ANKA-CHP'li Belediye Başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara'da bir araya geldi. Büyükşehir, il, ilçe, belde belediye başkanları ve büyükşehirlerin ilçe belediye başkanlarıyla ayrı ayrı yapılacak beş oturumda CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonlara karşı yol haritası belirlendi.
CHP'li belediyelere artan operasyonlar ve son olarak Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in gözaltına alınıp ardından tutuklanmasıyla partinin tutumunun yeniden ele alınması konusunda çağrılar yapılmış, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın "Her gün bir operasyonla uyanıyoruz. Bunu seyredemeyiz. Bütün belediye başkanlarımız artık tedirgin. Topluca bir karar almamız ve bu kararı tüm dünyaya duyurmamız gerekiyor" ifadesini kullanmıştı.
Bu çağrıların ardından operayonlara ilişkin yeni yol haritasını belirlemek için CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ve Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın.., CHP'li büyükşehir, il, ilçe, belde belediye başkanları ve büyükşehirlerin ilçe belediye başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında 600 kişilik salonda saat 11.00'de Parti Genel Merkezi'nde bir araya geldi.

İMAMOĞLU'NUN MEKTUBU OKUNDU
Operasyonlara karşı yol haritasının konuşulacağı toplantıda CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek,
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu.
"Sayın Genel Başkanım, değerli belediye başkanları, benim sevgili yol arkadaşlarım...
Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Dostlarım, milletimizin CHP'li belediyelerin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek ve bizlere duyduğu güven, bu iktidarın en büyük kabusudur. Milletimizin Cumhuriyet Halk Partili belediyelerinin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek devam edecektir.
Biz işimizi en iyi şekilde yapıp halkın gözünde ve gönlünde büyüdükçe, ülke yönetimi için ortaya ciddi bir alternatif
koydukça onlar daha da saldırganlaşıyor, hukuk tanımaz oluyorlar. Foyası meydana çıkmış, vakti dolmuş bir iktidarın
acizliği içerisinde milli iradeyi hiçe sayıyor, demokrasiyi katlediyorlar.
Bunlar çürümüş bir düzenin son demleridir. Ellerinde her türlü güç var ama arkalarında milletin desteği yok.
Ellerinde her imkân var ama içlerinde millete sevgi ve hürmet kalmamış. Adalet duygularını yitirmişler. O sebeple
kaybedecekler. Baskı ve zorbalıkla, iftira ve kumpaslarla uzatmaya çalıştıkları siyasi ömürleri ilk sandıkta son
bulacaktır.
Biz her şart altında milletimize hizmet etmekten, Cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkmaktan, herkes için adalet ve hürriyet mücadelesi vermekten asla geri durmadık, durmayacağız. Bizleri seçen, görev ve sorumlulukları yükleyen milletimizin üzerinde hiçbir gücün hakimiyetini kabullenmedik, kabullenmeyeceğiz.
'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyen Atatürk'ün izinde, millet iradesinin yolunda yürüyeceğiz. Bize yönelmiş, birbirimize yönelmiş her zorbalığın, her yargı saldırısının hepimize ve milletimize karşı yapıldığını bilerek birbirimize ve milletimize daha çok sarılacağız. Her engel, her zorluk halkımıza hizmet etme; insanca, hakça bir düzen kurma kararlılığımızı asla engellemeyecektir.
Başardık, yine başaracağız.
Milletin iktidarını engellemeye çalışanlara teslim olmayacağız.
Biz çalışacağız, direneceğiz,
Türkiye kazanacak. Nice badireyi atlatmış olan bu aziz millet, bizlerin mücadelesiyle huzura kavuşacak.
Her şey çok güzel olacak!

