Bugüne kadar hiçbir 10 Kasım sabahını, böyle görmemiştim

11 Kasım 2019

ANALİZ

Bugüne kadar hiçbir 10 Kasım sabahını, böyle görmemiştim

Geçen yıl 10 Kasım, cumartesi gününe denk gelmişti.

O sabah kızımı alıp saat 09.00’da sokağa çıkmıştım.

Kızıma, 10 Kasım günü büyük Atatürk’ün nasıl anıldığını göstermek istemiştim.

Henüz 5.5 yaşındaki kızım, sirenlerin çalmasına, bütün araçların durup herkesin kıpırdamadan durmasına çok şaşırmıştı.

Bu yıl artık ilkokul birinci sınıfta, biraz daha büyüdü ve Atatürk’ü biliyor.

O küçücük yaşına rağmen, Atatürk’ün Türkiye’yi kurtardığını, bugün yaşadığımız bütün güzellikleri O’na borçlu olduğumuzu algılıyor.

Bu yıl, dün 10 Kasım sabahı yine tatil günü olduğu için okul da yoktu, kızımla birlikte yine sokağa çıktık.

Bu kez eşim de bizimle birlikteydi.

Saat tam 09.05’te saygı duruşumuzu tamamladık.

Ardından pazar sabahları hiç tanık olmadığım bir hareketlilik fark ettim. Pazar sabahları Boğaz tarafına bir akın olur genellikle.

Ancak bu saat 10.30’dan sonra başlar. On buçuk, on birden itibaren sahildeki ve sahile bakan bütün mekanlar dolar, kahvaltılar yapılır.

Ama bu yıl, bu hareketlilik 09.00’dan itibaren başlamıştı.

Eşimle konuşurken, “Görüyor musun, bu yıl ortalık ne kadar kalabalık. Demek ki pek çok kişi saat dokuzu beş geçeyi sokakta geçirdi, Atatürk’e saygı duruşunda bulundu” dedim.

Daha sonra televizyonda anma törenlerini, ülke genelindeki manzaraları izlerken, bu düşüncemin ne kadar doğru olduğunu gördüm.

Çünkü Türkiye’nin dört bir yanından aynı manzaralar gelmişti.

Anıtkabir’e girmek o saatlerde yasak olduğu halde, bütün yollar dolmuştu bile. (Anıtkabir’deki skandalla ilgili diğer yazımı okuyun lütfen)

Dolmabahçe Sarayı her zamankinden daha kalabalıktı.

Kentlerin meydanları, ana caddeleri de geçmişe oranla çok daha kalabalıktı. Üstelik tatil günü olmasına rağmen yaşanıyordu bu hareketlilik.

Bana göre bunun anlamı şu; “Toplum, iktidarın yarattığı korku imparatorluğu nedeniyle sesini çok fazla çıkaramıyor. Ancak böyle özel günlerde toplumsal bir tepki ortaya çıkıyor. Bu öyle bir tepki ki, ne gösteri yapıyor, ne bağırıp çağırıyor. Ama öyle bir korkutucu oluyor ki.” Toplumun gösterdiği bu sessiz ama çok anlamlı tepki, sanıyorum dalga dalga giderek büyüyecektir.

Anıtkabir’e yapılan ziyaret sayısındaki artış, milli bayramlardaki hassasiyet, bunun çok çarpıcı örnekleri.

Karşı devrimcilerin panik ve telaşı da bu nedenle.

Ne yapacaklarını şaşırdılar, Anıtkabir’de çirkin bir eyleme bile soyundular.

ŞAŞIRDIM

Tam o süveteri giyecektim ki vazgeçtim

Ata’mızı anmak için sokağa çıkarken Karaca’nın hediyesi olan süveteri giymeyi düşündüm önce.

Hani şu Atatürk’ün üzerinde gördüğümüz baklava desenli süveter. Karaca, bu yıl Atatürk’ün anısına sınırlı sayıda üretmişti. Gelirini de Mehmetçik Vakfı’na vereceğini açıklamıştı.

