Can Ataklı
21 Aralık 2020

Bunun adı tek parti yönetimidir


ANALİZ

Bunun adı tek parti yönetimidir

AKP iktidarı seçildiği günden bu yana sürekli geçmişi kötülüyor.

Erdoğan; asıl siyasi hedef seçtiği Cumhuriyet Halk Partisi’ni, sürekli olarak geçmişten doğru olmayan örnekler vererek eleştiriyor.

“Cehape zihniyeti” diyor sürekli.

“Bunların bir dikili ağacı bile yok” iddiasında bulunuyor.

Bazen coşuyor “Ne yaptılar ki bugüne kadar? Bu ülkede fırın mı vardı, buzdolabı mı vardı biz gelene kadar?” bile diyebiliyor.

“İki ayyaş” ithamında bulunuyor.

Nasıl olsa inanan çok diye “tek parti döneminde ekmek bile karne ile dağıtılıyordu, millet bez alabilmek için bile kuyruklara giriyordu” diyerek geçmişteki CHP hükümetlerini, aslında kurucu unsurları yerden yere vuruyor.

Erdoğan’a göre geçmişte hukuk da yoktu, demokrasi de insan hakları da özgürlükler de inançlara saygı da…

Peki bunun suçlusu kim?

Cehape zihniyeti ve tek parti anlayışı.

Ancak Erdoğan geçmişi ısrarla bu kadar kötülerken asıl “Tek parti-tek adam rejimine” şimdi geçildiğinin farkında mı?

Tabii ki farkında…

Farkında olmayan muhalefet ne yazık ki hâlâ.

16 Nisan 2017’de neyin seçildiği şimdi ortaya çıktı aslında.

15 Temmuz olayının sisleri dağılmadan Türkiye’de öyle bir ortam oluşturuldu ki, üstelik milletin kabulüyle “tek adam-tek parti” rejimine geçiliverdi.

Tek parti rejiminde hukuk ve demokrasi kuralları işlemez.

Tek parti rejiminde özgürlükler yoktur.

Tek parti döneminde inançlara saygı sadece tek adamın inancı referans alınarak uygulanır, bunun dışında hiçbir değere saygı gösterilmez.

Tek parti rejiminde milliyetçilik, vatan sevgisi tek adamın meşrebine göre şekillenir.

Tek parti rejiminde muhalefet yoktur.

Şimdi gelin Türkiye’nin durumuna bir bakalım.

Demokrasi var mı?

Yok.

Hukuk kuralları işliyor mu?

Hayır.

Kimse kendini özgür hissedebiliyor mu?

Ne mümkün, tam tersine millet korku içinde.

Yargı bağımsız mı?

Hayır.

Tek parti rejiminde muhalefet de olmaz, işte sadece muhalefet var şu an ülkemizde.

Onu da sindirmek değil, tamamen yok etmek için her şey yapılıyor.

Bu durumun biraz daha böyle gitmesi halinde, muhalefet de tamamen ortadan kalkacak.

Son söz: Siyasal İslamcı anlayışın eleştirdiği “tek parti” döneminde, Türkiye’nin çağdaş uygarlık seviyesine çıkması için savaş veriliyordu, oysa yeni tip “tek parti” anlayışı Türkiye’yi hızla Arap tipi, dinci şeyhlik devletlerine doğru götürüyor.

FIKRA GİBİ

RTÜK artık iyice suyunu çıkardı

Saray adına muhalif medyayı tamamen yok etmeye kararlı RTÜK, güç sarhoşluğu ile artık ne yapacağını bilemiyor.

Canları istediği gibi ceza kesiyorlar.

Hak, hukuk, adalet, vicdan neredeyse tamamen yok oldu.

RTÜK’ün başındaki kişi, elindeki kılıcı acımasızca sallıyor.

Ama bu da yetmiyor.

İş artık televizyonların kimi konuk alması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitti.

RTÜK Başkanı diyor ki, “Televizyonlara çıkan konuklar her konuda konuşuyor, bu olmaz.”

Bu nedenle televizyon yönetimlerine “Çıkarmayın bunları” uyarısı yaptı önceki gün…

Ama iktidarın adeta fıtratında olan “birileri” kavramı burada da kendini gösteriyor.

