Can Ataklı
19 Eylül 2021

Dizi oyuncuları kaç para alırsa daha mutlu oluruz?


ACAİP YAZILAR

Dizi oyuncuları kaç para alırsa daha mutlu oluruz?

Başkasının kazancı daima gözümüze batar.

Hiç yan çizmeyin, neredeyse herkesin içinde vardır bu duygu.

Zengin fakir olmasına gerek yok, çok insani bir şey bu.

Yıllar önce bir gün hayli varlıklı bir dostumuzun teknesinde iki günlüğüne misafirdik.

Yan teknede ise Türkiye’nin sayılı zenginlerinden bir aile kalıyordu.

Bizim kaldığımız tekneye yemeğe davetliydiler.

Bir başka büyük zengin ise yakınlardaki özel adasında müthiş bir parti veriyordu.

Yemek boyunca bu zenginin ne kadar para harcadığını hesaplamak için uğraştılar.

Misafirler için kaç tekne kiralanmış, davette kaç personel çalışıyormuş, kaç tane ıstakoz kaç kilo havyar alınmış bunlar soruşturuldu, fikir yürütüldü

Sonunda bir buçuk milyon dolarlık bir harcama yapıldığına kanaat getirilince ikisi de dolar milyoneri olan zenginler “ooo, pes yani” falan gibi sözler söylediler.

Ama en ilginç iki konuşma şöyleydi:

Birincisi; bizi davet eden tekne sahibinin eşi bir ara “Şöyle kuş gibi uçup adada neler oluyor görmek isterdim vallahi” dedi.

İkincisi; Türkiye’nin en zenginlerinden olan işadamı, “Ne zamandır şu ada partisini konuşuyoruz, zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” dedi.

Ben de hemen o işadamının arkasındaki koltuğun kenarına ilişmiştim, bunu duyunca düştüm.

Bu nereden aklıma geldi?

Hafta içinde sosyal medyada dizi oyuncularının bölüm başı aldıkları ücretler tartışıldı.

Tam başta dediğim gibi herkes bölüm başı alınan paralara çok şaşırmış.

Şaşırsa iyi, “Bunun haksızlık” olduğunu söyleyenden tutun, “Nedir bunların özelliği” veya “Bu paralara kaç aile doyar” diyenlere kadar herkes tepkili.

Neymiş?

Dizi oyuncuları çok para alıyormuş, olmazmış bu kadar?

Bu paralar çoktur azdır bilemem, ama bir şey sormak isterim bu ateş püskürenlere?

Dizi oyuncuları ne kadar para kazanmalı sizce?

İsterseniz size bazı ünlü oyuncuların dizi başına aldıkları belirtilen ücretlerini söyleyeyim:

İşte oyuncuların bölüm başı kazançları…

Halit Ergenç: 250 bin TL, aylık 1 milyon TL

Burak Özçivit: 250 bin TL, aylık 1 milyon TL

Kıvanç Tatlıtuğ: 200 bin TL, aylık 800 bin TL

Kenan İmirzalıoğlu: 200 bin TL, aylık 800 bin TL

Beren Saat: 150 bin TL, aylık 600 bin TL

Fahriye Evcen: 150 bin TL, aylık 600 bin TL

Serenay Sarıkaya: 150 bin TL, aylık 600 bin TL

Cansu Dere: 150 bin TL, aylık 600 bin TL

Hande Erçel: 100 bin TL, aylık 400 bin TL

Can Yaman: 100 bin TL, aylık 400 bin TL

Ne garip değil mi, film yıldızları, dizi oyuncuları, ses starları çok sevilir, onları bir saniye görmek bir fotoğraf çektirmek için çırpınır pek çok kişi ama kazandığı para söz konusu olunca “Ne oluyoruz yahu” durumu doğar bir anda.

Kıskançlık da değil bu.

Adını koyamıyorum gerçekten.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Yaşlanma bu kadar mı güzel anlatılır?

Sosyal medyada gezinirken gördüm.

İçinde olduğum bir Whatsapp grubunda paylaşmışlar.

2006 yılında 76 yaşındayken kaybettiğimiz Fransız aktör Philippe Noiret yazmış bu yazıyı.

İnsanlar yaşlanmayı pek kabullenmek istemez.

Ama bu aynı zamanda çaresiz bir durumdur.

İşte Philippe Noiret yaşlandığını bir türlü kabullenemeyen birinin ağzından yaşlılık bahanelerini sıralamış.

Keyifle okuyacağınızı sanıyorum.

Sanıyorum merdiven yapımlarında giderek daha sert malzeme kullanılıyor; eskisine göre hem basamakları çoğalttılar hem boylarını yükselttiler. Her şeyden öte ikişer ikişer çıkılmaz oldu, tek tek çıkmak zorunda kalıyor insan.

Bir de yazıları küçülttüler her ne hikmetse. Burnumu gazeteye dayamak zorunda kalıyorum iki satır okumak için.