Sonra, “Bırak şimdi, bu anlamlı günde Atatürk düşmanı birkaç zibidi saldırır, ‘kendini Atatürk yerine koymaya mı kalktın?’ türü zevzeklikler yapar da canım sıkılır” diye düşündüm ve vazgeçtim.

Çünkü yandaşlıktan hayli kazanan bir yazar, bu süveterler çıktığında utanmadan böyle bir yazı yazmıştı

Ancak YouTube videom yayınlanınca bir de ne göreyim, benim sohbetimin başında Karaca’nın süveter reklamı yok mu?

Tabii bilerek değildir, muhtemelen üretici şirket Karaca, tam 09.05 sırasında Atatürk’le ilgili video paylaşan hesaplara bu reklamın verilmesini istemiştir. Hoşuma da gitti doğrusu.

Daha sonra yazılarımı yazmaya giderken bu kez süveteri giydim.

Beylerbeyi Semtin Kahvesi’nde yazılarımı yazmaya başlamadan önce kahvenin sahibi Rahim Polat da günün anısına fotoğrafımı çekti.

ÇOK GÜLDÜM

HAŞIRT DİYE GEÇİRMEK İŞTE TAM DA BUDUR

Ortalık yandaştan geçilmiyor ama durum biraz değişse, o yandaşların hepsinin toz olacağını söyleyeyim size. Bir de zihniyetleri bu iktidarla pek uyuşmayan ama kendi çıkarları için yandaşlık safında duranlar var ki, onları ayrı bir dikkatle izlerim. Çünkü bu tür kokuyu önceden alır ve ona göre tutum alır.

Bunlar öyle bir an gelir ki, tüm muhaliflerden daha ağır biçimde yandaş oldukları kesime saldırır, o güne kadar gizledikleri ne varsa ortaya döküverir.

Dün Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök böyle bir gelişmenin sinyalini verdi.

Ertuğrul Özkök’ün bu konudaki “suç ortağı”, kendisinden kat be kat daha fazla yandaş olan Yavuz Donat. En eski Ankaralı gazetecilerden olan ve “Demirelciliği” ile tanınan Yavuz Donat’ın ne fikri, ne zikri asla AKP zihniyeti ile uyuşmaz. Ancak çıkarı gereği “onlardanmış gibi” görünmekten de çekinmez.

Donat, “Off the record” isimli kitabında AKP’nin çok önde gelen bir ismi ile ilgili çok ilginç bir anısını aktarmış.

Ertuğrul Özkök de koca kitapta sanki başka anı yokmuş gibi bu anının üzerine atlamış. Yavuz Donat’ın yazdığına göre Deniz Baykal bir gün Yavuz Donat ve Aslı Aydıntaşbaş ile Ankara’daki bir lokantada yemek yiyormuş.

Yemeğin ortasında masaya “bir şişe kırmızı şarap” gelmiş.

Şarabı, AKP’nin önde gelen kişilerinden Ömer Çelik göndermiş. Masadakiler teşekkür için başlarını çevirdiklerinde, Ömer Çelik elindeki kadehi kaldırarak kendilerini selamlamış. Ancak Baykal ve yanındakiler, Ömer Çelik’e “Bu şişeyi saklayın, bir dahaki sefere birlikte içeriz” demişler.

Bu yazının tek ana fikri var. AKP’nin her fırsatta dini istismar eden isimlerinden biri, aslında ulu orta şarap içen biri. Sonradan olma yandaşlar, “reklam arasının biteceğinin kokusunu almış olmalılar ki” bu ifşaatı yapmaktan korkmamışlar.

Benim yazımın ana fikri de şu; “Döneklere asla güvenmeyin, her an başka tarafa dönebilirler.”

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Bir “Atatürk de kimmiş? Her şeyi ben yaptım” diyemedi

Atatürk’ü anma törenleri sarayda da yapıldı. AKP Genel Başkanı, her zamanki gibi büyük bir kalabalığı sarayda toplayıp konuşma yaptı. Erdoğan, Atatürk’ü anma toplantısı bahanesiyle Osmanlı’yı övdü, Osmanlı’nın Atatürk’e çok gelişmiş bir ülke bıraktığını ileri sürdü, ondan sonra ne yapıldıysa kendi iktidarı döneminde yapıldığını anlattı.

