Can Ataklı
12 Mart 2021

Bu kadar da alttan alınmaz ki


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bu kadar da alttan alınmaz ki

Üç gündür “pul konusunu” konuşuyoruz.

Gerçi “konuşuyoruz” diyorum ama iktidarın pek umurunda değil.

Oysa ortada çok büyük bir skandal var.

Gerçi benzer skandalları daha önce de yaşamıştık ama bu kez farklı.

Çünkü daha önceleri resmi olmayan kişilerin ve kurumların kendi kafalarına göre uydurdukları Kürdistan haritalarına rastlamıştık.

Türkiye’den de önemli toprak parçasını katarak kendi kendilerine Kürdistan haritası düzenleyen çok oldu.

Amerikalılar da böyle haritalar hazırladılar.

PKK eskiden çok yapardı böyle uyduruk haritaları.

Ama ilk kez saray iktidarı tarafından da şiddetle ciddiye alınan Kuzey Irak Kürt özel bölgesinin resmi bir çalışması olduğu ortaya çıktı.

Kürt bölgesi yöneticileri, kendilerini ziyarete gelen Papa’ya jest olarak üzerinde Papa’nın da fotoğrafının olduğu bir pul bastırdı.

Sadece Papa’nın fotoğrafı olsa neyse elbette ama arkasında bir harita da var.

Bu harita “Büyük Kürdistan” haritası Barzani’ye göre.

Kars’a kadar Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı ile Hatay’ı içine alan bir harita bu.

Aklı başında insanlar buna anında tepki gösterdi tabii.

Ancak iktidar kanadı nedense sessiz kaldı bu işe.

Muhalefetin “Niye susuyorsunuz?” tepkisi üzerine Dışişleri Bakanlığı zoraki bir açıklama yaptı.

Ne AKP Genel Başkanı ne yanındakiler, saray danışmanları ve saray medyası bu konuya hiç tepki göstermedi, açıklama isimsiz olarak bakanlığa bırakıldı.

Bakanlık açıklaması ise evlere şenlik…

Çünkü bu büyük skandal, “hata” olarak değerlendiriliyor ve düzeltilmesi isteniyor.

Bakın ne demişler açıklamada; “Bazı haddini bilmez IKBY yöneticileri bu ziyareti, Irak’ın komşu ülkelerinin toprak bütünlüklerine yönelik ham hayallerini açığa vurmak için kullanmaya yeltenmektedir. Bu tür sinsi emellerin ne şekilde hüsranla sonuçlandığı en iyi IKBY makamları tarafından hatırlanacaktır. IKBY makamlarından bu vahim hatanın derhal düzeltilmesine yönelik gerekli açıklamanın bir an önce ve net bir şekilde yapılmasını bekliyoruz.”

Yani “hadsiz, ham hayal” falan denilince sert açıklama yapmış sayıyorlar kendilerini.

Oysa bu konu bakanlığın isimsiz bir açıklaması ile geçiştirilemez.

Peki niye bu kadar alttan alıyorlar?

Çünkü biliyorlar ki bütün bunlar başta Amerika olmak üzere Batı’nın planladığı şeyler.

Tam da Biden’den telefon beklerken çıkıntılık yapmaktan çekiniyorlar besbelli.

Tabii konuyla ilgili Irak Kürt bölgesi yönetiminden de açıklama geldi.

Ama o da tıpkı bizim Dışişleri açıklaması gibi evlere şenlik.

Herhalde AKP’den taktik alıyorlar, herkesi aptal sanarak açıklamada, “Biz o hatıra pulunu henüz onaylamadık” diyorlar.

Yönetimin sözcüsü “Birkaç sanatçı pulun basılması için dizayn örnekleri sundu. Ancak şu ana kadar hiçbir pul basım için onaylanmadı. Basım için seçilecek olan pul dizaynı, yasa ve kanunlara göre olacaktır” açıklaması yaptı.

Haritayı değil, pulun basımını onaylamadıklarını söylüyor bu bir.

Bu pulun onaylanıp onaylanmayacağını söylemiyor bu iki.

Henüz onay bile almamış bir pulun nasıl olup da servis edildiğini söylemiyor bu üç.

Büyük Ortadoğu Projesi, sanki gümbür gümbür geliyor, buna hiç ses çıkarmayan saraya Biden’in bir telefon etmemesi mümkün mü?

Yakında eder, telaşlanmasınlar.

Gerçi verilen bu tavizlerle Türkiye’nin itibarı iyice çukura gömülüyor ama ne gam?

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Başımıza taş yerine damat düşse daha iyi

Damat Berat Albayrak’ın bir gece yarısı Hazine’yi ortada bırakıp gitmesinden bu yana tam tamına üç  ay geçti.

Hâlâ ortada yok.

Doğal olarak merak ediyor insan, bu kadar önemli bir bakanlıkta oturan kişi şimdi nerede, neden istifa etti, bundan sonra ne yapacak?

Bulsak soracağız kendisine.

Ancak sonunda kayınpederi de hakkında konuşmaya başladığına göre demek ki yakında ortaya çıkacaktır.

Ne dedi AKP Genel Başkanı “Damat damat diye tutturdular, hay başınıza damat kadar taş düşsün.”

Valla ben razıyım.

Ama damat kadar taş düşmesin, bizzat damat düşsün.

Hiç olmazsa millet meraktan kurtulur.

Üç buçuk aydır Türkçe “Nerede bu damat?” diyoruz, ortaya çıkmıyor bir türlü… Belki günün modasına uyarak tıpkı “Love Erdoğan” gibi belki “Find damat” yani “damadı bulun” dersek çıkar mı ortaya? Ne bileyim…

ÇOK GÜLDÜM

Kereste çok kibar olmuş, odun demek daha doğru Meral Hanım

Meral Akşener, çarşamba günü partisinin grup toplantısında tarihi bir konuşma yaptı.

