Ümit Zileli
2 Ekim 2020

Divanı Ali oyunu!..


Baştan söyleyeyim; Divanı Ali Yüce Divan anlamına gelir, o görev de günümüzde Anayasa Mahkemesi’ne aittir!

Peki durup dururken nereden çıktı tee 1876 Kanun-u Esasi’sine uzanan Devleti Ali tartışması? MHP lideri Devlet Bahçeli’den tabii ki! Hem de tam TBMM’nin açılış gününde… Anayasa Mahkemesi’nin son zamanlarda aldığı kararları beğenmeyen Bahçeli, günlerdir bu mahkemeye ağır bir dille yükleniyor, değiştirilmesini, “yeni hükümet düzenine uygun hale getirilmesini” istiyordu…

Demokrasiden biraz olsun feyz almış çevreler “yok artık!” diye karşı çıktı; Devlet Bey’in bu çıkışının Anayasa Mahkemesi’ni tam anlamıyla Saray’a bağlamak, böylelikle demokrasinin olmazsa olmaz temel koşulu olan “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesinin tamamen ortadan kalkarak “Kuvvetler Birliği” durumuna dönüşmesini sağlamaya yönelik olduğu yorumları art arda geldi!

Nedir demokrasinin başlıca koşulu olan Kuvvetler Ayrılığı ilkesi?

Yasama, Yürütme ve Yargı’nın birbirinden tamamen ayrı olması demektir!

O halde Kuvvetler Birliği ne demektir?

Yürütme saray olduğuna göre, Yasama ve Yargı’nın Yürütmeye bağlı, yani tabi olması demektir!

Yani, Devlet Bey, “devletin tüm yetkilerinin” Saray’a yani “tek kişiye” verilmesini istemekte, önermektedir!

Bunun adına dünyanın hiçbir yerinde demokrasi denemeyeceği aşikar olduğu halde!

Bu tartışmalar sürüp giderken, Devlet Bey önceki gün bir çıkış daha yapıp Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir isim önerdi:

Divanı Ali!..

Neymiş Devleti Ali bir bakalım?

Divanı Ali, 1876 Kanun-u Esasi’sinde (anayasa) yer alan bir kurumdu…

Kanun’u Esasi’nin 31’inci maddesine göre, ihtiyaç duyulduğu hallerde padişah iradesiyle toplanırdı. “İtham Dairesi” ve “Hüküm Divanı” adlı iki ayrı organ ve 30 kişiden oluşuyordu… 10 üyesi Ayan’dan, 10 üyesi Şurayı Devlet’ten, 10 üyesi de Temyiz ve İstinat mahkemelerinden kurayla seçiliyordu…

Her 10 üyeden üçü bir araya gelerek 9 kişilik itham dairesini oluşturuyor, bu daire dava edilen yüksek düzeyli görevlilerinin yargılanmasına gerek olup olmadığına karar veriyordu. Diğer üyeler ise hüküm divanını oluşturuyor ve yargılama işlemini yürütüyordu…

Bu kurum, aynı isimle 1924 Anayasası’nda da yer aldı. 61 maddesi ile bakanları, Danıştay ve

Yargıtay Başkanları ile üyelerini, Cumhuriyet Başsavcısı’nı yargılayacak yargılayacak şekilde yeniden düzenlendi. Divanı oluşturma yetkisi ise TBMM’ye verildi.

Divanı Ali, 1945 yılında yapılan düzenleme ile “Yüce Divan” adını aldı.

Bu görev 1961 Anayasası’nda yeni kurulan Anayasa Mahkemesi’ne verildi; o tarihten itibaren de hep öyle kaldı…

Devlet Bey şimdi yeniden eski düzene dönmek istiyor!..

“Saray’ın iradesiyle”!..

Hemen dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama 1876 Kanun-u Esasisi’nin 31’inci maddesi aynen şöyle diyordu:

Divan’ı Ali, ihtiyaç duyulduğunda padişahın iradesiyle toplanır!

Bu ne anlama geliyor peki? Demek ki, şayet Devlet Bey’in önerisi kabul görür, Anayasa Mahkemesi, Divanı Ali’ye dönüşürse, bu kurum “ihtiyaç duyduğunda” Saray iradesiyle mi toplanacaktır?..

Ayrıca Anayasa Mahkemesi yalnızca “Yüce Divan” görevi görmemektedir; yasama organının çıkardığı yasaları “usul” ve “esas” yönünden inceleme, gerek gördüğünde bazı maddelerini, bazen tümünü iptal etme yetkisine sahiptir!..

Yine, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları kabul etmekte, “hak ihlali” kararları alabilmektedir!..

Devleti Ali ise yalnızca “Yüce Divan” olarak görev yapan, yüksek düzey görevlileri yargılama yetkisine sahip bir kurumdu!

Görünen o’ki, iktidarın küçük ortağını üzen, sinirlendiren, öfkelendiren Anayasa Mahkemesi’nin bu yetkileridir!

Divanı Ali Anayasa Mahkemesi’ni yok etme oyununun görünürdeki adıdır yalnızca!..

Yazarlar

Divanı Ali oyunu!..
Ümit Zileli