Can Ataklı
20 Ağustos 2020

Biden olayının saray operasyonu olduğu kabak gibi çıktı ortaya


ANALİZ

Biden olayının saray operasyonu olduğu kabak gibi çıktı ortaya

İktidar gerçekten çok zorda.

Artık hiçbir girişimi, bekledikleri sonucu vermiyor.

Vermedikçe daha da öfkeleniyorlar ve yeni tezgahlar hazırlıyorlar.

Onlar da tutmuyor.

Erime giderek hızlanıyor.

Sanıyorum bütün adımlar bir baskın seçim için atılıyor ancak hepsinde de hüsrana uğrayınca vazgeçiyorlar.

Biden olayı da öyle oldu.

Gerçi daha ilk anda “tezgahın ellerinde patladığını” yazmıştım.

Ama şimdi konunun ayrıntıları iyice ortaya çıkıyor, nasıl ince bir tezgah hazırlandığı görülüyor.

Operasyonun saraydan yönetildiği artık kabak gibi ortaya çıktı.

Benzeri operasyonları hep “saman altından su yürütür” gibi yöneten saray sözcüsü, üst üste gelen başarısızlıklar karşısında anladığım kadarıyla çok ciddi bir telaşa kapılıyor.

Yaptığı “Göbelsvari” propaganda oyunlarının tutmaması, bu sözcüyü çileden çıkarıyor, öfkeye kaptırıyor, böyle olunca daha da fazla hata yapıyorlar.

Çok belli ki, Biden olayı tamamen muhalefeti köşeye sıkıştırmak için tezgahlanmış.

Hatta öyle ki, muhtemelen “Madem Amerika, seçimlerde muhalefeti destekleyecekmiş, hodri meydan” denilecek ve baskın seçim propagandası “Amerika ile savaş” gibi sunulacaktı.

Ancak muhalefetin tavrı bunu bozdu.

Üstüne Biden’ın aylar önce yaptığı konuşmanın nasıl gizlendiği, bugüne nasıl taşındığı ve çok anlamlı bir anda sosyal medya üzerinden servis edildiği de ortaya çıkınca, oyunu oynayanların maskesi iyice düştü.

Tezgahın bozulduğunu gören ancak buna rağmen son bir umutla saldıran bir kişi var, o da sarayın sözcüsü.

O hâlâ oyunu sürdürebileceğini sanıyor ve çırpınarak durumu sarayın lehine çevirmeye çabalıyor.

Saray sözcüsü, muhalefet liderlerinin sert açıklamalarına, rağmen hâlâ “Biz konuştuk, neden onlar konuşmuyor?” diye soruyor.

Bu sözcünün son yaptığı açıklama şöyle;

“Biden’ın ‘Muhalefetle el ele Erdoğan’ı devireceğiz’ sözlerine, konunun muhatabı muhalefet hâlâ net bir cevap veremedi. Hep bir ağızdan ‘7 ay niye beklediniz?’ diye soruyorlar. Sizi bekledik. O konuşmayı siz de biliyordunuz biz de. Biz konuştuk. Siz neden sustunuz?”

Saray adına yandaş tetikçi medyayı örgütleyen bu sözcü, tezgahın bozulmasına o kadar öfkeli ki, bu öfkesiyle çok ilginç bir itirafta da bulunuyor.

Muhalefeti beklemekle suçlarken, kendilerinin de beklediğini açıkça söylemiş oluyor.

Elbette gerçeği söylüyor. Çünkü iktidar, Biden’ın konuşmasını; yapıldığı andan beri biliyor.

Ama hiçbir tepki göstermediler.

Neden?

Bunun cevabı çok zor değil aslında.

Kamuoyuna mal olmamış bir olayda tepki vererek, Amerika’nın öfkesine yol açmaktan çekindiler elbette. Ama şimdi muhalefet tepki gösterince artık bu korku kalkıyor.

Amerika böyle bir durumda, saray sözcülerinin kendisine saldırmasına aldırmıyor bile.

Çünkü ne Amerika ne Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye’nin başından Erdoğan’ın gitmesini asla istemiyor.

Her istenileni yapan birini bulmak bu devirde o kadar kolay değil çünkü.

Bİ SORALIM BAKALIM

Erdoğan, Biden’e hâlâ haddini bildirmedi

Saray sözcüsü ve yandaş tetikçi medya, Biden’ın 7 ay önceki konuşması nedeniyle hâlâ muhalefeti gerektiği gibi konuşmamakla suçluyor ama AKP Genel Başkanı’nın bu konuda tek kelime etmediğini de görmezden geliyor.

En azından bu yazıyı yazdığım ana kadar AKP Genel Başkanı’ndan herhangi bir açıklama gelmemişti.

Erdoğan’ın, kendisini devirmekle tehdit eden Biden’e haddini bildiren sert bir açıklama yapmaması sizin de dikkatinizi çekmiyor mu?

Bir taraftan “asrın lideri” sıfatını kabul edeceksiniz, Türkiye’nin “süper güç” olduğunu söyleyeceksiniz ama başkan seçilip seçilmeyeceği belli olmayan bir Amerikalı siyasetçinin saçma sapan konuşmalarına karşı, ağzınızdan tek kelime bile çıkmayacak.

