Memduh Bayraktaroğlu
7 Mart 2021

Doğruymuş gibi anlatılan büyük tarihi yalan ve siyasette Joseph Göbels’in torunları


1965 sonrası büyük yalanlarından biri, şeriat devleti yanlısı Prof. Ali Fuat Başgil lehine uydurulan yalandır…

Tutucu iktidar ve medya, 1961 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan AP Senatörü Prof. Ali Fuat Başgil’in ölümle tehdit edildiğini

O nedenle de adaylıktan çekilerek…

Yurt dışına gittiği yalanını uydurmuştu…

Oysa 1961 cumhurbaşkanlığı seçimleri; Meclis’te temsil edilen AP, CHP, YTP ve CKMP genel başkanlarının imzaladıkları ortak bir mutabakat metni çerçevesinde ve tek adayla yapıldı…

Peki…

Ali Fuat Başgil’in adaylığının askerler tarafından istenmediği iddiası doğru mu?..

Doğru ancak…

Bırakın o günün şartlarını…

Bugünün şartlarında…

Aşağıdaki cümleleri kuran bir AKP’li ya da MHP’li adayın cumhurbaşkanlığına seçilmesini kabul eder misiniz?..

Lütfen okuyunuz:

“Din sırf bir inançtan ibaret değildir.

Aynı zamanda pratik bir hayat yolu, emirler ve yasaklar içeren bir kanundur.

Dinin Kanunu’na itaat etmeyen kimse din nazarında suçludur.

Dindar insan aynı zamanda devletin vatandaşıdır.

Din ve devlet birleşik olduğu zaman sorun yoktur ancak ayrıldıkları zaman aralarında çetin bir mücadele kopar.

Dinin emirleri ve devletin yasaları birbirine aykırı düşer, birbirini kovalar.

Bu aykırılık Türkiye’de son haddini almıştır.

İslam’da cihad kutsaldır ve Allah’ın emridir.

İman vicdanın evinden çıkıp da eylem ve hareket haline gelmedikçe; var mıdır yok mudur bilinmez…”.

(Ali Fuat Başgil. “Din Hürriyeti” Türk Tarihi Dergisi Sayı 2. Sayfa 33-58)

Halk bugün de olsa böyle birini cumhurbaşkanı seçecekse

Bu eylemin adı:

Demokratik laik sosyal hukuk devletini yıkmaktır…

Anayasa’nın ikinci maddesini ihlal yoluyla; anayasaya karşı suç işlemektir…

1933-1945 yılları arasında Nazi Almanya’sında Propaganda Bakanlığı yapmış olan Dr. Joseph Göbels, Hitler’in en sadık yandaş ve akıl hocalarından biriydi…

Yalana dayalı politikalarından biri şöyle idi:

“Bir yalanı sürekli ve yeterli sayıda tekrar ederseniz, insanları karenin aslında bir daire olduğuna ikna edebilirsiniz. Sözler, gerçeğin üstünü örtüp dikkatleri başka yöne çekmek için istenildiği gibi eğilip bükülebilir…”.

UYGULANAN SEÇİM SİSTEMİ SİVİL DİKTATÖRLÜĞÜ TEŞVİK EDİYORDU…

27 Ekim 1957’de yapılan son seçimlerde…

100 seçmenden 76’sı oy kullanmıştı…

DP’nin %47, CHP’nin %41 oy aldığı seçimlerde…

610 milletvekilinden oluşan parlamentoda:

DP 424 sandalye kazanırken…

DP’den sadece 6 puan daha az oy alan CHP ise sadece 178 milletvekili çıkarabilmişti…

Kalan 8 milletvekilliğinden 4’ü Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin, 4’ü de Hürriyet Partisi’nin olmuştu…

Alınan oylara ve çıkarılan milletvekili sayısına bakıldığında…

Ki…

CHP’den sadece %15 fazla oy alan DP, CHP’den %300 daha fazla milletvekili çıkarmıştı…

Yani…

“Temsilde adalet” sağlanmadığı açıktı…

Daha da kötüsü…

Uygulanan seçim sistemi sivil diktatörlüğü teşvik ediyordu…

27 Mayıs 1960 darbesi bir bakıma…

Sivil diktatörlüğü engellemek, demokratik cumhuriyeti kurtarmak için yapılmış bir askeri müdahaleydi…

