Ümit Zileli
16 Haziran 2022

“Bitaraf olan, bertaraf olur”dan “Haddini bil” azarına!


AKP’li Cumhurbaşkanı dün öyle bir esip gürledi ki, aman aman yani!

Grup toplantısında bu kez hedefte iş insanları kulübü TÜSİAD ve yeni başkanı Orhan Turan vardı. Önce Cumhurbaşkanı ne dedi, ona bakalım:

Ey TÜSİAD’ın başına gelen beyefendi, dış politikada sen bize ders veremezsin, sen daha çıraksın; dün bir, bugün iki. Haddini bil! Bunlar akıllarını başlarını almadıkları sürece iktidarın kapısından giremezler, bunu bilmeleri lazım… Kusura bakmayın, sizden önce gelen ağababalarınız da aynı kafadalardı, siz de aynı kafadasınız. TÜSİAD bu gidişiyle devam ederse, bu iktidarın kapısını hiç çalmasın.

Konuya döneceğim ama bu lafları duyunca aklıma Cumhurbaşkanı’nın 12 yıl önce, 2010’da tam da anayasa değişikliği referandumu öncesi yine TÜSAD özneli ama “anlayana sivrisinek saz” misali “hayır oyu” vereceklere “gözdağı” tadında yaptığı konuşma geldi! Zamanın Başbakanı aynen şöyle demişti:

TÜSİAD, bu Anayasa değişikliğini beğenmiyorsa, çıksın açıkça hayır desin, gerekçesini de açıklasın. Diyemiyorsa da çıksın açıkça “Ben bu değişikliği destekliyorum” desin. Bitaraf olan, bertaraf olur!

Bu da yetmemiş olmalı ki, bir de şu sözlerle yüklenmişti:

Bugün sessiz kalanlar, bilesiniz ki yarın huzurumuza geldiğiniz de biz de sessiz kalırız!

Haa unutmadan; İBDA-C’nin bir zamanlar çıkardığı “Taraf” dergisinin sloganı neydi biliyor musunuz?

Bitaraf olan, bertaraf olur!

Tesadüfe bakın… Ayrıca, dikkatinizi çekerim, 12 yıl önce söylenen laflarla, günümüzdekiler arasında da içerik açısından pek bir fark yok, yalnızca sözcükler değişik!

Söylenenler yalan mı yanlış mı, çarpıtma mı?!

Şimdi, bir de AKP’li Cumhurbaşkanı’nı çok öfkelendiren TÜSİAD Başkanı’nın konuşmasına bir göz atalım… İşte Orhan Turan’ın Yüksek İstişare Kurulu’nda söyledikleri:

Büyüme kalkınma için tek başına yeterli olmuyor, hatta maalesef fakirleşerek büyüyorsunuz!

Haber sitelerine manşet olan bu cümle yalan mı, yanlış mı anlayamadım… Büyüdük diye sevinç gösterileri yapılırken, milletin neredeyse beşte dördünün yoksulluk sınırı, önemli kısmının ise açlık sınırının altında boğuştuğunu, yüzbinlerce küçük-orta ölçekli işletmenin iflas ettiğini, kepenk kapattığını, büyük işletmelerin dahi akaryakıt, doğalgaz gibi sanayinin belkemiği olan ürünlere yüzde 300’leri aşan zamlar nedeniyle durma noktasına sürüklendiğini saklaması, “Aman da ne güzel büyüdük!” güzellemeleri mi yapması gerekiyordu Başkan Turhan’ın? Devam edelim:

Artık ucuz TL ve ucuz iş gücü ile ihracatta rekabet avantajı kazanma devri, yerini yüksek nitelikli işgücüyle ve teknolojiyle yüksek katma değer yaratmaya bıraktı…

Peki, bu cümle de yanlışlık var mı? Eğer yanlış olsaydı, yapılanlardan bir nebze olsun ferahlama olmaz mıydı? Başka ne demiş, bakalım:

Sorunlarımız yalnızca para politikasıyla, dizginlenemeyen enflasyonla sınırlı değil. Derin bir enerji krizinin de içindeyiz ve enerjide dışarıdaki fiyat artışları cari açığımızı artırırken, içeride özellikle sanayiye uygulanan rayiçler üretimi ve ihracatımızı olumsuz etkiliyor.

Bu cümlede bir yalan, bir çarpıtma var mı? İşin başında olan, her Allah’ın günü eksiye düşmemek için boğuşan bir insanın feryatları değil mi bu?

Bu kepazelikler karşısında üç maymunu mu oynamalıydı adamcağız!

İflas ve yeteneksizlik ancak bu kadar nezaketle anlatılabilir!

Bakın, bir alt satırda ne diyor TÜSİAD Başkanı:

Türkiye ekonomisi dünya hasılasından aldığı payı 2000’lerin başından 2013’e kadar yüzde 0.60’tan yüzde 1.24’e kadar yükseltmişken, bu pay son 7-8 yıldır hızla düşerek yüzde 0.8’e kadar geriledi. Türkiye’nin potansiyeline sahip bir ülke için bu gerçekten kabul edilemeyecek bir durumdur.

Şimdi, burada durup, Turan’ın söylediklerini bir kez daha okuyun; bir tane mantığa, yaşadıklarımıza, vicdana aykırı bir söylem var mı? Yalan var mı? Birilerinin pek hoşuna giden, ağız dolusu bağırdıkları “ihanet” var mı? Yok! Adam açık açık “İzlenen ekonomi politikalarının yarattığı koşullarda gelirler hızla eriyor” diyor!

Eşitsiz gelir dağılımı demokratik sisteme yönelik inancı zedeler” diyor!

Beyin göçünün vahametine işaret edip “Bu boyutlarda bir nitelikli insan kaybına tahammülümüz olmadığına inanıyoruz” diyor!

Gelirlerin bir an önce artırılması gerektiğini vurguluyor!

Yargı bağımsızlığının ağır bir erozyona uğraması, vatandaşların adalete güvensizliğinin başlıca nedenidir” diyor!  Ve son olarak da şu sözleri söylüyor:

Gençliğin her alanda özgürlük talepleri bu denli belirginken, mutlu günlerini tüm enerjileriyle kutlamak isteyen gençlerin bu özlemlerinin, haklarının, eğlenme özgürlüklerinin neden rahatsız edici bulunduğunu anlamak doğrusu pek kolay değil. Bazı sanatçılarımızın ve onları dinlemek, izlemek isteyen hayranlarının buluşmasının neden bir tehlike arz ettiğini anlamamızın da kolay olmadığı gibi…”

O hakaretamiz sözcükleri sıralamak yerine, teşekkür etmek hatta danışmanlık teklif etmek, öngörülerinden, yaşam bilgisinden faydalanmak çok daha şık olmaz mıydı acaba?

Yazarlar

“Bitaraf olan, bertaraf olur”dan “Haddini bil” azarına!
Ümit Zileli