Can Ataklı
25 Ocak 2021

Boğaziçi Üniversitesi tarih yazıyor


ANALİZ

Boğaziçi Üniversitesi tarih yazıyor

Kendime yanıldığımı itiraf etmeliyim.

Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’ne alakasız birinin rektör atanmasından sonra öğrencilerin tepkisini değerlendirirken, “Sizler çok çaba harcıyorsunuz ama okulun öğretim kadrosu arkasında durmazsa hiçbir şey olmaz. Bundan önceki rektörün atanması da çok ayıplıydı. Siz yine ayaklandınız, buna karşı öğretim üyeleri boyun eğip rektörü kabullendiler, yine öyle olacaktır, siz de üzüleceksiniz yine” demiştim.

Öğrenciler yeni rektöre karşı eylemler yaptılar, polisten dayak yediler, coplandılar, yerlerde sürüklendiler, bazılarının evleri basıldı, hapse atıldı.

Öğretim görevlilerinin bir kısmı da bahçede rektörlük binasına arkalarını dönerek protesto eylemi yaptılar.

Öğretim kadrosunun bunu devam ettiremeyeceğini sanıyordum.

Oysa öyle olmadı…

Öğretim üyeleri rektörlük binasına sırt dönme eylemini her gün tekrarladılar.

Karlı günlerde bile bundan vazgeçmediler.

Yeni rektörün çağrısına rağmen, üniversite senatosu toplantıya gelmedi.

Yetmedi dekanlar da yeni rektörün toplantı çağrısına katılmadılar.

AKP Genel Başkanı’nın muhtemelen “burayı iktidar zihniyetine uygun biçimde adam etsin!” diye görevlendirdiği rektör görevine de başlayamıyor.

Çünkü rektör yardımcısı atayamıyor.

Nedeni basit; rektör yardımcısı tekliflerini akademisyenlerden biri bile kabul etmiyor.

Bu, hatırladığım kadarıyla bugüne kadar hiç olmamıştı.

Korku imparatorluğunun en ağır biçimde ülke üzerine çöktüğü bir ortamda, Boğaziçi Üniversitesi kimsenin göremediği bir destan yazıyor.

Üniversitenin içinde polis yok elbette.

Ancak dışarısı tamamen polis ablukası altında…

Hisarüstü Mahallesi’nde, gelen geçen herkes durduruluyor, üniversiteye öğrenciler dışında hiç kimse sokulmuyor.

Oysa okul içinde protestolar sürüyor.

Bunların hiçbiri dışarı sızdırılmıyor.

Gazeteciler kampüse giremiyor.

Bu direniş ne kadar sürer?

Bilemem.

Ancak muhtemelen saray, üniversiteye bir öğretim görevlisi atar, o da rektör yardımcısı olmayı kabul eder.

Yolun sonu göründüğünde yaşanır bu tür şeyler.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Hiç utanmadan yalanlıyorlar

Cuma günü Tele1 ekranında Tarım Bakanlığı’nın “mobil araçlarla ekmek dağıtılmasını yasaklayan” genelgesini anlatıyordum.

Dedim ki; “Genelgede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Halk Ekmek minibüsleriyle ekmek dağıtmasının yasaklanması diye bir şey yok. Ancak durup dururken tam da belediye böyle bir karar almışken yayınlanan bu genelge başka nasıl anlaşılabilir?”

Zaten genel anlayış da buydu, bu yönde haberler yapılıyordu medyada.

Az sonra bakanlıktan bir açıklama geldi.

Bakanlık diyordu ki “Sosyal medya mecralarında ve kimi basın yayın organlarında ’Tarım ve Orman Bakanlığı, mobil araçlarda ve İBB’nin ekmek büfelerinde ekmek satışını yasakladı’ iddiası adı altında yapılan haberler ve paylaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır. Bu iddialar kamuoyunu yanlış bilgilendirmekle birlikte bakanlığımızı karalama maksadı taşımaktadır.”

Arkasına da genelgedeki minibüslerle ekmek satışını yasaklayan madde aynen eklenmişti.

