Hüsnü Mahalli
16 Eylül 2020

Çelişkiler iyidir!


AKP’nin şimdi kavgalı olduğu Arap ve Batılı ülkelerin hemen hemen tümü 2011 sonrasında Türkiye ile birlikte Esad’a karşı tavır almıştı.

Nasıl tavır aldığını anlatmaya gerek yok çünkü geldiğimiz nokta her şeyi açıklıyor.

2011 sonrasında Esad’a destek verdikleri için AKP’nin “düşman bellediği” Rusya ve İran şimdi Türkiye’nin “dostu gibi”.

“Gibi” diyorum çünkü bu dostluk “mecburiyetten”!

PYD/YPG’ye binlerce TIR’lık silah yardımında bulunan ve Fırat’ın doğusunu işgal altında tutan Trump her şeye rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dost ve müttefiği”.

Attığı twitlere ve gönderdiği mektuplara rağmen!

Bir zamanlar Ankara’nın dostu olan Paris, Berlin, Roma, Madrid ve daha birçok AB başkenti şimdi Atina’dan yana.

Neden?

Ankara’nın “çok yakın dostu” Sırbistan ve Kosova bile şimdi artık Erdoğan’ın düşmanı İsrail’in dostu.

Başka türlüsü de olamaz.

Müslüman Kosovalılar Amerika’yı çok sever ama katil Sırplar Müslüman Bosnalılara her türlü eziyeti yapmışlardı.

Ne demiş Osmanlı “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür”.

Siz gidin bir de Bosnalıların anlattıklarına kulak verin. Hatırlayın iki yıl önce Ankara gidip Sırbistan’dan et bile ithal etmişti.

AKP; içerde olduğu gibi dışarda da çelişkileri çok sever.

Libya politikası baştan sona kadar çelişkilerle dolu.

En başta Kaddafi’ye yapılanlar.

Bu hafta sonu istifa edeceği beklenen Serraj hükümetinin uluslararası tanınmışlığını her fırsatta dillendiren Ankara her nedense yine BM tarafından tanınan Bingazi’deki parlamentonun desteklediği General Hafter’e darbeci diyor.

Mısır’daki Cumhurbaşkanı Sisi’ye dediği gibi.

Ama aynı Ankara BM tarafından tanınan Suriye devletini ve onun yine BM’ye göre meşru Cumhurbaşkanı Esad’ı devirmek için her yola başvurdu ve öyle devam ediyor.

Yemen başka bir örnek.

Mart 2015’te Şiiler iktidarı ele geçirdi gerekçesiyle tüm Körfez ülkeleri ortak kararla Yemen’e saldırdı.

Suudi destekli Hadi hükümeti BM tarafından meşru kabul edildi.

Daha sonra Katar ve Kuveyt bu işten çekilince ABD destekli Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn saldırılara devam etti.

Kızıldeniz’in güney girişini kontrol eden Yemen şimdi üçe bölünmüş durumda.

Yemen halkı her türlü yoksulluk, açlık, hastalık ve sefaletin içinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Kimse de çıkıp Suudi’lere “Ne istiyorsunuz bu zavallı halktan” demiyor.

Ankara meşru Hadi hükümetini hukuken tanıyor ama bu hükümet Türkiye’nin düşmanı Suudi Arabistan ve BAE kontrolünde.

Yemen’in güneyini kendine bağlamak isteyen BAE ise bazen de Suudi’lerle kapışıyor.

Arap medyasına göre Yemen’in çok stratejik adası Sokotra’yı işgal eden BAE şimdi burada İsrail’e üs vermeye hazırlanıyormuş.

Yine Arap medyasına göre Kızıldeniz’in batı kıyısında bulunan Somali’de etkin olan Türkiye düşmanı BAE ve Suudi Arabistan’ı sıkıştırmak için Yemen’de kendi çizgisindeki Müslüman Kardeşler üzerinden yoğun faaliyetlerde bulunuyormuş.

Uluslararası hukuk, tanınmışlık ve meşruiyet hiç kimsenin umurunda değil.

Daha önce de yazmıştım:

Darbelere karşı olduğunu söyleyen Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu geçen ay darbenin yaşandığı Mali’ye giden ilk yabancı konuk olmuştu.

Arap medyasına göre Türkiye düşmanı Macron’u sıkıştırmak için eski Fransız sömürgesi olan Mali’ye “özel ilgi” gösteriyormuş!

Uluslararası hukuk ve BM’nin tüm kararlarına rağmen Ankara KKTC’yi tanıyan tek ülke.

Türki devletler olarak adlandırılan Azerbeycan ve Orta Asya ülkeleri “Biz bu işte yokuz” modunda.

Türkiye’nin stratejik müttefiği ve Türk askerinin bulunduğu Katar bile bu konuda Türkiye’nin yanında değil.

ABD’nin “en stratejik müttefiği” Katar; İsrail ve Kıbrıs’ın (Güney) doğal gaz arama ve çıkarma işinde ortak.

Hak ve hukuk kimsenin umurunda değil.

Sonuçta bu dünya çelişkiler dünyası.

Herkes kendi çıkarına bakıyor.

İki yüzlülük bir meziyet ve marifet olmuş.

Vatandaş ne yapsın!

Ne yapsın!

Aklına ve vicdanına mukayyet olsun.

Yazarlar

Çelişkiler iyidir!
Hüsnü Mahalli