Gerçi saray danışmanları açıklamalar yaptılar ama bu yeterli olur mu, bilemem.

Sahi, Erdoğan niye hiç konuşmuyor?

Ayrıca sözcüler Biden’ın konuşmasına tepki gösterdiler ama Trump’ın içerik olarak pek de farklı olmayan sözlerine hiçbir şey söylemiyorlar.

ŞAŞIRDIM

Böyle insafsız ceza olmaz

Bu iktidarın kendi müteahhitlerine yaptırdığı otoyollar ve köprülerden geçiş fiyatı ateş pahası biliyorsunuz.

Aynı uzunlukta ve aynı nitelikteki TEM Otoyolu’nu kullanarak İstanbul’dan Ankara’ya 30 liraya gidebilirken, İzmir’e gitmek içinse 300 liraya yakın para ödeniyor.

Vatandaş, iktidarın müteahhitlere verdiği geçiş garantisi nedeniyle geçmediği köprü ve yolların parasını öderken, geçiş sırasında para ödeyemeyenlere gelen cezalar da çok anormal.

Bu konuda iki makbuz geldi önüme.

Mağdur vatandaş diyor ki, “Burhaniye dönüşü (Balıkesir) iki paralı yola bir şekilde zorunluluktan girdim. Tabelalar sürekli oraya yönlendiriyordu.. Biri 37, diğeri 38 lira olmak üzere geçiş ücreti istendi. Eğer dilersem 15 gün içinde yatırabileceğim söylendi. Bu süreyi aşmışım. 20 gün sonra parayı ödemek istediğimde faturanın anormal kabardığını hayretle gördüm.”

Size bu vatandaşa gönderilen makbuzları sunuyorum.

Açıkçası ben inanamadım.

Süre aşımı cezasının bu kadar olması ne mantıklı ne adil ne de vicdana sığar.

KOMİK

Hesapta süper ülkeyiz ama önemli işleri hep yabancılar yapıyor

İktidar adına konuşanlara bakarsanız; Türkiye, dünyanın en süper ülkesi.

Bütün dünyanın gözü Türkiye’de.

Herkes Türkiye ile iş yapmak istiyor.

Erdoğan’ı kıskanmayan yok.

Ama bu, tüm dünyayı korkutuyor. Bu nedenle de AKP iktidarını düşürmek istiyorlar.

İnanan çok tabii.

İnanıyorlar da gözlerinin önündeki hiçbir şeyi de sorgulamıyorlar.

Örneğin sürekli bir “yerli milli” propagandası yapılıyor.

Oysa önemli işlerin hepsi yabancıların elinde.

Her şeyi bir kenara bırakın, Akdeniz’de dünya devlerine kafa tutarak petrol ve doğalgaz arıyoruz, o kadar güçlü hale geldik.

Ama nedense altın madeni çıkarmak için yabancılara veriyoruz arazilerimizi.

Akdeniz’de petrol arayan Türkiye, acaba kendi toprağındaki altını neden çıkaramıyor da elin Kanadalısını çağırıyor?

Okurum mesajının altına, kendi çektiği fotoğrafı da eklemiş ve “Bu durumu Sağlık Bakanı görse herhalde yüreğine iner” diye bir not düşmüş.

OKURDAN MESAJ

Kartal metrosu, koronaya davetiye çıkarıyor

Bir okurum son derece iyi niyetli biçimde Kadıköy-Kartal metrosunun en kalabalık saatlerde 8’li yerine 4 vagonlu çalışmasının koronaya davetiye çıkaracağını yazmış.

Metronun çok yoğun olmasının sağlık açısından çok yanlış olduğunu belirten okurum, bakın mesajında ne demiş;

“Dürüstlük timsali olduğu için ve babamı da örnek aldığım için Bülent Ecevit’e çocukluğumdan beri sempatim olmuştur.

Aynı sempatiyi, aynı sebepten dolayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da duyuyorum. Dolayısıyla oy verdiğim parti hep CHP olmuştur.

Partimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimini kazandığında çok sevindik.

Güzel şeyler de oluyor ancak Kadıköy-Kartal metrosunda, iki defa Beyaz Masa’ya yazmama rağmen akşam saatlerinde yolcu yoğunluğu devam ediyor.

Saat 20:20’de 10 dakika arayla 4 vagonlu tren geliyor.

Pandemi olmasa bu normal karşılanabilir ancak bu dönemde fiziki mesafe kalmıyor, riske giriliyor. Ben Beyaz Masa’ya “Sizden süt değil, sağlığı koruyan hizmet bekliyoruz” diye yazdım ve metronun kalabalığını gösteren bir fotoğraf da ekledim.

İlgilendiler ve cevap yazdılar ama 3 gün sonra durum aynı. “Neden 8 vagon yerine 4 vagon veya neden 10 dakika arayla sefer?” sorumuza cevap alamıyoruz.

Eğer cevap ‘tasarruf’ ise bu hizmette, bu dönem tasarruf olmamalıdır, çünkü sağlık riske atılmaktadır.

Yazarlar

Biden olayının saray operasyonu olduğu kabak gibi çıktı ortaya
Can Ataklı