Can Ataklı
2 Ekim 2020

Çoklu Baro çok sorun yaratacak


ANALİZ

Çoklu Baro çok sorun yaratacak

İstanbul’da ikinci baro kuruldu hesapta.

Gerçi hukukçular bu baronun kuruluşunun hukuki olup olmadığını tartışıyor, Barolar Birliği başkanının, yeni baroyu alelacele onaylamasını eleştiriyor.

Örneğin yeni baroya geçenlerin asıl barodaki isimleri henüz silinmemiş, yani iki baroda birden görünen avukatlar olduğu da ileri sürülüyor.

Gördüğüm kadarıyla zaten bir garabet olan çoklu baro konusu sanıyorum bir süre sonra çok ciddi sorunlara da neden olacak.

Bu konuda avukat Erdem Akyüz’ün bir değerlendirme makalesini okudum.

Çoklu baronun neler getirip götüreceğini çok net biçimde anlatmış.

Bunu sizlerle de paylaşmak istedim;

1- KILIK KIYAFET; Değişiklik getiren yasanın 49. maddesine göre : “Avukatlara, cübbe dışında, staj dönemi de dahil olmak üzere, mesleğin icrası kapsamında kılık ve kıyafetle ilgili herhangi bir zorunluluk getirilemez.” Başörtüsü ve türban esasen kürsüde ve mahkeme salonlarında kullanılıyordu ama bu maddeye göre, artık “bir tarikat giysisi, fes, sarık, külah” takarak da duruşma salonuna girilebilecektir.

2- TÜRK SÖZCÜĞÜ; Sırada, demokratik kitle örgütleri ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının adının başında yer alan “TÜRK-TÜRKİYE” sözcüğünün kaldırılması yer alıyor.

3- ÇOKLU BARO NEREDE?; Çoklu Baro, beş binden fazla avukat bulunan illerde kuruluyor. Türkiye’de bu şekilde yalnız 3 il var. Ankara, İstanbul ve İzmir. Bu iller düşünüş ve eylem olarak en demokratik, bağımsız ve muhalif yapıya sahip olan yerler olduğu için baroları bölünmek isteniyor.

4- KAÇ BARO OLACAK?; Bu hesaba göre İstanbul’da tam 23, Ankara’da 8 ve İzmir’de 5 baro kurulabilecektir. Bu; mesleki örgütlenmeyi, düzeni bozacaktır. Eğer hukukçu sayısına göre baro sayısı artacak ise, hakim ve savcı sayısına göre de yeni Hakimler ve Savcılar Kurulu, yeni HSK’lar kurulmalıdır.

5- AVUKAT SAYILARI; İstanbul Barosu’nun 46.052 avukat üyesi, Ankara Barosu’nun 17.598 üyesi, İzmir Barosu’nun 9.612 avukat üyesi bulunmasına rağmen, delege sayısı ve üst organ seçimlerinde, bünyesinde 350, 400 avukat bulunan il baroları ile aynı duruma getirilmektedir.

6 -DELEGE SAYILARI; İstanbul Barosu’nun delege sayısı 138’den 13’e düşürülüyor. Ankara Barosu’nun delege sayısı 53’den 7’ye, İzmir Barosu’nun delege sayısı ise 16’dan 5’e düşürülüyor. Böylece; bu baroların bünyelerinde çok fazla sayıda avukat bulundurmalarına rağmen, Barolar Birliği Başkan ve Yönetimini seçmekteki etkinlikleri yok ediliyor.

7- MUKAYESELİ TABLO; Bir başka hesaba göre; baroda kayıtlı avukat sayısına göre, Tunceli’de her 10 avukat, Kilis’de her 22 avukat bir delege seçecek iken İstanbul Barosu’nda her 3.542 avukata bir delege ve Ankara Barosu’nda her 2.514 avukata ancak bir delege düşecektir.

8- UYGULAMA ZAMANI; Yeni yasada, baro seçimlerinin ekim ayında, Barolar Birliği seçimlerinin aralık ayında yapılacağı belirtiliyor. Seçimlere etki eden yasalar, çıkarıldığı tarihi izleyen ilk seçimde uygulanamaz, çünkü demokratik hak ve özgürlüklere müdahale edilmiş olur. Buna rağmen 2 ay önce çıkarılan yasa değişikliği, 2,3 ay sonra yapılacak seçimlere uygulanmak isteniyor.

