Ümit Zileli
11 Mart 2021

Bu yolun sonu Yeni Sevr midir?!.


Condoleezza Rice, George W. Bush’un Dışişleri Bakanı idi…

Şahin grubun en yırtıcılarından olan Rice, daha önce de Ulusal Güvenlik Danışmanıydı. İşte bu hanım, 7 Ağustos 2003’te ünlü The Washington Post gazetesinde “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı bir makale kaleme aldı. Özeti şöyleydi:

Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek ve buna Türkiye de dahil!..

Gerçi makalede bu cümle gözümüze sokulacak şekilde yer almamıştı ancak daha sonra birçok analize bu şekilde kaynaklık edecekti! Rice makalede Ortadoğu’yu evire çevire anlattıktan sonra son bölümde şöyle diyordu:

ABD olarak, bölge halkının daha özgür ve daha fırsat dolu şartlarda. aynı zamanda da Amerika ve dünya halkının daha güvenli ortamlarda yaşaması için çalışacağız…

Bu özgürlük ve fırsat dolu yaşama gösterdiği örnek ise gerçekten göz doldurucuydu:

Milyonlarca insanını kaybetmiş, fiilen bölünmüş Irak!..

Aradan kısa bir zaman geçti. 2004 yılında ABD’de düzenlenen toplantıda Başbakan Erdoğan’ın temsil ettiği Türkiye; İtalya ve Yemen ile birlikte “Demokrasi Yardım Diyaloğu” programının eşbaşkanı oldu… Türkiye’ye döndükten sonra Fatih Altaylı’nın sunduğu “Teke Tek” programında şöyle diyecekti:

Biz de Büyük Ortadoğu Projesi’nde “Eşbaşkan” olarak bulunacağız… Diyarbakır, BOP’un yıldızı, merkezi olabilir!..

Erdoğan bu sözleri gelecek yıllarda da hatta Cumhurbaşkanı olduktan sonra da sarfedecekti!

ABD’nin BOP’tan beklediği ise şuydu:

Ortadoğu bölgesini askeri olarak kontrol etmek… Petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde denetim sağlamak… İsrail’in emniyetini sağlamak… AB, Çin ve Rusya’yı bu kaynaklardan uzak tutmak… Ilımlı İslam projesini hayata geçirip, Amerikan düşmanı ve terörist olarak gördüğü İslam’ı etkisiz hale getirmek!..

İşte Erdoğan’ın övünerek “Eşbaşkanı” olduğunu söylediği BOP’un net hedefleri buydu!

Papa’nın Barzanistan’da ne işi var?!.

Bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra 2010 yılında düğmeye basıldı…

Arap Baharı” adı altında BOP projesi yürürlüğe kondu! Irak ve Afganistan’da zaten müdahaleler gerçekleştirilmişti; şimdi sırada diğer ülkeler vardı. Mısır dizayn edildikten sonra asıl hedeflerden Libya ardından da Suriye ele alındı!

Libya kolay lokma olmuştu ancak Suriye hiç de öyle olmadı; Türkiye’nin tüm gücüyle dahil olduğu ve en büyük Türk büyüklerinin “15 gün sonra Emevi Camii’nde namaz kılacağız inşallah!” dediği savaş 11’nci yılına girdi ancak “kardeşim Esad” dan “katil Esed”e evrilen Beşar Esad hala yerinde. Rusya duruma hakim. ABD petrol bölgesiyle birlikte PKK’nın o bölgede bir devlet kurması çalışmalarını hız kesmeden yürütüyor…

Türkiye ise hala Biden’in telefonunu bekliyor!..

İşte tam da Avrupa Birliği ile ABD’nin Türkiye’ye karşı birlikte hareket etme görüşmelerini yaparken, Cumhurbaşkanı ve efradı S-400’leri filan bir kenara bırakıp ABD ile arayı düzeltmek için dört dönerken, buna karşılık ABD, Türkiye’nin burnunun ucunda Yunanistan toprakları üzerinde, üstelik Lozan Antlaşması’yla silahsızlandırılmış bölge statüsündeki Dedeağaç’ta üs kurarken, daha da 20 üs istediği konuşulurken Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Françesko’nun Irak ziyareti ortaya çıkıverdi!

Papa, geldi, gezdi, Barzanilerle el ele kol kola resimler verdi, onuruna bastırılan pulu aldı ve gitti!..  O pulda ne mi vardı?

Papa’nın silueti arkasında Sivas’tan Kars’a, Hatay’dan Hakkari’ye kadar olan bölgeyi Kürdistan toprağı olarak gösteren bir harita vardı!..

Aynı haltı tee 2006’da da yiyen, Türkiye topraklarını “Kürdistan toprağı” olarak gösteren Barzani’ye, Türk Dışişleri fena halde sert çıkıştı! Sonuç?

Pul, Roma’da, Papa’nın arşivindeki yerini aldı bile!

Şimdi sormak lazım; Papa Françesko Irak’a ve Kürt bölgesine niçin gitti? O pul gözümüze niçin sokuldu? ABD sınırlarımızın 50 kilometre dibine niçin üs kuruyor? Yunanistan’ın boyundan büyük şımarıklığının nedeni nedir? AB-ABD işbirliğinin sonucunda karşımıza ne çıkacak? Aslına bakarsanız, bu soruları kapsayan bir soru da var:

Bunun sonu YENİ SEVR’midir?!.

“Demokratik Dijital Devrim!”

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da bir toplantı düzenlendi…

Adı “Demokratik Dijital Devrim”, konusu ise CHP parti tüzüğüydü… CHP Parti Meclisi eski Üyesi Bedri Baykam öncülüğünde Ankara-İstanbul-İzmir parti içi demokrasi gruplarının katılımı ve desteği ile hazırlanan tüzük taslağı medya ile paylaşıldı.

Okuduğum zaman “keşke” dediğim tüzükte yer alan bazı öneriler şöyle:

-Cumhurbaşkanlığı adayının tüm üyelerin katılımıyla seçilmesi.

-İki kere üst üste seçim kaybeden Genel Başkan’ın koltuğunu kaybetmesi ve partinin Olağanüstü Kurultay’a gitmesi.

-Genel Başkan, Parti Meclisi, milletvekilleri ve belediye başkanlarının yüzde 3’lük Genel Merkez kontenjanı dışında tüm üyelerle seçilmesi.

-Cinsiyet ve gençlik kotaları kapsamına giren üyelerin, seçilebilir noktalardan listeye girmesi.

Bedri ile konuşurken “Umarım ve yürekten dilerim” demekten başka bir şey gelmedi aklıma. Olursa ne olur peki?

Devrim olur!..

Yazarlar

Bu yolun sonu Yeni Sevr midir?!.
Ümit Zileli