Can Ataklı
8 Ocak 2020

Bunlar hep Amerikan dizilerinin kabahati


ÇOK GÜLDÜM

Bunlar hep Amerikan dizilerinin kabahati

İstihbarat, bir devletin en temel ihtiyaçlarından biri.

İyi bir istihbaratınız yoksa ülkeniz içeriden ve dışarıdan yıkılmaya mahkum olur.

Nereden geldi bu aklıma?

Önceki gün MİT’in yeni binası açıldı.

Ama ne açılma.

5 dönümlük devasa bir tesis.

Adını da “Kale” koymuşlar.

Yandaş yalaka medya, “Devlet ricali açılıştaydı” diyor.

‘Devlet ricali’ denilen kişilerin tam ortasındaki, sarığı ve cüppesi ile Diyanet İşleri Başkanı oluyor.

“Kale”nin açılışı dualarla yapılmış.

Demek ki istihbarat konumuz ilk günden Allah’a havale durumda.

MİT Müsteşarı kaldıracak ellerini yukarı, bir dua okuyacak, istihbarat şak diye gelecek.

Şaka şaka.

AKP Genel Başkanı’nın çok övünerek açtığı MİT binasının çevresini üç metrelik beton duvarlar koruyormuş.

Binaya izinsiz girişi önleyen sistemler konulmuş.

Sızma olmayacakmış bundan sonra.

Bundan önce oluyor muydu ki?

Devlet ricali denilen kişiler öyle mutlu ki, zannedersiniz bugüne kadar MİT diye bir teşkilatımız yoktu. Hiç istihbarat alamıyorduk, sağ olsun AKP’nin Başkanı sayesinde buna da kavuştuk.

Ya AKP Genel Başkanı’nın konuşmasına ne demeli?

Demiş ki Erdoğan, “Suriye krizinde sahada aktif rol oynadı. Sınır ötesi harekatların başarısına büyük emek verdi.”

Sonra devam etmiş; “Şimdi Lib-ya’da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor.”

Ama en önemli cümlesi bana göre şu; “Yurt dışında daha fazla örtülü faaliyet yürüten bir istihbarat hedefliyoruz.”

Bu sözleri söylemesi için Erdoğan’a kim danışmanlık yaptı çok merak ediyorum.

Muhtemelen bu kişi, Amerikan dizilerini çok seyreden biri.

Muhtemelen hem siyaset hem devlet hem de istihbarat cahili.

Çünkü bu cümleler aslında açıkça “suç itirafı” gibi.

Hangi devlet, kendi ülkesi dışındaki “örtülü operasyonlardan” bu kadar açık biçimde söz eder?

Adı üstünde; “Örtülü operasyon.” Yani yasa ve hukuk dışı olduğu gibi uluslararası ilişkilere de aykırı operasyon.

Efendim istihbarat örgütleri bunu yapmıyor mu?

Yapıyor ama asla övünerek anlatmıyor hatta bir şekilde deşifre olursa da kesinlikle inkar ediyor.

Bizim “Amerikan dizisine” meraklı danışmanlar,  Beyaz Saray’ı, CIA’yı, FBI’yı, kirli operasyonları konu alan filmleri izleyip bunun hayaline kaptırıyorlar kendilerini.

Yarın birileri çıkıp da “Suriye’de hangi operasyonları yaptınız?” der ve üstelik önümüze bir liste koyarak “Bu eylemler sizin marifetiniz mi?” diye sorarsa ne yapılacaktır?

Yeni bir bina yapıldı diye her şeyi ortaya dökmenin alemi var mı bilemiyorum.

Bunun dışında AKP Genel Başkanı’nın konuşmaları “Ortadan kaldırdık, Türkiye’yi kurtardık” dedikleri, “Derin devletin yeni versiyonu” değil mi?

Süleyman Demirel’in yıllar önce söylediği “Devlet bazen rutin dışına çıkar” sözünü nasıl eleştirmişti AKP ve sözde demokrat yandaş yalakaları.

Şimdi AKP Genel Başkanı’nın söylediği “Yurt dışında daha fazla örtülü faaliyet yürüten bir istihbarat yapısı hedefliyoruz” cümlesi bundan farklı mıdır?

KOMİK

RUSLAR DA KANAL İSTANBUL’DAN YANA

Önceki gün, bir Rus savaş gemisi tam da Dolmabahçe açıklarında arızalandı ve kıyıya doğru sürüklenmeye başladı.

Aynı, 15 gün kadar önce Rumeli Hisarı’nda karaya hafifçe çarpan gemi gibi fazla bir tehlike yaratmadan durumu kurtardı Rus savaş gemisi.

Tabii 15 gün içinde yaşanan bu iki kaza, ister istemez “Boğaz’ın ne kadar tehlikeli olduğunu!” getiriyor akıllara.

AKP’liler çok seviniyordur bu “hasarsız” kazalara.

Böylelikle Kanal İstanbul’un yapılmasının ne kadar gerekli olduğunu anlatabilecekleri örneklere sahip oluyorlar.

Kanal İstanbul’un yapılacağı falan yok bana göre.

Ama aklıma bir anda “Acaba Ruslar da mı Kanal İstanbul’dan yana?” sorusu takılıverdi.

Şu ana kadar Rusya’dan kayda değer bir açıklama gelmedi Kanal İstanbul konusunda.

Birkaç bilim adamı, “Kanal açmak akıllıca değil, ekolojiyi de Karadeniz’in durumunu da bozar” falan dediler ama siyasi anlamda ve üst düzey Ruslardan bir açıklama yok henüz.