RTÜK Başkanı isim vermiyor, “Arif olan anlar” misali, “ben söyleyeyim de sen gereğini yap” mantığı içinde sopayı gösteriyor.

Sanıyorum yarın öbür gün iktidara bağımlı olmayan kanallara, “Bu kişiyi neden çıkardın ekrana, ben sana söylememiş miydim?” denilerek kapama cezaları gelecek.

RTÜK Başkanı’nın son açıklaması bu tehlikeyi gösteriyor.

Sanıyorum bu güç sarhoşluğu ile yakında “Şu sunucunun kravatı kötü olmuş, bir daha böyle kravat takarsa kapama cezası gelir ona göre” bile diyebilirler.

Ya da canlı yayın yapan muhabirin ayakkabılarının çamurlu olmasını bahane ederek “en üst düzeyden” para cezası kesebilirler.

OKURDAN MESAJ

Bakın, Alman kendi vatandaşına nasıl sahip çıkıyor

Alanya’da yaşayan bir okurum bir süre önce gönderdiği mesajda, “Almanlar kendi vatandaşlarına nasıl sahip çıkıyor görün” demişti.

Biraz zaman geçti mesajın gelmesinden bu yana ama aslında konu hep güncel.

Konunun bir bölümü birkaç gazetede yayımlandı daha önce.

Ben okurumun yazdıklarını aktarayım size.

Can Bey merhaba,

AKP yargısı yine çuvalladı.

Dünyaya rezil olduk.

Belki duymuşsunuzdur, ben yine de anlatayım.

4 Kasım 2020 tarihinde Düsseldorf’tan Antalya’ya tatil için gelen 63 yaşındaki diş hekimi Alman turist Kristian B., Antalya Havaalanı’nda bavulunu almak için beklediği sırada, önde biriken insanlardan dolayı bavul dağıtan bandı görememiş. İlk önce oradaki insanlara, “Biraz geri durun hiçbir şey göremiyoruz…” gibi laflar etmiş.

Aman turiste göre, kimse önünden çekilmeyince bu kez “Siz Türkler işte böylesiniz, Türkiye zaten demokratik bir ülke değil” demiş yüksek sesle.

O sırada orada bulunan biri olayı telefona kaydetmiş ve polise şikâyette bulunmuş.

O tarihten beri bu Alman turist Antalya’da bir otelde kalıyormuş, çünkü yurt dışı yasağı konulmuş kendisine.

8 Aralık tarihinde yani bugün duruşması yapıldı ve duruşmayı Alman konsolos ve çok sayıda Alman gazeteci takip etti.

Durum böyle olunca adama az bir ceza verildi ve hükmün açıklanması ertelendi.

Alman turist ülkesine döndü, olay kapandı.

Can Bey, bu olay aslında papaz ve gazeteci olayından farklı değil.

Sadece buradaki Alman’ın adı sanı bilinmiyor, sıradan biri.

Ama Almanlar için hiçbir vatandaşı sıradan değil.

İşte böyle ordu gibi gelip vatandaşlarını suçlu bile olsa alıp gidiyorlar, bizimkiler suspus oturuyor.

Bu beni çok üzüyor.

ÇOK GÜLDÜM

Veee sonunda Berat Albayrak bulunmuş

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 9 Kasım günü gece vakti Instagram üzerinden yaptığı açıklama ile istifa ettiğini bildirmişti.

Aynı zamanda Erdoğan’ın da damadı olan Berat Albayrak, o günden bu yana kayıplara karıştı.

Yanılmıyorsam medyada Albayrak’ın nerede olduğunu en çok soran kişiyim.

Önce aldığım ilk dedikoduyu aktarmıştım.

Berat Albayrak İngiltere’ye gitmişti hatta iltica bile edebilirdi.

İltica belki inanılmaz gelebilir ama damat beyin Londra’da mülkler edindiği ve hayli yüklü bir banka hesabı olduğu henüz inkâr edilmedi.

Daha sonra 5 kez sordum, “Hazine ve Maliye Bakanı nerede?” diye.

Ne “Londra’da olduğu” ne daha sonra duyduğum “ev hapsinde tutulduğu söyleniyor” yazıma da ne yalanlama geldi ne de herhangi bir açıklama.

