Can Ataklı
24 Mayıs 2022

Bu kadar çok mu profesör olmalı?


ANALİZ

Bu kadar çok mu profesör olmalı?

İstanbul Üniversitesi eski rektörlerinden Mesut Parlak’ın makalelerinden yararlanarak, eğitimde düşürüldüğümüz sefaleti anlatmaya çalışmıştım hatırlarsanız.

21 yıllık Tıp Profesörü Nusret Akyürek “Konuya benim de katkım olsun” diyerek bir mektup göndermiş.

Prof. Dr. Nusret Akyürek’in yazısını sayfadaki yerim nedeniyle mecburen biraz kısalarak sizlere de sunmak istedim;

Doktorum. Meslek hayatımda 42 yılım iki ay sonra doluyor. Profesör geçmişim bir kaç ay sonra 21 yılım bitiyor.

Profesör olduğumda ülkemde kaç üniversite olduğunu hatırlamıyorum. Ama şu anda son ekleme yoksa 201 üniversite var.

Tıp fakültesini bitirdiğimde ülkemde 25 bin doktor vardı. Şu anda 150 bin doktor var. Tıp eğitimi her üniversitede verilemez ve verilmemelidir de. Bir üniversite hocası olarak şu anda kanaatim şudur:

İleride yaşam dönemimde hastalansam tanımadığım bir sağlık kuruluşunda muayene esnasında o doktora hangi tıp fakültesinden mezun olduğunu sormak isterim. Acı bir durum!

Niye?

İncelensin, acaba kaç tıp fakültesi standartları insan sağlığının emanet edilebileceği standartlarda?

Genç meslektaşlarım bana kızacaktır, kırılacaktır, ama gerçekler gizlenemez!

Tüm üniversiteler irtifa kaybetti.

Ben profesör olduğumda, toplam profesör sayısı 3 bin 500-4 bin arasında idi. Ya şimdi ne durumda?

Bazı rakamlar vereceğim:

2020-2021 eğitim yılı döneminde:

Profesör sayısı:

Erkek: 20 bin 648

Kadın: 9 bin 914

Doçent sayısı:

Erkek: 10 bin 643

Kadın: 7 bin 135

Yardımcı doçent sayısı:

Erkek: 22 bin 687

Kadın: 18 bin 645

Öğretim görevlisi sayısı:

Erkek: 18 bin 933

Kadın: 19 bin 356

Araştırma görevlisi sayısı:

Erkek: 25 bin 127

Kadın: 26 bin 421

Şimdi bu rakamlar 2021-2022 yılında ne kadar artmış olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Hele bazı haberlerde üniversite kadro ilanlarının kişinin adresine gönderilmiş gibi olduğunu dinleyince karamsarlığım daha da artıyor.

Tıp fakültelerinde durum içler acısı!

Benim akademik hayatımda doçentlik aşamaları çok farklıydı. Şimdi doçent adayını hiç görmeden, sınav aşaması olmayan bir sistemde doçent olmak mümkün. Bilimsel incelemede doçent yapılmayan bir aday hakim kararı ile doçent belgesi alabiliyor.

Bu da ucu karanlık bir durumdadır.

Peki öneriniz nedir diye sorarsanız?

Şu an ki siyasi iradenin uygulamaları format edilmelidir. Akla, bilime uymayan tüm uygulamalar iptal edilmelidir. Anayasaya uymayan tüm yasal denilen tüm kararlar iptal edilmelidir

Hoşcakalın.

ŞAKA GİBİ

Erdoğan 6’lı masaya bir de Abdülhamit’le vurmak istiyor

Adana’daki stadyum mitinginde Erdoğan her zamanki gibi yine sürekli Osmanlı’yı öne çıkaran, dini ön planda tutan cümleler söyledi gençlere.

Gençlerle bir miting yapan Erdoğan fırsatı kaçırmayarak muhalefete, CeHaPe’ye mutlaka ağır sözler söyledi yine.