Bakanlığın akıllı sözcüleri, “Bakın burada belediyenin adı geçmiyor” diyordu.

Sadece bakanlığın bu akıllı sözcüleri olsa neyse, bir anda ne kadar iktidar medyası varsa saldırıya geçti.

“Yine yalan haber yaptılar.”

Hele bunlardan bazıları bana da saldırmaz mı?

“Can Ataklı yalan söyledi, bakanlık genelgesinde İBB’den söz edilmiyor.”

Ne diyeyim ki?

Belediyenin adının geçmediğini söyleyen zaten benim.

Hep diyorum ya, AKP Genel Başkanı’nın altını, saraydaki ve medyadaki bu akılsızlar kazıyor.

FIKRA GİBİ

Özlem Gürses’e “Vay beyinsiz” diye saldırırken kendi beyinsizliklerini ortaya koydular

Gazete Pencere isimli dijital bir gazete var.

Bu gazete her gün bayide satılan gazete gibi hazırlanıyor.

Sayfalar aynı sayfa, birinci sayfa, başlık, manşet haber, sonra diğer sayfalar.

Aynı basılı gazete gibi…

Farkı kâğıttan değil ekrandan okuyorsunuz.

Gazete Pencere geçen hafta “Bahçeli’nin aşısını yapan hemşire darp edildi” başlıklı bir haber yayınlamış.

Habere göre, Gülnaz Şırınga isimli hemşire aşı yaparken Devlet Bahçeli’nin canını acıtmış.

Bahçeli’nin canının acıdığını öğrenen 4 kişi hemşirenin yolunu kesip sopalarla vurmuşlar.

Aslında okunduğunda “mizahi haber” izlenimi bırakıyor insanda.

Halk TV’den Özlem Gürses bu haberi gerçek olduğunu düşünerek okumuş kendi programında.

Twitter aleminde gezinirken, Özlem Gürses’e yönelik yığınla hakaret mesajına rastladım.

İsimlerini televizyon programlarından da bildiğiniz isimler, alayla karışık hakaretlerle Özlem Gürses’in “sahte haberi gerçek gibi sunduğunu” anlatıyorlar.

Açıkçası şaşırdım.

Yazılarına ara sıra göz attığım bazen de televizyonda rast geldiğim bazı isimlerin, bu haberin mizah amaçlı sahte bir haber olduğunu kendi akıllarıyla nasıl anladıklarını çözemedim.

Meğer Sağlık Bakanlığı da haberin mizah amaçlı, sahte haber olduğunu anlamamış ve “İddia edildiği gibi bir olay yaşanmadı. Ankara’da Gülnaz Şırınga isimli bir hemşire yok” diye açıklama yapmış.

O zaman taşlar yerine oturdu.

Saray gazetecileri bu açıklama üzerine başlamışlar saldırıya.

Bu sözde gazetecilerin alaylarını ve hakaretlerini okurken şunu düşündüm; “Özlem Gürses tek başına bir gazeteci, haberi okumuş, mizah amaçlı olduğunu ilk anda fark etmemiş, televizyonda söylemiş. Peki, sayısız uzmanı, danışmanı olan Sağlık Bakanlığı nasıl olmuş da haberi ciddiye alarak ‘Bizde böyle bir hemşire yoktur’ açıklaması yapmış. O sözde gazeteciler, Özlem Gürses’e saldırırken daha büyük bir gaf yapan bakanlığı neden es geçmişler? Veee iktidarın iri gazeteleri Özlem Gürses’i aşağılamaya çalışırken, Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasını niye koymuşlar ki? Bari saklasalardı da ‘beyinsiz’ diye hakaret ettikleri Özlem Gürses’in değil, ‘kendilerinin beyinsiz olduğunu’ göstermeselerdi.”