Dün bazı internet sitelerinde “Albayrak nihayet bulundu” başlıklı haberler gördüm.

Tabii meraklanıp açtım, hepsi OdaTV’nin haberini “copy/paste” yani “kopyala/yapıştır” yöntemiyle kullanmışlar.

Damat beyin Nakkaştepe’de ofis tuttuğu duyulmuş.

OdaTV haberi yazarken, “Koç Holding’in yönetim binasının da olduğu Nakkaştepe’de” tanımını kullanmış.

Diğer bütün internet siteleri de bu cümleyi aynen koymuşlar.

Peki damat bey gerçekten ofis mi tutmuş?

Haberde “duyum” diyor.

Ama nedense başka bilgi yok, fotoğraf yok, tanık yok.

Bakalım bugün gidip bakacaklar mı?

Malum dün sokağa çıkma yasağı olduğu için kimse gidip ofisi aramamıştır.

Bu durumda, benim duyumum “Londra’ya gitti” veya ikinci duyumum “ev hapsinde” dedikoduları geçerliliğini koruyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Gereğini nasıl yapacaklarını bilemiyorlar

Amerika CAATSA yaptırımlarını açıkladı.

CAATSA, Amerika’nın kendi çıkarlarına aykırı ve hasım gördüğü ülkelere uygulanan bir tür ekonomik yaptırım.

Bu kapsama giren üç ülke vardı bugüne kadar.

Rusya, İran ve Kuzey Kore…

Türkiye ile bu sayı dörde çıkmış oldu.

Yaptırım kararları açıklandığı günden bu yana garip bir durum yaşıyoruz.

İlk açıklamalar sert görünüyordu ama bu sertlik Amerika için etkili değildi, buna karşı Türk kamuoyunun duygularını okşayacak cinstendi.

Çünkü AKP Genel Başkanı yine Amerika’ya karşı dik durmuştu, Amerika ise düşmanlığı yapıyordu yine ama bu kez başarılı olamayacaktı.

Sokaklarda hâlâ bu duygu hakim…

Tabii buna bir de muhalefetin verdiği desteği de eklemek gerek.

CHP ve İYİ Parti, Erdoğan’ın dış politikasını çok doğru yürüttüğünü ve dış güçlere karşı tek yürek olduklarını açıkladı biliyorsunuz.

Vatandaş böylelikle Erdoğan’ın dış politikada çok başarılı olduğunu düşünüyor artık.

Oysa asıl durum öyle efelenmelerdeki gibi değil.

Erdoğan, bir kere “Böyle müttefiklik, dostluk olmaz” dedi ama sonra sustu.

İktidar adına konuşanlar ise garip bir biçimde alttan almaya başladılar.

İktidar sözcülerinden en çok “Amerika bu hatasından vazgeçecektir, biz konunun diplomatik yollardan çözülmesini bekliyoruz, müzakerelere açığız” açıklamalarını duyuyoruz.

Örneğin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Temennimiz, uygun olmayan karardan ABD’li müttefiklerimizin dönmeleri, sağduyunun, aklıselimin hakim olması, orta ve uzun vade planlarımızın dikkate alınması” diyor.

Anlamadığım şu; Amerika bu karardan nasıl dönecek?

İktidar önümüzdeki günlerde ne yapmayı düşünüyor acaba ve neden bir karşı yaptırım yerine, Amerika’nın sorumlu davranmasını bekliyor?

Bu arada Akar’ın, “Aramızdaki en büyük problem S-400 değil. PKK/YPG terörist mi, değil mi? Önce oradan başlamamız gerekiyor. ABD’li dostlarımızın bunun cevabını vermesi lazım” sözlerini de çok dikkat çekici buldum.

Amerika, Türkiye’ye karşı dünyada sadece üç ülkeye uyguladığı bir aşağılayıcı yaptırıma kalkışıyor, buna karşı iktidar, “Daha büyük sorun var” diyerek sorunu küçültüp hedefi değiştiriyor.

Öyle sanıyorum ki, S-400 konusu çoktan çözüldü bitti bile, şimdi bunun halka anlatılması kaldı.

Yazarlar

Bunun adı tek parti yönetimidir
Can Ataklı