9- YENİ BAROLAR; Bütün baskı ve telkinlere rağmen, yeni .arolar kurulamadı. Bundan sonra kurulsa bile, seçim tarihleri belirlendiği için, yapılacak seçimlere katılma olanağını yitirdi. Ama buna rağmen, çeşitli şekillerde kurulmasına çalışılan yeni baroların, Barolar Birliği seçimlerine katılabilmesi için yeni değişiklik, görüş ve baskıların yapılacağı da beklenmelidir.

10- DİYEBİLİR MİSİNİZ; Şimdi buyurun “Adalet mülkün yani ülkenin temelidir” diyebilir misiniz?.

ÇOK GÜLDÜM

Son günlerin en konuşulan konusu ile ilgili iki fıkra

Televizyonların kadın programlarında inanılmaz olaylar yaşanıyor biliyorsunuz.

En son yaşanan bir tane var ki evlere şenlikti.

ATV’nin bir programında yaşananlar çok acayipti.

Bir kadın çocuğunun kocasından değil de sevgilisinden olduğunu öğrenince sevinçten ne yapacağını bilememişti.

Tabii konu ahlakçı açıdan çok tartışıldı.

Hatta öyle ki sanki bu ülkede bunlar hiç olmuyormuş gibi “Bu nasıl olur?” diye hayretler içinde kalanlar da vardı.

Oysa bu olaydaki tek yenilik, bunun ilk kez bir televizyon programında dile getirilmesiydi belki de.

Çünkü “sadakatsizlik” kadın erkek ilişkilerinin başladığı günden beri var.

Ben de size konuyla ilgili iki fıkra sunayım.

MÜTHİŞ AY HESABI

Adamın biri evlendikten üç ay sonra çocuk sahibi olunca şaşkınlıkla karısına  “Bu ne iş? Üç ayda çocuk mu olur?” diye sormuş.

Karısı cevaplamış: “Sen hesap yapmayı bilmiyorsun. Bak şimdi: Üç aydır sen beni alalı, üç aydır da ben seni, etti mi altı ay. Gelen ay, giden ay, bir de üstümüzdeki ay, etti dokuz. Sen neyin hesabını soruyorsun?”

BU ÇOCUK DA NE?

Temel genç yaşta evlenir, karısı ile bir çocuğunu bırakarak gurbete çıkar. On, onbeş sene dolaştıktan sonra, döndüğünde evde üç çocuğun olduğunu görür. Başlar sorgulamaya;

– Yahu karucuğum, bunlar da kim?

– Şu büyüğü ilk çocuğun değul mi, ne çabuk unuttun?

 – Ya öteki?

– O da ana rahminde idi, sen gittikten sonra doğdu.

– Ya yoğurt yiyen o çocuk?

– Canım, onun da sana baba dediği yok, oturmuş yoğurdunu yiyeyi. Takma kafani.”

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Yani ne yaptı sayın Cumhurbaşkanı?

Şaşkınlıkla izlememek mümkün değil

Saray iktidarı, tüm siyasetini en alt eğitim ve kültür düzeyindeki kitlelere göre planlıyor ve yönetiyor.

Çünkü en büyük oy kitlesi orada.

Ve bu kitle algı operasyonlarına çok çabuk uyum sağlıyor ve en önemlisi bir kere inandı mı gerçeği görmesi o kadar zorlaşıyor.

Bakın son yaşadığımız olaya bir göz atalım.

Doğu Akdeniz konusunda esti gürledi saray.

Donanma denize açıldı, Navteks üzerine navteks ilan edildi, araştırma gemisi dolaştı durdu.

Sonra bir anda her şey sıfırlandı.

Donanma üssüne döndü, araştırma gemisi tamir bakım bahanesiyle limana çekildi ve ortaya bir anda “istikşafi görüşme masası” çıkarıldı.

Sarayın en önemli adamı İbrahim Kalın önceki gün açıklama yapmış.

Demiş ki; “Sayın Cumhurbaşkanımız burada büyük bir devlet adamı refleksiyle hareket ederek diplomasiye yeniden şans tanıdı. Yunanistan’ın bu fırsatı heba etmemesi gerekiyor. AB ülkelerinin bu fırsatı daha ileri noktaya taşıyacak adımlar atması gerekiyor.”

İyi güzel de Erdoğan’ın gösterdiği “refleks” ne acaba?

Refleks herhalde esip gürlemelere kimsenin aldırmaması üzerine “bari masa kuralım” çağrısı yapmaksa diyeceğim bir şey yok tabii.

Çünkü geçen süreçte “karşı taraf” olarak nitelenenlerden herhangi bir geri adım ya da yumuşama görmedik.

