Can Ataklı
17 Aralık 2020

Binbir emekle yaratılan markalar da elimizden uçtu gitti



ANALİZ

Binbir emekle yaratılan markalar da elimizden uçtu gitti

Bu köşede de yazmıştım, televizyonda da söylemiştim, hatta birkaç kere.

Şuydu; Ulusal Kanal’da günlük televizyon yorumları yaparken sadece Atatürk’ün ölümüne kadar yapılan hizmetleri sadece isimlerini saymıştım ve bu tam 19 dakika sürmüştü. Bana ayrılan süre 12 dakikaydı ve o gün (sanıyorum 10 Kasım’dı) süreyi aşmıştım.

Neredeyse 10 yıl sonra benzer bir karşılaştırmayı CHP Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya yapmış.

Kaya, Meclis kürsüsünde “İşte CHP’nin yaptıkları ve AKP’nin sattıkları” diyerek metrelerce uzunluktaki listeyi yere sermiş.

Bütçe görüşmelerinde konuşan CHP’li Kaya ayrıca “Bunlar da AKP’nin sattıları” diyerek yine metrelerce uzunluğundaki bir listeyi de bir uçtan bir uca sermiş.

“CHP’nin yaptıkları” listesi 15 metre, “AKP’nin sattıkları” listesi ise 13 metre uzunluğundaymış.

Büyük önder Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan sonra başlattığı ekonomik savaş ile Türkiye Cumhuriyeti sayısız eser kazanırken, özel sektör de binbir emekle bu çabaya katkı sağlıyordu.

Böylelikle bugün hâlâ kullandığımız nice güçlü marka çıkmıştı ortaya.

Ancak AKP zihniyeti bu markaları da yok etti.

Şu anda hepimizin “Türk malı sandığı” birçok marka ve şirket aslında yabancıların elinde.

Yahu “milli içki” diye bilinen rakı bile artık yabancıların elinde.

Taaa 1926’da kurulan efsane otobüs şirketi Kamil Koç, artık Türk malı değil.

Beymen, Yargıcı gibi yılların emeği ile kurulan moda devleri Arapların olmuş.

Çayımız bile Almanların.

Daha ne diyelim ki.

Öyle bir hasar verdiler ki, gittiklerinde enkaz nasıl kalkacak bilemiyorum.

KOMİK

İngiliz parasını bilmeyen gazetecilere Nusret’in verdiği maaş astronomik gelmiş

Nusret Türkiye’nin dünya çapındaki “kasap” ikonu.

Mesleğine kasaplıkla başlayan ama sempatik tavırları ve yeteneği sayesinde hızla büyüyerek İstanbul’un en pahalı et restoranlarının sahibi olan Nusret, başta NewYork olmak üzere dünyanın ünlü kentlerinde et lokantaları zinciri açtı.

Nusret şimdi de Londra’da bir restoran açacakmış.

İş ilanı vererek restoranına müdür aradığını ve 850 bin lira maaş vereceğini bildirmiş. Bizim medya da bunun üzerine atlamış.

“Nusret’ten dudak uçuklatan maaş” başlıkları atmışlar.

BİRİNCİ HATA: Başlıkları okuyunca bunun aylık maaş olduğunu sanıyorsunuz. Çünkü Türkiye’de maaşlar aylık ödenir ve maaş dendiğinde doğal olarak herkesin aklına aylık gelir. Oysa Batı ülkelerinde maaşlar (ve hatta pek çok ödeme) yıllık olarak belirlenir. Yani 850 bin lira aylık değil yıllık.

İKİNCİ HATA: İngiltere’de yıllık 600 bin TL’yi geçen gelirlerden yüzde 40’a yakın vergi kesilir. Gazetecilerimiz bunu da bilmiyor belli ki.

ÜÇÜNCÜ HATA: İngiltere’de kazanılan parayı TL cinsinden anlatmaya kalkarsanız, o ülkede en en en asgari ücreti alan bile Türkiye’de zengin sayılır.

Şimdi gelelim Nusret, gerçekte müdürüne ne kadar maaş veriyor.

Düz hesap yapacağım ki kafamız karışmasın.

850 bin lirayı 12 aya bölelim önce. Çıkan rakam 70 bin 800 lira.

Bunun yüzde 40’ı vergiye gidiyor. O da 28 bin 320 lira tutuyor.

Aylık TL cinsi maaştan yine TL cinsi vergiyi çıkaralım.

70 bin 800 eksi 28 bin 320 eder 42 bin 500 TL.

Nusret’in müdürünün eline TL cinsinden aylık 42 bin 500 lira geçecek.

Gerçekten harika bir para.

Ama bu müdür İstanbul’da ya da Konya’da değil Londra’da yaşıyor.

Demek ki maaşını pound olarak alacak.

Bugün itibarıyla pound 10 lira 54 kuruş.

O halde 42 bin 500 lirayı 10.54’e bölelim.

4 bin 300 pound ediyor.

Londra’da lüks sektörde çalışanların aldığı maaş da aşağı yukarı bu kadar.

Bu para damat ve kayınpederi sayesinde Türkiye’de dudak uçuklatıyor tabii.