NOT: Özlem Gürses’in linç kampanyasına karşı yaptığı açıklamayı mutlaka okuyun. Müthiş olmuş. Buraya bir iki cümlesini almanın haksızlık olacağını düşündüm, tamamını bulup okuyun.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Anayasa Mahkemesi Başkanı olacak kişi atandı

Hatırlayacaksınız Yargıtay üyeleri bir süre önce AKP Genel Başkanı, son kararı vererek Anayasa Mahkemesi üyeliğine ataması için 3 ismi seçimle belirlemişti.

Yargıtay üyeleri en çok oyu seçimden henüz 10 gün kadar önce Yargıtay’a atanan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’a vermişti.

Fidan, korona salgını nedeniyle görev yeri olan Ankara’ya bile gidememişti henüz, Yargıtay üyelerinin çoğunu hiç tanımıyordu bile.

Yargıtay üyeleri de yıllarca birlikte çalıştıkları arkadaşlarını değil, İrfan Fidan’ı birinci sıraya oturttular.

AKP Genel Başkanı da “Yargıtay üyeleri saygın isimlerdir, en fazla oy verdikleri kişiyi atamamak nezakete ve liyakate uymaz” diye düşünmüş olmalı ki, İrfan Fidan’ı Anayasa Mahkemesi üyeliğine atadı.

Mevcut Başkan Zühtü Arslan’ın görev süresi 10 Şubat 2023’te dolacak.

Ancak sanıyorum Fidan’ın bu çok hızlı gelişinin arkasında ne olduğunu bilecek kadar feraset sahibidir.

Bu nedenle makul bir süre bekledikten sonra istifa edecektir ve diğer üyeler de yeni başkan olarak İrfan Fidan’ı seçecektir.

Zaten sarayın beklentisinin de bu olduğu konuşuluyor.

YENİ ÖĞRENDİM

Eski topraklar işte böyle oluyor şimdikiler anlar mı acaba?

Bir dostumun teyzesi…

Edirnekapı’da oturuyor.

91 yaşında.

Kapı komşusu da can yoldaşı, o da 86 yılını doldurmuş.

Sağlık Bakanlığı’ndan aşı ekibi geliyor eve.

“Sizin aşı sıranız geldi” diyor hemşireler.

Ama kapı komşusu iki yaşlı vatandaş “Hayır” diyorlar, “bize yapmayın.”

Hemşirelerin “Ama olur mu, niye istemiyorsunuz?” sorularını yarıda kesiyorlar ve diyorlar ki;

“Biz yaşayacağımızı yaşadık, bundan sonra korona olsak ne olur, olmasak ne olur. Aşı da çok az gelmiş, bize aşı yapacağınıza gençlere yapın. Onların hem daha çok süreleri var hem de memlekete bizden daha faydaları olacaktır.”

Eski toprak dediğimiz dürüst, ahlaklı, namuslu, vatanını seven insanlar böyleydi işte.

Acaba şimdiki zihniyetle büyüyen gençlerimiz, bu davranıştaki inceliği anlayabilirler mi?

ŞAŞIRDIM

Zarar edenler sadece kayak otelleri değil

Gazetelerin magazin sayfalarına bakıyor musunuz?

Okullar yarıyıl tatiline girdi ya, biraz olanağı olanlar kayak merkezlerine akın etmiş.

Otellerde boş yer kalmamış.

İyi de pandemi kuralları ne oluyor?

Kayak merkezlerinde tatile gidemeyenler; bir kahvenin önünde bir bardak çay bile içemezken, kayak merkezlerinde insanlar üst üste oturuyor.

Turizm ve hizmet sektöründe korona salgını nedeniyle zarar görenler sadece kayak otelleri değil ki.

Tabii diyeceksiniz ki “Bütün oteller açık, kayak otellerinin açık olması neden sorun olsun?”

Haklısınız da birincisi; açık olan oteller hınca hınç dolu değil, ikincisi; kayak otelleri de açık olsun ama kabul edeceği müşteri sayısı sınırlansın.

Bu durumda kayak otelleri zarar ederler.

Zarar etmesinler diye insanları üst üste oturtup tam biraz hafiflerken salgının yine büyümesine mi neden olunsun peki?

Yazarlar

Boğaziçi Üniversitesi tarih yazıyor
Can Ataklı