İnanan buldukça ki dediğim gibi sayıları ne yazık ki çok fazla, böyle rahat konuşuyorlar işte.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Kifayetsiz muhteristen füze alacakmışız

Elbette devletlerin kalıcı düşmanları ve dostları yoktur.

Elbette devletler için çıkarlar ve halklarının refahı, mutluluğu, güvenliği ön plandadır.

Bu nedenle yabancı ülkelerle ilişkiler hep gergin ve çözümsüz sürdürülemez.

Dostluklar düşmanlıklar yer değiştirebilir devletler düzeyinde.

Ancak AKP iktidarının yaptığı kadar “jet hızıyla dönüşler” de pek görülmez.

Daha 15 gün önce neredeyse savaş çıkacaktı Akdeniz’de değil mi?

“Şımarıklığı bırak Macron” diye sesleniyordu iktidar.

Yetmemişti bu öfke “Fransa’nın kifayetsiz muhterisi” sıfatı da eklenmişti Macron için üstü kapalı biçimde.

Yunanistan’a “Haddini bil, yoksa bedelini ödetiriz” deniyordu.

Amerikası, Mısırı, Rusyası, İsraili nasibini alıyordu bu efelenlenmelerden.

Sonra biliyorsunuz bir anda çark edildi, U dönüşü ile “Canım bizim amacımız sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi” aşamasına gelindi.

Öyle bir çark edildi ki, akıllı insanlar bile ne olup bittiğini anlayamadı.

Şimdi bu jet hızıyla yapılan U dönüşünden sonra “kifayetsiz muhterisle” başka bir pazarlık yapılmakta olduğunu da öğrendik.

İbrahim Kalın, Macron’un Türkiye’ye SAM-T füzelerini satmak istemesi ile ilgili olarak “Müzakereleri tekrar başlatalım denirse biz buna hazırız. O siyasi irade oluşursa bununla ilgili müzakere süreci başlar ve biz ihtiyaçlarımıza uygun olması halinde EUROSAM’ın ürettiği SAM-T füzelerini de hava savunma sistemimize rahatlıkla katabiliriz” demiş.

Nereden çıktı şimdi bu füzeler?

Hem de o kadar afradan tafradan sonra.

Hani S-400’leri alınmıştı?

Demek ki alınmamış ki, kifayetsizle bu pazarlık tekrar başlayabilir.

Neden bunu diyorum, çünkü NATO S-400’e karşı bu füzeleri öneriyordu.

BUNU YAZMAK GEREK

Lüzumsuz kahramanlık gösterileri yapmayın lütfen

Tabii ki kahramanlık gösterileri toplumların milliyetçi duygularını körükler ve her zaman prim yapar.

Ölçüyü kaçırırsanız sonucu pek iyi olmaz.

Çünkü beklenti çok yükselirse küçük bir başarısızlık bile travmaya neden olur.

Dün haberlere bakarkenTrabzon Emniyet Müdürü Metin Alper’in videolu bir Twitter mesajına rastladım.

Müdür Alper şunları diyor bu mesajında; “Bugün benim benim bir evladımın, bir yiğidimin, hilal bıyıklı bozkurdumun nikahına geldim. Burada onlarca hilal bıyıklı bozkurtum da ‘Sayın müdürüm bizi ne zaman Karabağ’a gönderecek’ diye bekliyorlar. Karabağ’ın göbeğine Türk’ün bayrağını Türk’ün sancağını dikmek üzere hazır bekliyorlar. Özel harekat şubesi öyle bir şubedir ki; buradaki yiğitler, buradaki aslanlar şimşek gibi çakar, sel gibi coşar, huduttan hududa yol bulup koşar, cepheden cepheye yeri geldiği zaman sorar.”

Özel Harekat polisleri çok iyi eğitimli, gözü pek, korkusuz polislerden oluşuyor.

Ancak adı üstünde, polisler, savaşçı değiller.

Deyin ki Türkiye Azerbaycan’ın yanında askeri güçle de yer aldı.

Buraya gidecekler polisler değil, savaş eğitimli askerler olacak.

O halde teknik olarak da fiilen de olmayacak bir şeyi olacakmış gibi dile getirip bundan kahramanlık çıkarmak lüzumsuz bir gösteridir.

İnanın bu polisi de yıpratır zamanla.

Bu arada polislere “hilal bıyıklı bozkurtum” denmesini de yadırgadım. Özel Harekat, MHP’nin bir yan örgütü mü?

Yazarlar

Çoklu Baro çok sorun yaratacak
Can Ataklı