Ama

Bizim “yeni gazeteci” tipinin aklına bu hesabı yapmak gelmediği için Nusret’in verdiği maaşı duyunca “Vaaayyyy be” diye çığlıklar atıyorlar.

Oysa İngiltere’de 10 yıllık bir gazeteci bu maaşı alıyor zaten.

Kısacası “Evlatlarım, biat ettiğiniz iktidar sizi fena sömürüyor.”

İRİONİ

AKP’li yöneticiler haklı; işsiz de yoksul da yok

Bütçe görüşmeleriyle birlikte Meclis kürsüsüne çıkan AKP’lilerin ağzından inciler dökülüyor.

Erdoğan’ın “Evime ekmek götüremiyorum” diyen vatandaşa “Abartıyorsun” cevabını vermesi ve bu konuyu soran gazetecilere de “Ne demek eve ekmek götürememek, herkes evine götürür, ayrıca o kadar yardım yapıyoruz” demesinden sonra cesaretlenen AKP’li yöneticiler fanatik biçimde “Türkiye’de açlık yok, yoksulluk yok” deme yarışındalar.

Aslında AKP üst yönetimi bu görüşünde haklı.

Çünkü üst düzey AKP’liler için durum farklı.

Onlar için iki tür AKP’li var.

Birincisi iktidar eliyle zenginleştirilen ve sınıf atlatılanlar.

İkincisi iktidar eliyle yoksullaştırılıp yadıma muhtaç hale getirilenler.

Birinci gruptakilerin sayısı çok fazla değil ama ülke yönetimi ve devletin bütün gücü ellerinde.

İkinci grup ise çok kalabalık, milyonlarca kişiden oluşuyor, nitelik olarak hiçbir hükmü yok bu kesimin ama partinin oy tabanını oluşturuyor.

İktidar zihniyeti, yoksullaştırılan ve yardıma bağlanan kesimi sadece oy alacağı kesim olarak görüyor ve onları algılarla yönetiyor.

AKP’li üst yöneticilerin kıymetlileri zenginleştirilmiş, sınıf atlatılmış olanlar.

Tabii ciddiye aldıkları bu kesim olunca da göğüslerini gere gere “ne fakir var ne de işsiz” diye bağırabiliyorlar.

BUNU YAZMAK GEREK

Fahrettin Altun hakkında haberler çıktıkça muhalif basına baskı sürecek gibi görünüyor

Türkiye’de medya Ankara’daki 25 katlı bir binadan yönetiliyor.

CİMER yani Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi adlı kuruluşun başında Fahrettin Altun oturuyor.

Altun, Erdoğan’ın en yakınındaki kişilerden biri.

Herhangi birine bir talimat verdiğinde bu Erdoğan’dan gelmiş gibi kabul ediliyor ve anında yerine getiriliyor.

Fahrettin Altun, bir süre öncesine kadar sadece medya mensuplarının adını bildiği, düşük profille çalışan çok güçlü bir saray görevlisiydi.

Ne olduysa Altun’un İstanbul Kuzguncuk’ta Boğaz manzaralı evinin yanındaki arsayı kendi bahçesi gibi kullandığı haberinin yayınlanmasından sonra oldu.

O güne kadar işini düşük profille yürüten Fahrettin Altun, öfkeye kapıldı ve muhalif medyaya yönelik operasyonlara başladı.

Açıktan bilinmese de Fahrettin Altun’un en etkili olduğu kurumlar RTÜK ve Basın İlan Kurumu’dur.

Her iki kurum da anlaşıldığı kadar saraydan gelen talimatlar doğrultusunda muhalif medyaya ağır cezalar vermeye başladı.

44 yıllık gazeteciyim, Basın İlan Kurumu, RTÜK’ten önce de vardı ama bazı özel durumlar dışında gazetelere ilan vermeme cezası kesildiğini hiç görmemiştim.

Ama şimdi Basın İlan Kurumu adeta elinde bir pala muhalif gazeteleri “parayla terbiye etmeye” çalışıyor.

Sözcü ve Korkusuz gazetelerine sayısız ilan kesme cezası uygulanmış.

Ben farkında bile değilim ama Basın İlan Kurumu benim de bazı yazılarımı “beğenmeyerek” ilan kesme cezası vermiş.

Böyle bir düzen olmaz.

Medeni bir ülkede medya, bir kişinin iki dudağının arasında görev yapamaz.

Anlaşıldığı kadarıyla RTÜK ve Basın İlan Kurumu yetmemiş, aynı kaynak maliyeyi de harekete geçirmiş ve Sözcü’ye akıl almaz bir vergi cezası kesilmiş.

Sözcü, dün ödediği vergileri açıkladı. Bir kuruş bile kaçırmadığını da bildirdi.

Rahatlıkla şunu söyleyebilirim; Zaten Sözcü yönetimi bir kuruş bile vergi kaçırmaya kalkışmaz.

Çünkü AKP’liler anlamayabilir ama, gerçek demokrat insanlar, gerçek vatanseverler, hukuka saygılıdır, ahlaklıdır, vicdanlıdır ve asla kul hakkı yemezler, hileye hurdaya sapmazlar.

BUGÜN 17 ARALIK
UNUTMA UNUTTURMA !

Yazarlar

Binbir emekle yaratılan markalar da elimizden uçtu gitti
Can Ataklı