Ümit Zileli
3 Kasım 2020

Bir milletin acıklı anatomisi!


Biz çok zavallı ve biçare bir milletiz…

Hani, en büyük Türk büyüklerinin dahi açık açık “bizim millet acıya alışkındır” dediği cinsten! Üstelik gelenin soyduğu, gidenin kazıkladığı, hakkını gaspettiği, yüzüne gülüp arkasından her türden numarayı çektiği bir milletiz…

Günyüzü görmemeye yüzyıllardır alışkın, gülmeye, mutlu olmaya olabildiğince yabancı, ne olduğunu bile bilmeyen bir milletiz aynı zamanda; anketlerde “mutluluk nedir?” diye sorulduğunda, “işimin olması”, “eve ekmek götürmek” diye yanıtlar veren ender milletlerden biriyiz…

Gülmekten o kadar uzağız ki, gülen, kahkaha atan insanlar için üretilmiş “karı gibi gülme” şeklinde atasözü olan belki de dünyadaki tek millet biziz… Atasözü demişken; onlar bile bizim acıklı ve bencil hallerimizi ortaya koyan deyişlerdir:

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, azıcık aşım kaygısız başım…

Öyle bir milletiz ki, “vur ensesine, al lokmayı ağzından” özdeyişi bile bizi anlatmaya kafi gelmez; eziliriz, un ufak ediliriz, inim inim inletiliriz gıkımız çıkmaz… Dere yatağına diktiğimiz, belediyenin hizmet verdiği, devletin görmezden geldiği evleri sel basar çoluk çocuk boğuluruz, feryat figan faslı bittikten sonra hayata kaldığı yerden devam ederiz, bir kez daha boğuluncaya ya da o evler başımıza yıkılıncaya kadar!..

Hiç sormayız; “yahu buraya ev yapılır mı?”, “buna kim izin verdi?” türünden sorular bizim kitabımızda yoktur…

Bu maalesef, doğal afette de böyledir, depremde de, hayatın her alanında da böyledir!

Bu deprem de yarın unutulacak!

Evet, unutulacak ve o beton niyetine yutturulan, eline alır almaz ufalanan, içinden midye kabuğu bile çıkan deniz kumu karışımı şeyle, apartman diken katil müteahhitler, o yapılara sözde denetim yapan denetçiler, ruhsat veren memurlar yine ve sonsuza dek hep yırtacak hep kurtulacak! Niçin böyle oluyor diye soracak olursanız gerekçe hazır:

Düzen böyle!

Artık hangi manada, hangi anlamda okursanız… Sormak isterim, daha dün kadar yakın Malatya depremini, Elazığ depremini, biraz daha geriye gidelim Van depremini hatırlayanınız var mı? Yok tabii! Olmaz, olamaz da, çünkü ve de ne yazık ki hafızası silinmiş, yok edilmiş bir toplumuz, o hale getirildik!

Ama istanbul depremini hatırlarsınız, çünkü istanbul büyük, İstanbul önemli kent… Peki aradan 21 yıl geçti, bu çok önemli kentte ne yapıldı diye sorsam cevabınız ne olur? Zahmet etmeyin ben söyleyeyim:

Hiçbir şey yapılmadı!

Tersine, o zaman “toplanma alanı” olarak ayrılan yerlere bile AVM’ler, siteler, apartmanlar dikildi! Ben söylemiyorum; çeyrek asır bu mega kenti yönetenlerden sonra seçim kazanarak gelen belediye söylüyor!

İzmir’de en büyük yıkımı yaşayan Bayraklı’nın Belediye Başkanı, ilçede en az 10 bin civarında çürük yapı olduğunu, belediye olarak yetkileri olmadığını, çevre bakanlığına bildirdiklerini ancak hiçbir şey yapılmadığını anlatıyor, diğer tarafta çevre bakanı muhterem başvuru olmadığını söylüyor! Muhabir de şu soruyu sormuyor:

İlle de başvuru mu gerekli? Sizin denetim birimleriniz yok mu?

Bakan Kurum, Bütçe Komisyonu’nda açıkladı.

Bugüne kadar yaptığımız denetimlerle 22 milyon vatandaşımızın depreme dayanıklı konutlarda güven içinde oturmasını sağlamış olduk!..

Bu durumu müjdeleyen Bakan Bey, devam eden inşaatları da tamamlayınca 35 milyon vatandaşa ulaşılacağını da ayrıca müjdeledi! Ehh geriye kalıyor yaklaşık 50 milyon, onu da hallederler nasılsa!  İyi de bakanlığın yıllık bütçesi 2 milyar 827 milyon TL. Ufak bir karşılaştırma yapayım:

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2021 bütçesi ise yaklaşık 13 milyar TL!..

Yani, bakanlığın bütçesinin 6 katı!

İçimizde yuvalanan güruh!

İstanbul depremi tam bir faciaydı… Devletin açıkladığı hayatını kaybeden sayısı 17 bin civarındaydı…

Ne oldu o depremden sonra hatırlıyor musunuz? Medyada “Çınarcık Saddam’ı” lakabı takılan bir müteahhit vardı, adını hatırlayan var mı?

Veli Göçer!

Soyadı kara bir şaka gibiydi! İşte bu adam depremle özdeşleşen isimdi. 18 yıl 9 aya hapse mahkum edildi, 7.5 yıl yattı, çıktı. Sonra ne oldu peki?

İnşaat ve arsa ofisini yeniden açtı!..

Peki o yıkılan yüzlerce binaya ruhsat veren, denetim yapan kişiler ne oldu? Bilen var mı? Tabii ki yok!

Yine öyle olacak; deprem yardımlarının bir yerlerde satıldığını da göreceğiz, inşaatların aynı malzemelerle yapıldığına da bir sonraki depremde aynen tanık olacağız!

Son olarak, deprem sonrası bir takım helal süt emmemiş alçaklar “oh oldu Gavur İzmir’e” türünden koro halinde havlamışlar… Bu soysuzlar İstanbul depreminde de “7.4 yetmedi mi?” pankartı açanlarla aynı güruhtandır…

Bu düzenin çocuklarıdır!..

Yazarlar

Bir milletin acıklı anatomisi!
Ümit Zileli