19 Mayıs’ta saraya çağrılan gençlerle yaptığı konuşmada da bol bol muhalefete çatmıştı.

Kural değişmedi, Adana konuşmasında aynısı yaşandı.

AKP genel başkanı, konuşmasının bir bölümünde 6’lı masayı Abdülhamit üzerinden vurmaya çalıştı.

“Abdülhamit Han, hayatı boyunca devrinin emperyalistleriyle mücadele etmiş bir millet sevdalısıdır. Varsın birileri Gezi olaylarını devrilişine benzeterek dursun, biz ecdadın izinden yürüyeceğiz” dedikten sonra şunu ekledi:

“Sultan Abdülhamit’e dil uzatan hanımefendiye (Meral Akşener) sormak lazım, 33 yıl hasta dev diye takdim edilen Osmanlı’yı toprak kaybetmeden yöneten Abdülhamit’e dil uzatana, 2023 seçimlerinde haddini bildirecektir. Meral Hanım, sen kim Sultan Abdülhamit’e saygısızlık kim. O, 6’lı masada olanlardan 3 tanesi var ki bunlar Sultan Abdülhamit’e laf söyletmemişlerdi. Şimdi ne oldu da sus pus oldular. Aynı masada oturdukları halde laf atanlara haddini bildiremediler. Bu millet ecdadına hakaret edenlere haddini bildirecektir.”

Beklenen şu herhalde; İlk toplantıda Saadet, Deva ve Gelecek partisi liderleri “Biz Abdülhamit’e laf söylettirmedik, bundan sonra da söylettirmeyiz” diyerek masadan kalkacaklar.

NOT: AKP genel başkanı bu konuda da eksik ve yanlış tarih bilgisiyle konuşmuş. Abdülhamit döneminde kaybedilen toprak miktarı 1 milyon 592 bin kilometrekare… Başka bir deyişle iki Türkiye büyüklüğünde… Tüm padişahlar arasında en fazla toprak kaybedeni…

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Zam görmeyen iki şey var

Geçen hafta televizyonda ana haberleri sunarken izleyiciye bir soru sordum.

Dedim ki “Aklımıza gelen gelmeyen her şeye anormal zamlar yapıldı. Ama üç yıldır bir kuruş bile zam yapılmayan bir şey var, bilin bakalım nedir?”

Sonra da açıkladım: “Maske.”

Evet, pandemi kararı alındığında maske takılması da zorunlu kılınmıştı.

Üstelik maskelerin de 1 liradan satılması talimatı verilmişti.

Üç yılda on milyonlarca maske kullanıldı, ama fiyatı hep bir liraydı. Hatta 50’lik paketlerin bir kısmı daha da ucuza satıldı.

Yayından sonra bir dostum mesaj atmış.

“Bir şey daha var nasıl unuttun?” diyordu mesajda dostum.

O da market poşeti.

Hala 25 kuruşa satılıyor market poşetleri.

Bazı uyanıklar çöp torbasının pahalı olması nedeniyle alışverişlerini bildiklerinde 2 lira daha verip 8 tane poşet alıp bir haftalık çöp torbası ihtiyacını karşılıyor.

Tabii poşetler “Çöp torbaları kadar kalın ve dayanıklı değil ama 10 poşete 16 lira vermekten iyidir” diye bakıyor millet.

YENİ ÖĞRENDİM

FETÖ soruşturması dedikleri aslında bir aldatmaca sanki

Tuğgeneral Serdar Atasoy; orduda cemaatçi olarak bilinen, Fethullah Gülen ile çok yakın ilişkide olduğu belgelenen bir isim.

Üç yıl önce 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

İYİ Parti İzmir Milletvekili ve Meral Akşener’in Başdanışmanı Aytun Çıray, itirafçı da olan ve bütün bu ilişkileri bilindiği halde terfi de ettirilen Atasoy’u bir soru önergesi ile meclis gündemine taşıdı.