O ANAYASA İLE 19 YILDIR İKTİDAR OLMANIN KEYFİNİ ÇIKARIYORLAR…

1965’ten sonra yine…

Eğitimsiz, “din, Kur’an, bayrak” naralarıyla aldatılan seçmenlerin oyları belirledi iktidarı…

Ve yeni iktidarın ilk yaptığı…

27 Mayıs’ı ve orduyu aşağılamak…

Yalanlarla halkı ordudan soğutmaya çalışmak oldu…

Meselâ…

9 Temmuz 1961’de oylanan yeni anayasa, yüz seçmenden 61.7’sinin “evet” demesiyle kabul edildiği…

Her yüz seçmenden 38.3’ü ise anayasa için “hayır” oyu verdiği halde…

Anayasanın ordunun baskısıyla kabul edildiği yalanı ortaya atıldı…

Ve o yalan halen sürdürülüyor

Oysa…

Bir başka askeri darbe olan 12 Eylül 1980’den sonra oylanan anayasa; %91.7 “evet” oyuyla kabul edilmişti…

%61.7 ile kabul edilen 1961 anayasası oylamasında ordunun baskı yaptığını iddia eden çevreler…

1982 anayasasının %91.7 ile kabul edilmesini ise (Nedense) hiç sorun etmediler…

İşte o anayasa ile 19 yıldır iktidar olmanın keyfini çıkarıyorlar…

ATATÜRK’ÜN ORDUSU SÖZ VERMİŞSE MUTLAKA TUTAR…

27 Mayıs 1960 sabahı devlet radyosundan Albay Alpaslan Türkeş tarafından bütün dünyaya ilân amacıyla okunan bildirinin bir bölümünde şu ifadeler yer alıyordu:

“…….. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır…”.

Ve canlarım…

Darbeci askerler, verdikleri sözü tuttu…

Son seçimden (27 Ekim 1957) 4 yıl, ihtilalden ise sadece 17 ay sonra (15 Ekim 1961), ülkeyi genel seçime götürdü…

TEMSİLDE ADALET DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN VAZGEÇİLMEZİDİR…

Canlarım…

Dünyanın bütün gelişmiş demokrasilerinde ordunun en temel görev ve sorumluluklarından biri:

Demokrasiyi…

Hukuk devletini…

Kuvvetler ayrılığı ilkesini…

Bağımsız yargıyı ve…

İnsan haklarını korumaktır…

Siyaset, siyasetçileri devlet hazinesinden zengin etmek için değil…

Halka hizmet içindir…

Halka hizmet ise ancak:

Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ile sağlanabilir…

Aksi halde demokrasi; çoğunluğun azınlığa tahakkümüdür…

Ki…

1950 ile 1960 arasında yapılan tüm seçimlerde de görüldüğü gibi…

Seçim sisteminin adaletsizliği:

Daha çok oy alan partiye sağladığı antidemokratik ve hukuk dışı avantajlarla:

Temsilde adalet ilkesinin en büyük düşmanıydı…

Sözün özü canlarım…

Temsilde adalet

Demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezidir…

ATATÜRK’ÜN ORDUSUNUN HAKKINI TESLİMDİR…

Dünyada hiçbir ordu yoktur ki:

Bir askeri darbeden sonra halka verdiği sözü tutsun…

Dünyada hiçbir ordu yoktur ki:

Bir askeri darbeden sonra…

Yapılan özgür seçimler sonucu…

Yönetimi sivillere bıraksın

Buraya kadar yazdıklarım ihtilale…

Ya da darbeci subaylara övgü değil…

Atatürk’ün ordusunun hakkını teslimdir…

1965 genel seçimlerinden sonra hızla ve kasten uydurulan yalanların doğrusunu anlatabilmek içindir…

AZ GELİŞMİŞ ÜLKE BABALARININ DRAMI…

“Dört oğlum var. Biri doktor, biri mühendis, biri öğretmen. Dördüncü oğlum ise hırsız…”.

“Hırsızı ne tutuyorsun evde, kovsana…”.”

“Kovamam çünkü evi o bakıyor, diğerleri işsiz…”.

Aslında bu bir babanın değil…

Az gelişmiş ülke babalarının dramı…

Yazarlar

Doğruymuş gibi anlatılan büyük tarihi yalan ve siyasette Joseph Göbels’in torunları
Memduh Bayraktaroğlu