Kim bilir belki de böyle bir “fiili durumla” üstü kapalı Kanal İstanbul’a destek vermek istiyorlardır.

Hayır yani, bugüne kadar hiçbir Rus savaş gemisi arızalanmamıştı Boğaz geçişi sırasında da.

NOT: Bu yazı tamamen espri amaçlı yazılmıştır.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

ANITKABİR BÖYLE DE ÇOK GÜZEL

Türkiye tam anlamıyla kışı yaşıyor artık.

Birçok yerde kar yağışı sürerken İstanbul ve batı bölgeleri de aşırı yağmur ve şiddetli fırtına ile baş etmeye çalışıyor.

Foto: Korkusuz

Başkent Ankara kar altında.

Dün sosyal medyada, kar altındaki Anıtkabir fotoğrafına rastladım.

Çok hoşuma gitti.

Melih Gökçek, aklının etrafını ucubelerle çevirmesine rağmen Anıtkabir güzelliğini ve ihtişamını her daim koruyor.

Hele kar altındaki görüntüsü de bambaşka.

ÜZÜLDÜM

İLK PATRONUMU KAYBETTİM

Mesleğe 1976 yılının şubat ayında İstanbul’da Vatan Gazetesi’nde başladım.

Rahmetli babam, büyük amcam Mucip Ataklı’nın yazdığı bir tavsiye mektubu ile birlikte beni tam da o sırada gazete çıkaran Numan Esin’in yanına götürdü.

Mektupta, “Bu çocuk yeğenim, gazeteci olmaya çok meraklı, yol gösterirsen sevinirim” yazıyordu muhtemelen.

Beni gazetenin Genel Yayın Müdürü Alp Kuran’a gönderdi Numan Esin.

O da Yazı İşleri Müdürü Ender Erenel’e.

O da beni aldı yerin iki kat altındaki “mürettiphaneye” postaladı.

Sonradan örendim ki “Bu çocuk torpilli, hevesi varsa mürettiphane cehennemine katlanır, yoksa zaten kaçar gider” diye düşünmüşler.

Ender Erenel tam bir ay sonra bir mürettiphaneye indiğinde beni mürekkepler içinde sayfa başında görünce “Ne yapıyor bu çocuk burada?” diye sormuş belli ki beni hiç hatırlamadan.

Sermürettip Emrullah Usta da “Siz gönderdiniz ya, bütün tashihleri (düzeltmeleri) yapıyor, fazla satırları atıyor, eksik kalırsa ekleme yapıyor” deyince Ender Erenel, “Tamam bu gazeteci olacak demek ki” diyerek beni yazı işlerine çıkarmıştı.

O gün bu gün, zorunlu nedenler hariç bu mesleği hiç bırakmadım.

İşte bana bu yolu açan kişi, ilk patronum, 27 Mayıs’ın en genç subayı Numan Esin aramızdan ayrıldı artık ve dün toprağa verildi. (Cenazeye yetişemedim ne yazık ki.)

Bugünkü mantıkla darbeciydi hesapta Numan Esin ama 12 Mart 1976’da Vatan Gazetesi’ni “12 Mart’lara karşı Vatan 12 Mart’ta çıkıyor” reklamlarıyla duyurmuştu.

Darbenin en genç subayı, 12 Mart cuntaları tarafından “bombacı terörist” suçlamasıyla hapse atılmıştı.

Darbeciydi hesapta Numan Esin ama ömrü boyunca demokrasi ve hukuk yolunda yürüdü.

Darbeciydi Numan Esin ama darbelere, cuntalara karşı dimdik ayakta durdu.

Darbeciydi hesapta Numan Esin ama Türkiye’nin gelmiş geçmiş en özgürlükçü, en demokratik, hukuka en sadık anayasası için  kavga verdi.

Şimdi yok artık.

O da sonsuzluğa gitti.

Özleyeceğim.

Nurlar içinde yatsın.

Bİ SORALIM BAKALIM

Böyle bir tweet Türkiye’de atılabilir mi?

Sosyal medyada bir tweet geziniyor son iki gündür.

Tweeti atan kişi “Morgan J. Freeman.”

Bildiğimiz ünlü aktör Freeman mı tam bilemiyorum.

Çünkü profilinde “Film yapımcısı, TV yapımcısı, koca, aktivist ve baba. Trump’ın sert muhalifi. Oyuncu değil!” yazıyor.

Foto: korkusuz

5 Ocak günü paylaştığı tweette Amerika Başkanı Trump için bakın neler yazıyor;

Trump teröristtir

Trump çocuk istismarcısıdır

Trump ırkçıdır

Trump dolandırıcıdır (Argo deyim)

Trump cinsel ayrımcıdır

Trump korkaktır

Trump yalancıdır

Trump sahtekardır

Trump suç eğilimlidir

Trump benim başkanım değildir.

Bunu yazan bir sanatçı veya onun adını kullanan biri velev ki isimsiz biri olsun.

Sonuçta, ne Trump bu kişiyi dava ediyor ne savcılar durumdan vazife çıkarıp bu kişi hakkında hemen soruşturma açıp tutuklama yoluna gidiyor.

Düşünüyorum da böyle bir tweet bizim ülkemizde, AKP’lilerden herhangi biri için atılsa neler olur?

Ne olacağını biliyoruz tabii ki.

Yazarlar

Bunlar hep Amerikan dizilerinin kabahati
Can Ataklı