Çıray özellikle Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı zorda bırakacak sorular sordu.

Bu soruları sizlere de sunuyorum, bakalım cevapları ne zaman gelecek?

Muhtemelen cevap gelmeyecek, çünkü saray iktidarı soru sorulmasından hoşlanmıyor zaten, cevap vermeyi ise hiç sevmiyor.

Basına yansıyan haberlere göre; zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Ümit Dündar “Bu adam FETÖcü” diyerek göreve başlatmıyor. O halde Kara Kuvvetleri Komutanı’na rağmen, Serdar Atasoy kim ya da kimler tarafından terfi ettirilmiştir?

Terfi aldıktan sonra Serdar Atasoy’u devletin en kritik görevlerinden biri olan Kara Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanlığı’na kim önerdi?

Haklarında FETÖ ve ABD iltisaklı olduğu iddia edilen bakan yardımcılarınızın bu atamada bir etkisi olmuş mudur?

2019 yılında, neredeyse tüm illerde ankesör ve sabit hat bilgileri elde edilmişken, hakkında takipsizlik kararı verilen Serdar Atasoy’un görev yaptığı tüm illerde ankesör ve sabit hat incelemesi yaptırtılmamış olması MSB’nın dikkatini neden çekmedi?

“Eksik soruşturma” yaparak Atasoy’un terfiinin yolunu açan savcının Mayıs 2019’daki terfii için HSK’ya bir uyarıda bulundunuz mu?

ÇOK GÜLDÜM

Amerikan Büyükelçisi, miting bittikten sonra çağrıldı

İstanbul’daki CHP mitinginden bir gün önce Amerika’nın Ankara Büyükelçiliği çok garip bir duyuru yayınlamıştı İstanbul’da yaşayan kendi vatandaşlarına.

Duyuruda CHP’nin Maltepe’deki alanda miting yapacağı hatırlatılarak “Bu tür mitinglerde polisin müdahaleleri olabildiği, gaz ve su sıkıldığı ileri sürülüyor, bu nedenle Maltepe miting alanından uzak durulması” tavsiye ediliyordu.

Duyuru metni açıklandığı sırada Flashhaber’de ekrandaydım ana haberleri sunmak için.

Çok sert tepki gösterdim ve “Bu nasıl bir açıklamadır böyle, bugüne kadar hangi parti mitinginde olay çıktı, polis müdahale etti, gaz ve su sıktı?” diye sorduktan sonra “Bu Amerika’nın Erdoğan’a verdiği destektir. Vatandaşın mitinge gitmesini engellemek için yapıyor” yorumunu yaptım.

Saraya da seslenerek “Bu konuda derhal açıklama yapın ve Amerika’yı protesto edin” diye ekledim.

Tabi böyle bir şey yapmayacaklarını biliyordum.

Ama ne oldu biliyor musunuz?

Miting bitti, her şey gayet güzel yaşandı, sarayın o zaman aklına geldi ve Amerika büyükelçisi

Jeff Flake Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.

Bakanlık yetkilileri Flake’e, açıklamadan duyulan rahatsızlığı iletmişler.

Türkiye’de önemli bir problem varmış izlenimi yaratılmasının kabul edilemez olduğu, söz konusu mitingin dün sorunsuz bir şekilde gerçekleştirildiği ve herhangi bir olayın yaşanmadığı da vurgulanmış Flake’in yüzüne karşı.

Kimi kandırıyorlar acaba?

Açıklama yapıldığı tepki gösteremediler, iş bitmiş gitmiş ayar vermeye çalışıyorlar.

Amerika’ya kafa tutuyorlar ya.

Kılıçdaroğlu’nun “adaymış gibi davranmasını” konu alan dünkü videomu izlemediyseniz mutlaka izleyin. Bugün “Türkiye’nin fabrika ayarlarına döneceğini” anlatıyorum.

Yazarlar

Bu kadar çok mu profesör olmalı?
Can Ataklı