Akşener’in konuşma gücü günden güne artıyor.

Türkçeyi daha iyi kullanıyor, vurguları doğru yerde yapıyor, konuşmanın heyecan ve öfke dozunu çok iyi ayarlıyor, doğru bilgileri çok sakin ve anlaşılır biçimde veriyor.

Son konuşması bu açıdan mükemmeldi bana göre.

Özellikle kadınlığı üzerinden kendisine yöneltilen iğrenç imalara çok yerinde ve çok şiddetli cevaplar verdi.

Konuşmasının çok etkili bölümlerinden birinde şöyle dedi; “Bana Türk filmlerinden, ki Bahçeli çok meraklıdır, hep o tuhaf Türk filmlerinin tuhaf karakterlerinin isimlerini kullanıyorlar. Kereste gibi yaşam formlarına, erkek demeye midem kalkıyor. Onların yüzünün iğrenç olduğunu, her birinin ne kadar korkak olduğunu göstermeye beni vesile kıldın. Sana şükürler olsun Allah’ım. Bu yaşam formlarının eşlerinin suratına nasıl baktığını merak ediyorum.”

Tabii İstanbul Boğazı sakini Meral Hanım bir hanımefendi zarafeti ile çok kibar konuşuyor.

Bu rezilliği yapan sözde erkeklere “kereste” denir mi?

Kereste ölçülmüş, biçilmiş, iyi bir işte kullanılacak hale getirilmiş ağaçtır.

Meral Akşener’in kastettiği erkeklere ancak “odun” denir.

NOSTALJİ

Bugün siyasi tarihimizin dönüm noktasının tam 50’nci yılı

Bugün 12 Mart.

Bundan tam 50 yıl önce dönemin başta genelkurmay başkanı olmak üzere tüm kuvvet komutanları, Başbakan Süleyman Demirel’e bir muhtıra vermişlerdi.

Süleyman Demirel, “Bu bize darbe girişimidir” demiş ancak direnmek yerine şapkasını alarak istifa etmişti.

Eski Genelkurmay Başkanı olan Cevdet Sunay, Nihat Erim’i başbakanlığa getirmiş, o da çoğunluğu teknokratlardan oluşan bir hükümet kurmuştu.

Böylelikle 1973 Kasım seçimlerine kadar süren ve 4 başbakanın değiştiği bir ara rejim başladı.

Bu dönemde çok kötü olaylar yaşandı, askeri dönem zulmü büyük bir kitleyi etkiledi, üç genç idam edildi, özgürlükçü bir anayasa olan 61 Anayasası iyice budandı, dönemin başbakanının deyimi ile üzerine şal örtüldü.

12 Mart, 12 Eylül’ü tetikledi ve 1980’den itibaren Türkiye bambaşka bir dünyaya taşındı.

Tüm bu gelişmeler içinde zarar görmeyen tek kesim siyasi İslamcılardı.

12 Mart’tan itibaren palazlanan siyasal İslamcılar, 12 Eylül’de sağlam bir zemine oturdular, 90’lı yıllardan itibaren sanıktan da çıkmaya başladılar. 28 Şubat döneminde iş dünyası, medya ve ordu desteği ile iyice güçlendiler ve sonunda iktidara geldiler.

Amerika ve diğer batı güçlerinin desteklediği Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında güçlerine güç katarak “tek adam” rejimini de hayata geçirdiler.

YENİ ÖĞRENDİM

Biden’in olası telefonu için tavizlik bir konu daha çıktı

Amerikan Başkanı’nın, AKP iktidarı ile ilgili ne düşündüğünü tam bilemiyoruz henüz.

Daha aday bile olmadan Türkiye’deki iktidardan yakınan ve muhalefete destek verilmesi gerektiğini söyleyen açıklamasını öğrenmiştik ama artık başkan oldu, Amerika’nın çıkarlarını gözetecektir mutlaka.

Bu nedenle önceliği Erdoğan’a vereceğini sanmıyorum. Tam tersine aldığı tavizlerden sonra Trump’ın verdiği desteği sürdüreceğini düşünüyorum.

Sarayın Biden’dan bir telefon beklediğini ve bunu sağlamak için verdiği tavizleri birkaç gündür yazıyorum.

Saray iktidarı daha önceleri yüksek perdeden konuştuğu hemen her konuda geri adım attı.

Kıbrıs yoktu bunlar arasında, ancak anlaşılan Kıbrıs konusunda da bir şeyler olacak.

Çünkü Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’na bilgi verirken Kıbrıs konusunda da hassasiyet gösterdiklerini söyledi.

Blinken, “Kıbrıs’ı iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon olarak birleştirecek kapsamlı bir anlaşmayı güçlü şekilde destekliyoruz” dedi.

Blinken böyle söyledi ama AKP Genel Başkanı kısa bir süre önce, “Artık iki devletli çözümden başka Kıbrıs’ta çıkış yolu kalmamıştır” demişti.

Biden’in da bu konuda çok duyarlı olduğunu belirterek Amerikan politikasında sembolik önemi çok yüksek olan “güçlü destek” tanımını kullanan Blinken’in sözlerinden sonra sarayın nasıl bir açıklama yapacağını çok merak ediyorum.

Tabii bu açıklamanın Biden’in olası telefonundan önce mi, sonra mı yapılacağı daha da önemli.

Yazarlar

Bu kadar da alttan alınmaz ki
Can Ataklı