiş sosyal medyada birileri “Depremde Kürtler öldü, üzülmeye değmez” demiş.

Neymiş, “Elazığ AKP’ye oy veriyormuş. Oh olsunmuş.”

Ben de sosyal medyanın içindeyim.

Twitter’da 1 milyonu aşkın takipçim var.

YouTube, Facebook ve Instagram takipçilerimin de sayısı az değil.

Bu tür mesajların hiçbirine rastlamadım.

Peki kim yayıyor bu mesajları?

Aralarında kamuoyunun da yakından tanıdığı isimler var mı?

Kurumsal kimliği olanlar mı atıyor bu kepaze mesajları?

Kimse bilmiyor.

Sadece ne olduğu belli olmayan bir hesaptan böyle bir paylaşım yapılmış.

Bunları güya eleştiriyormuş gibi yaymak, bundan iktidar savunuculuğuna soyunup bu rezaleti muhalefetin yaptığı algısını yaratmak bu milletin kalbine hançer saplamak gibidir.

Bu tür “hastalıklı” davranışlar-dan herkesin kaçınması gerek.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Suriyeliler konusunda sapla samanı birbirine karıştırmayın

Afet durumlarında elbette her şeyin kontrolü güçleşir.

Böyle zamanlarda özellikle “fısıltı gazetesi” dediğimiz mekanizma harekete geçer.

Bir süre hiçbirine aldırmamak, ciddiye almamak gerek.

Elazığ depreminden sonra Suriye’den gelenler bu kez farklı biçimde gündeme oturdu.

Elazığ’daki Suriyeliler de enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmalarına katılmışlar, bazı kişileri de tekrar hayata döndürmüşler.

Bu elbette hepimizi mutlu eden, sevindiren, heyecanlandıran bir durumdur.

Bundan yola çıkarak “Defolup gidin dediğiniz Suriyeliler nasıl canla başla çalışıyorlar” diyerek durumu duygusal hale getirme ve bundan da iktidara, muhalif olanları suçlama çabası gösterilmesi hiç hoş değil.

Birincisi siyasi ve kurumsal anlamda kimsenin “Suriyeliler defolsun” dediği yok.

Kimi bireysel çıkışların olması, sonucu değiştirmez.

Ancak bu depremle birlikte insanın aklına ister istemez “Suriye batağına burnunu sokup sonra 40 milyar dolar harcama ile övüneceğinize, bu parayı bu milletin refahı, güvenliği ve selameti için kullansaydınız ya” demek geliyor. İktidarın paniği buradan kaynaklanıyor.

Çünkü normal zamanlarda pek etki yaratmayan bu tür sorular, yaşanan bir afet anında önem kazanıyor ve iktidarın yaratmaya çalıştığı algıları da çökertiyor.

Suriyeliler üzerinden duygusal algı yaratarak durumu kurtarma çabasıdır bu yapılan.

ŞAŞIRDIM

O bandı dinlediniz mi, kimdir bu? Ortaya çıkarılmalı

Sosyal medya, kitlesel haberleşmede çok önemli ama kirli bilgilerin yayılması, algı operasyonları ve toplum düzenini bozmak konusunda da etkili olabiliyor.

Çin’de bir virüs çıktı ortaya biliyorsunuz.

Dünya panik halinde.

Son üç gündür yüz binlerce hesaba gönderildiğini gözlediğim bir ses kaydı dolaşıyor ortada.

Bu ses kaydı “Tayfalar” diye başlıyor her ne demekse.

Buna göre oğlu Çin’de doktor olan bir adam demiş ki “Oğlum aradı, Çin’deki durum korkunç, ölü sayısı 44 binmiş. Çin, bu virüsün bir füze ile yayıldığını ortaya çıkarmış, bu nedenle intikam almak için birçok ülkeye virüs taşıyan kişiler göndermiş.”

Hep yazdığım ve söylediğim gibi bu tür isimsiz sosyal medya hesaplarını çok ciddiye almam.

Ama bana da o kadar çok kişi gönderdi ve arayarak “Doğru mu bu?” diye sordu ki yazmadan edemedim.

Doğru olması mümkün mü?

Değil elbette.

Dünyada kimsenin bilemediği gerçeği, Türkiye’deki bir adamın Çin’deki doktor oğlundan başka anlatacak kimse yok mu yani?

BUNU YAZMAK GEREK

Artık Kanal İstanbul dayatmasından vazgeçerler inşallah

Başlığa bakıp da “Kanal İstanbul depreme mi neden olur demek istiyorsun?” diyenler olacaktır.

Hayır, belki içinde o unsur da var ama Elazığ depremi, iktidarın bana saçma sapan gelen Kanal İstanbul hayalinden ve bu konudaki dayatmasından vazgeçmesi gerektiğini söylüyor.

Kanal İstanbul bilimsel olarak yanlış.

Bunu pek çok bilim insanı söylüyor.

Depremi tetikleme konusundaki bilimsel görüşler de var.

Ama ben diyorum ki “Ey iktidar, Elazığ depreminden ders al, bir saçma hayale milyarlarca dolar saçmak yerine bunu İstanbul ve çevresinin depreme hazırlıklı olması için harca.”

Önümüzdeki günlerde bazı mühendislerin yaptığı hesapların ayrıntılarını yayımlayacağım.

Ama şunu söyleyeyim, Kanal İstanbul denilen bana göre saçma projenin tamamı için söylenen rakamlar aslında hafriyata bile yetmeyecek.

Bu hafriyat parasının ki en az 10 milyar dolar tutacağı kesin, deprem hazırlıkları için harcanmasının yaratacağı katma değer, inanın Kanal İstanbul’un getirisinden kat be kat daha fazla olacaktır.

İstanbul, Kanal İstanbul olmadan da daha modern, daha yaşanır ve en önemlisi çok daha güvenli bir kent haline getirilebilir.

Yeter ki “depremi bile şov aracı olarak kullanma” merakındaki AKP iktidarı, bu gerçeği kabullensin.