Tarihi gerçekleri de dinci tarihçi Osman Karpat’ın iddiasıyla değiştiren AKP Genel Başkanı, tam da Atatürk’ü andığı konuşmasında “Harf devrimi ile her şey sıfırlandı” dedi. AKP Genel Başkanı, hızını alamayıp “Atatürk de kimmiş, ben olmasam bir hiçtiniz” diyecekti belki ama bunu hafifleterek şöyle konuştu;

“Gazi Mustafa Kemal’in hizmetlerini anlatmak için, ondan önceki tarihimize kin kusanlar, Atatürk maskesi takarak bu millete olan husumetlerini gizlemeye çalışıyorlar. Cumhuriyetimize en büyük katkıyı, başında bulunduğum hükümetler yapmıştır. Biz bu kavramın lafla istismarını yapmadık.”

AKP Genel Başkanı, Osmanlı’ya yönelik eleştirilere de öfke saçarak, “Son günlerde yine birileri ağızlarına sakız ettiler, Osmanlı’da okuma-yazma oranı çok düşükmüş. Osman Karpat, Osmanlı nüfusunun yarıdan fazlasının okuma yazma bildiğini ortaya koymuştu. Harf devrimiyle adeta her şeyin sıfırlandığını eklediğimizde, elbette ülkemiz okuma-yazma oranının çok düşük olduğu bir dönem yaşadı ama bunun suçunu Osmanlı’ya yüklemek bir bühtandır.”

Bir şey söyleyeyim mi?

Galiba sona doğru yaklaşıyoruz. AKP Genel Başkanı, gözünü karartıp Atatürk ve devrimlerine karşı, üstelik Ata’yı andığımız günde bu kadar söz ediyorsa, demek ki işler çok kötü gidiyor. Tabii Atatürk’ü bitirmeye çalışmakla nereye varacaklarını sanıyorlar o da ayrı.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Halkın törene neden alınmadığı anlaşıldı

Sabah henüz 9’a geliyordu ki telefonum çaldı.

Ankaralı bir dostum, “Ankara’ya gelmiş olabilir misin?” diye aradım, “Seni görmek isterim” dedi.

10 Kasım günü Anıtkabir’e gidebileceğimi düşünmüş.

İstanbul’da olduğumu söyledim.

“Müthiş bir rezillik yaşanıyor” dedi öfkeli bir sesle, “Anıtkabir’e giden bütün yollar kapanmış. AKP Genel Başkanı’nın katılacağı tören bittikten sonra halkın ziyareti başlayacakmış” diye sürdürdü. Ankaralı dostum, “Şu anda Anıtkabir’e ulaşamıyorum ama Recep Tayyip Erdoğan diye sloganlar atıldığını duyuyorum, bu nasıl iştir? Böyle bir şey bugüne kadar hiç olmamıştı” dedi telefonu kapatmadan önce.

Nitekim Anıtkabir törenleri sırasında alana girmiş olanların AKP Genel Başkanı için sloganlar attıkları canlı yayınlara da yansıdı.

İşte halkın AKP Genel Başkanı için düzenlenen törene neden alınmadığı böylece anlaşılmış oldu.

Belli ki İçişleri Bakanlığı, daha önceden belirlediği kişileri Anıtkabir’in tören alanına erkenden almış. Anıtkabir’i ziyaret etmek isteyen asıl halk ise içeri sokulmamış ne olur ne olmaz diye.

Önceden içeri alınanlar da kendilerine verilen talimatı uygulayarak, AKP Genel Başkanı için slogan atmışlar. Bu aptalca eylemi yaptıranların ne sonuç almayı umduklarını anladım. Anıtkabir’de, Erdoğan için slogan atılınca herhalde “Atatürk de kimmiş bizim reisimiz varken” demek istediler.

Karşı devrimciliğin bir başka türlü tezahürü olsa gerek bu.

İyi de milletin çoğunluğu bu rezalete prim verir mi acaba?