Geçen gün avucumdaki bozuklukların üzerinde kaç kuruş yazdığını görmek için telefon kulübesinin dışına çıktım. Hani gözlük kullanmayayım, yanımdakine okutayım gazeteyi diyorum ama insanlar o kadar alçak sesle konuşuyorlar ki okuduklarında da tam anlayamıyorum ne okuduklarını. 

Her yer eskisinden daha uzak sanki.  Evden durağa olan mesafe iki katına çıktı neredeyse. Önceleri hiç fark etmediğim bir de yokuş varmış evle durak arasında.

Vapurlar da vaktinden önce kalkar oldu şimdilerde. Hani koşmanın da anlamı yok nasıl olsa benden önce halat alıyorlar. 

Kumaşlar da eski kumaş değil. Kısa sürede dar geliyor ne giysem. Ayakkabı bağları da kısaldı mı ne giderek erişilmez oldular.

Hava bile tuhaflaştı. Kışlar daha soğuk yazlar daha sıcak. Tatil beldeleri bu kadar uzak ve zahmetli olmasa yolculuk da yapacağım. Kar bile ağırlaştı eskisi gibi kolay küreyemiyorsun. 

Kapı pencere çerçeve imalatında da değişiklik yaptılar sanıyorum, daha sert cereyan yapıyor karşılıklı açtığında.

İnsanlar da sanki ben onların yaşındayken göründüğümden çok daha genç gibiler. Eski okul arkadaşlarımla üniversitede bir buluşma günü ayarladık, hayretler içinde kaldım bebek yaşta öğrencileri görünce. 

Ama itiraf etmeliyim ki bizim zamanımızdan çok daha terbiyeli yetiştiriliyorlar; bir kaçı bana “beyefendi” diye hitap etti; hatta aralarından biri caddede karşıdan karşıya geçmeme yardımcı oldu.

Fakat buna mukabil hayret ediyorum yaşıtlarım benden çok daha yaşlılar. Tamam bizim jenerasyona yaşını başını almış gözüyle bakılıyor ama bunaklıklarına ve takıla topallaya yürümelerine ne demeli?

Aynı akşam üniversitenin barında bir sınıf arkadaşıma rastladım. Nasıl bir değişim geçirmişse artık beni tanıyamadı bile!

ÇOK GÜLDÜM

Bu pazar iki fıkramız var

Yazın son günlerini yaşadığımız bu pazar günü için Yıldırım Tuna’dan iki fıkra geldi.

Birlikte okuyalım;

Sert Sakız

Eyaletin büyük ödüllü geleneksel yarışı başlamadan önce seyis atın ağzına bir şey verirken padokta yarışacak atları denetleyen Başhakeme yakalanmış…

“Ne?.. Nedir bu verdiğiniz?.. Hap mı?..” diye heyecanla sormuş Başhakem…

Seyis, “Sert bir cins sakız bu..” diye cevap vermiş seyis telaşlanmadan sakin bir şekilde, “Ben sürekli kullanırım.. Ama görüyorsunuz atımız da alıştı, buna bayılıyor kerata ” demiş ve kendi ağzına da bir tane atmış ve “Denemek ister misiniz?..” diye sormuş başhakeme.

Başhakem “Şeyy.. Tabii, neden olmasın?” diye sakızdan almış bir tane.

Yarış başlamadan önce seyis Jokeyi kenara çekmiş, “Şüphe yaratmamak için yarışın sonuna kadar ortalarda idare et..” demiş, “Son düzlükte atı fişekleyince herkesi çok rahat geçeceksin.. Arkanda ses duyar, seni geçmeye çalışan birini hissedersen sakın telaşlanıp endişe etme.. Artık o ya benimdir, ya da Başhakem..!”

Ben de bilmiyordum..

Adam gece yarısı zifiri karanlık bir yoldan evine dönerken gölgeler arasında bir kadın,
“Pısstt, 20 dolara benimle kaçamak yapmak ister misin?..” diye fısıldamış..
Hayatında hiç böyle bir şey yaşamamış adam bu cazip teklif karşısında heyecanlanmış,  karanlıkta kokusu dalgalanan çekici parfümün de etkisiyle kendini kadının kolları arasında bulmuş, tam o esnada ensesinde patlayan güçlü el feneri ışığı ile telaşlanmış, tam tepelerinde“ Ne yapıyorsunuz orada ..”  diyen bir polis..

“E.. Eşimle beraberiz..” diye cevap vermiş adam,

“Özür dilerim, eşiniz olduğunu bilmiyordum..!” demiş polis,

“Valla..” demiş adam mırıldanarak, “Siz el fenerini yüzüne tutana kadar ben de bilmiyordum..!”

 

 

Yazarlar

Dizi oyuncuları kaç para alırsa daha mutlu oluruz?
Can Ataklı