Memduh Bayraktaroğlu
5 Haziran 2022

Çok hoşgörülü imiş ama orada durmalıymışım…


“Abi” dedi karşımdaki genç adam…

“İnanç çeşitliliği benim için çok değerlidir…”.

Ve hemen ekledi:

“İnanç çeşitliliği olmazsa olmazımdır… Bu konuda çok acayip hoşgörülüyümdür…”.

Ve…

Kendisi gibi düşünmeyenleri nasıl da hoş gördüğünü anlatmak için:

Omuzlarını silkti…

Dudaklarını büktü:

“Hoş gördüğü” karşı taraf için kendini överken…

Ezici bir küçümseyiş yerleştirdi dudaklarına:

“Onlar da böyle işte abi n’apçaksın…”.

Az sonra sohbet memleketin durumuna geldi…

Erdoğan’ın ülkeyi ne kadar kötü yönettiğini anlatmak için ağzımı açmak istediğimde…

Az önce, “herkese saygılı” olmakla övünen o genç adam gitti…

Yerine:

Tayyip prototipi geldi…

Sohbet ilerleyip, doğrudan gerçeklere gelindiğinde ise:

“Yok abi, bunlar benim kırmızı çizgilerim” dedi… “Onları tartışmam bile…”.

Zira…

Ve…

Kendince:

“Çok güvenilir” dayanakları vardı…

Erdoğan’ın acayip (Nedense “çok” demek yerine “acayip” demeyi tercih ediyordu) başarılı olduğu mutlak bir gerçekti…

“Ben de bazı iyi şeyler yaptığına inanıyorum ama…” dediğimde…

Konuşmamı ağzıma tıkadı…

Ardından neler söyleyeceğimi tahmin etmiş gibiydi…

Artık karşımda…

Haber kanallarının nöbetçi kavgacılarından biri vardı adeta…

Zira…

İş Erdoğan üzerinden tartışmaya geldiğinde…

Kırmızı çizgisinin ne olduğu da anlaşılmıştı…

Onun için tek gerçek vardı:

Erdoğan her konuda olduğu gibi:

Ekonomide de çok başarılıydı…

Bizler sürtüktük…

Bizler çürüktük…

“E hani acayip hoşgörü?..”.

Tamamdı ama…

Erdoğan’ı tartışma konusunda değildi o hoşgörüsü…

Çünkü…

Ben ve benim gibiler…

Dış güçlerin satın aldıkları azılı birer “sayın Erdoğan düşmanlarıydık…”.

Yaaaa…

Çok hoşgörülü arkadaşla sohbetimiz burada bitti…

Çünkü…

Söyleyeceklerimi dinlememek için:

Çekip gitti…

ÜTOPYAM…

Canlarım…

1948’den günümüze kadar geçen sürede…

Huxley’in (Tanrı) Ford’una benzer biri (Şimdilik) çıkmadı…

Ama…

Orwell’ı haklı çıkarmak için çabalayan:

Çok sayıda politikacı tanıdık…

Bunların kimileri halen:

İktidarda…

Fakat…

Şu yaşımda ben inanıyorum…

Hatta eminim ki:

Yakın zamanda dünya…

Tüm diktatörlerden…

Ve…

Dikta heveslilerinden kurtulacak…

Bu da benim ütopyam olsun be canlarım…

Hemen herkesin distopya meraklısı olduğu bu dünyada bırakın…

Birkaç da:

Ütopyacı olsun…

İNŞALLAH YANILACAKLAR…

Ünlü İngiliz yazar Aldous Huxley’in:

“Cesur Yeni Dünya” isimli eseri 1932’de…

Bir diğer İngiliz George Orwell’ın “1984” isimli romanı ise:

1948’de yayımlandı…

Her iki roman da hayallerime tersti…

Temennilerimi çürütmek için yazılmış gibiydi…

Çünkü…

Ne Huxley gibi düşünmüştüm hayatımın herhangi bir evresinde…

Ne de Orwell gibi…

Şimdilik…

Ne Orwell’ın tahminleri gerçekleşti…

Ne de Huxley’in…

Umarım ve tahmin de ederim ki:

Asla gerçekleşmeyecektir…

Gerçekleşmemelidir…

Ama…

İtiraf ederim ki…

Bilim insanlarının insanlığı yok edeceğini ileri sürerek bilime savaş açan:

Kimi felâket tellâlları…

Benim gibi gelecekten çok umutlu birinin bile:

Moralini bozabiliyorlar…

HER ŞEY GÜZEL OLACAK…

Diyelim ki yeni ve güzel dünyada:

İnsanların hepsi sağlıklı…

İnsanların hepsi mutlu

Muhteris insan:

Sıfır…

Savaş:

Yok…

Kıtlık (Açlık):

Yok…

Salgın hastalıklar:

Tarihe karışmış…

Herkes

Hem imkânda…

Hem fırsatta eşit…

Bilmediğiniz her şeyi:

Uykuda öğreniyorsunuz…

Ancak…

Bu arada bütün insanî değerlerinizi kaybetmişsiniz

Aileniz:

Yok…

Yerel kültürünüz:

Yok…

Mimarî:

Yok…

Resim:

Yok…

Heykel:

Yok…

Edebiyat:

Yok…

Müzik:

Yok…

İşte burada aklım karışıyor

Huxley ve Orwell eserlerinde neden:

“İnişi mi seversin yokuşu mu?” sorusunu soruyor…

Niçin:

“Düz yolu sever misin?” diye sual etmiyor?..

Oysa insanlar…

Hem değerlerini koruyup…

Hem de “iyi insan” olabilirler…

Ama…

Eğitirseniz…

Lütfen enseyi karartmayın…

Ne 1932’deyiz…

Ne 1948’de…

Gelecekte her şey çok güzel olacak…

Her şey…

ADİL İNSANLAR YETİŞTİRMEK…

Canlarım:

Huxley’in toplumu “tatmin” ve “mutluluk” üzerine tasarlanmıştı…

Yani “Refah Toplumu” ancak…

Mutlu ve tatmin olmuş insanlardan teşekkül edebilirdi…

Bunun için ise gerekirse…

İnsanların hepsine aynı hap yutturulabilirdi:

“Soma…”.

Toplumun istikrarını bozucu insanlar ancak:

Soma yutturularak:

(Karakter olarak) Birbirlerinin tıpa tıp aynısı yapılırdı…

Böylece:

Düşünmeyen…

Sorgulamayan…

Eleştirmeyen…

Endişe duymayan…

Şüphe etmeyen…

Kederlenmeyen…

Hasılı: Her türlü duygudan yoksun insanların dünyası olurdu…

Böylece o dünyada:

Aile olmazdı…

Sadakat olmazdı…

Sanat olmazdı…

Felsefe olmazdı…

Bilim ise sadece…

Bir tek kişinin (Ford) izin verdiği insanlar tarafından yapılırdı…

Yani…

İnsanların yerini…

Sosyal medya botları alırdı…

Oysa benim hayalimde…

Robot insan yok…

Acıyı da…

Kederi de…

Hüznü de…

Mutluluğu da…

Neşeyi de…

Sevinci de yaşayan insan var…

Bunun için ise gerekli olan şey…

Herkesi “vicdan” sahibi yapacak şekilde eğitmek…

Yani: Adil insanlar yetiştirmek…

ONU UYAR…

Bakın çevrenize…

Bakın TV ekranlarına…

İzleyin sosyal medya kanallarını…

Ne görüyorsunuz?..

Ben söyleyeyim…

Kafa şu kafa:

“Benim seçtiğim politikacı iktidar olduğunda bana hizmet etmese de olur ama karşı tarafı ezmezse onu perişan ederim…”.

Yahu efendiler…

Bu düşüncenin neresinde “insanlık” var?..

Politikacıyı sen seç…

Kabul ama…

En az sana hizmet ettiği kadar da…

Kendisini seçmeyenlere hizmet etmesi için:

Onu uyar…

AKILLI DEĞİLİM…

Bir ülkenin cumhurbaşkanı olağanüstü zengin bir hayat yaşarken…

Neden?..

Ülkesinin…

Kendisine oy vermeyen:

Varlıklı…

Ya da orta direk…

Ama…

Yüksek gustolu insanlarını ezmek ister?..

Niçin:

Yaşama zevki olmayan…

Günümüz dünyasında değil…

Ne zaman gideceğini hiç kimsenin bilmediği öbür âlemde mutlu olmayı düşleyen seçmenlerini:

Tatmin etmek için:

Diğerlerini:

“Aç ve sefil süründürdüğü” için övünür?..

Sizi bilmem ama…

Benim aklım almıyor…

Belki de ben:

Yoksul ve kindar dindarlar kadar:

Akıllı değilim…

Yazarlar

Çok hoşgörülü imiş ama orada durmalıymışım…
Memduh Bayraktaroğlu