Hüsnü Mahalli
7 Ekim 2020

Devrim mi dediniz!


Orta vadeli stratejiler ortalama elli yıllıktır.

Daha uzun olanları yüz yıllık.

Orta ve kısa olanlar arasında bir iki yıllık taktikler olabilir ama başarı şansı uzun vadeli stratejileri koyanların zeka ve becerisine bağlıdır.

Daha doğrusu yaptıkları hesapları doğru ve somut ilgilere dayandırmalarına.

Yani içi boş duygusal sloganlarla değil akılla davranmalarıdır.

Yoksa başkalarına yem olurlar.

Ermenistan olayı böyle bir şey.

Bağımsızlığın ilk aylarında ve Karabağ savaşının ilk dönemlerinde buralara ve Azerbaycan’a gitmiştim.

Karabağ savaşına Türkiye’den giden ilk gazeteciydim.

Her iki tarafın liderleriyle uzun uzun konuşmuştum.

Tarih boyunca Kafkasya; Rusya ve batının stratejilerinde çok önemlidir.

Elbette Türkiye için de!

Bakalım…

ABD merkezli sivil toplum örgütleri “Gürcistan’a demokrasi getirmek” üzere 02 Kasım 2003’te yapılan seçimlerinde usulsüzlükler yapıldığı gerekçesiyle muhalefeti harekete geçirmişti.

Haftalarca süren gösteriler sonucu Devlet Başkanı Sevardnadze istifa etmek zorunda kaldı ve iki ay sonra tekrarlanan seçimlerde bu kez Saakasvili, ezici bir çoğunlukla iktidarı ele geçirdi.

Batı buna Gül Devrimi demişti.

Devlet Başkanı olduktan sonra Saakasvili’nin en önemli önceliği, ülke bütünlüğünü sağlamaktı. Ancak Gürcistan’dan tek yanlı bağımsızlık ilan eden Abhazya, Rusya ile bütünleşmek isteyen Güney Osetya, Gürcü Merkez yönetimine soğuk duran Acara ile ülkenin güneybatısındaki bölgede yaşayan ve yıllardır otonomi talep eden Ermeni gruplar, Saakasvili’nin sürekli başını ağrıtan konular olarak önünde duruyordu.

ABD, İsrail ve başka bir çok ülke Rusya’ya komşu bu ülkeyi karıştırmak için sürekli dolap çevirdi.

Gül Devrimi’nden sonra ülkenin durumu ortada.

Rusya; Güney Osetya’yı işgal etti, kravatını çiğneyen Saakaşvili ABD’ye kaçtı daha sonra da Ukrayna’ya sığındı bir ara da mafya işlerine karıştı.

Devrimden 16 yıl sonra Gürcistan her alanda, her konuda ve her düzeyde berbat durumda.

Peki Turuncu Devrimi’ne ne oldu?

22 Kasım 2004’te yapılan, devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turuna itiraz eden muhaliflerin gösterileri sonucu seçimi kazandığı açıklanan Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç istifa etmek zorunda kaldı ve Soros’çu Yuşçenko ve ekibi göreve getirildi.

Geçen süre içinde bu ülkede çalkantılı dönemler yaşandı ve sonunda Ukrayna ikiye bölündü ve Rusya Kırım yarımadasını kendine kattı.

Başka yerlerde başka renkli “devrimler” yaşandı ama gelelim bugüne.

Mayıs 2018’de başlayan gösteriler sonucunda gazeteci kökenli, biraz karanlık ve Batı destekli Paşinyan Ermenistan  başbakanı oldu ve başta ABD olmak üzere Batı’ya göz kırpmaya başladı.

Geçen hafta patlak veren olaylara kadar.

Herkesin kendine göre rol oynadığı olaylarda Batı imdadına yetişmeyince Paşinyan tekrar Putin’e yalvarmaya başladı:

“Gel beni Türkiye’den kurtar” diye.

Bugün yarın tavrını açıklayacağını düşündüğüm Putin’in harekete geçmesi ya da geçmemesiyle çatışmaların kaderi belirlenir.

En çok hafta sonuna dek.

Ya herkes masaya oturur Astana ve Soçi benzeri bir süreç başlatılır ya da işler karıştıkça karışır.

Hatırlayın benzer bir “devrim” 2003, 2008 ve 2010’da Rusya’ın arka bahçesi Kırgızistan’da yaşanmış ama o da işe yaramayınca şimdi o ülkede halk yine sokaklarda.

Emperyalist- Kapitalist ülkelerin “demokrasi devrimleri”ne umut bağlayanların başına gelmeyen kalmıyor!

Ölüm dahil.

Arap Baharı’nda olduğu gibi.

2010 sonunda Arap halklarına “özgürlük ve demokrasi” getireceğiz diyerek İslamcıları iktidara getirmeyi planlayan   “Yahudi kökenli” Sorosçu kafalar Suriye, Libya, Yemen, Irak ve tüm bölgeyi perişan ettikten sonra doğal olarak her yeri İsrail’in emrine verecekti.

Onlar da öyle yaptı.

Batı’nın tezgahları Batı’nın hizmetinde var olan oldukça bizleri bitirmeden bitmez ve bitmeyecektir.

Adamların görevi hepimizin enerjisini tüketerek direnme ve yaşama gücümüzü kırmaktır.

Kısa, orta ve uzun vadede.

Bölgemizde ve Türkiye’de yaşadığım her şey bundan ibarettir.

Birileri bizimle dalga geçiyor.

Muhalefet ve muhalifler işin eğlencesinde.

Bari siz uyanık kalın.

Kalabildiğiniz kadar.

Kendi onurunuz ya da gerçekten seviyorsanız kendi çocuklarınız ve torunlarınız için. 

Yazarlar

Devrim mi dediniz!
Hüsnü Mahalli