ÖZGÜR ÖZEL KÜRSÜYE ÇIKTI
Mektubun ardından kürsüye CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıktı.
Özel, salonda bulunan belediye başkanlarını "Bugün Türkiye'nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve iki yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyük şehirlerde çok yüksek oranlarla, kimsenin beklemediği büyük bir zaferin yereldeki en önemli taşıyıcısı olan; her biriyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım; hepiniz hoş geldiniz" sözleriyle selamladı.
'SANDIK EN GEÇ 2028 HAZİRAN'DA AÇILACAK'
Özel'in açıklamalarından satır başları şöyle:
Sandık en geç 2028'in Haziran'ında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak, trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların 200 tane üniversite öğrencisini vizesinden, edenin, iki bayramı içeride geçirtenin bütün yaz onları Silivri'de perişan edip aileleriyle bir bugün tutuklanmalarına gerek yoktu, tutuklayan yanlış yapmış deniyor ya, o tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlara paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin şey sandığınız açılacak.
"Düştüğümüz yerden kalkmayı önce kendimizi, sonra milletimize gösterdik"
Özel, "Tam 2 yıl önceydi. Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en çok önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmişti. Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, CHP'li seçmenler için bazı anketlere göre yüzde 60’lara, yüzde 70’lere ulaşmıştı. Seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı. O günlerde CHP'liler olarak zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimize sarılmayı, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine, bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazmayı önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik; bunu yapabileceğimizi ortaya koyduk" diye konuştu.

"Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir olgunlukta ve görülmemiş bir sonuçla yeni bir yönetim oluştu"
"Partimiz içinde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir olgunlukta ve görülmemiş sonucu duyuran bir seçim sonucunda yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötüyü duysa da söylemeyen, yutkunmayı bilen; dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışıyla yola çıktık" diyen Özel, şöyle devam etti:
"Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği öz eleştiriye sayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu. Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi; kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme-değerlendirme yapmayı; vatandaşın önüne sunacağımız adayın onun gönlünde olan, onu temsil eden, güvenebileceği iyi insanlar olmasını; o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlerle, kadınlarla ve millete sorarak; anketler yaparak, yerinde görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla kentleri anlamaya, onların sesini duymaya, beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde, 1970’lerde Bülent Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimde partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatarak aynı iddiayı ortaya koyduk ve 'Bunu yapamazsak yönetimde kalmayacağız' dedik. 'Beş aylık yönetim bunu nasıl yapsın?' demeden, açık bir yüreklilikle ve büyük bir özgüvenle bunu ifade ettik. Bu gösterdiğimiz özgüven; hem kendimize olan güvenimizdi, hem bu salona olan güvenimizdi. Hem de bu salonda olmayan; eşinden, evladından, anasından, babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerde tutulan; Antalya’da, Bursa’da, İstanbul’da, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst ve mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına; önce ülkenin, sonra kentin, sonra da partinin hakkını koruyacak insanlar olduklarına olan inancımızdı.
"TRT’ye bir sürprizimiz vardı"
105 miting yaptık. Dolunun altında, yağmurun altında, rüzgarın altında; birçok zorlukla ama otobüsün üstünde, her birinizle birlikte tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetişebildiğimiz yere biz gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gitti. Sesimiz ulaştı, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. Yerelde siz, genelde biz. Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuğunda televizyonlar şöyle diyordu: 'Seçime katılım oranında belirgin bir düşüş var.' Bunu aylar öncesinden öngörüyorduk ama emindik ki bu düşüş bizimle ilgili değildi. Hemen Türkiye’nin dört bir yanındaki sandıklara baktık. Öğle saatlerinde gelen haberler şuydu: 'Bizimkiler ya oyunu kullanmış ya da kuyrukta. AK Parti ortada yok.' Sandıklar açılırken, geçmişte kötü sonuçlarda atılan o zaruri ama yürek yakan mesaja inat olsun diye sandıklar açılmadan mesajı hazırladık. Açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık. Bu sefer mesaj şu değildi: 'Zayıf olduğumuz sandıkları başta açılıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moralinizi bozmayın. Islak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın' mesajını atmadık. O mesaj inat, sandıklar açılırken sandık görevlilerine, 'Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız, sakın sevince kutlamalara kapılıp, görevinizi aksatmayın. Islak imzalı tutanakların ucunu sakın bırakmayın' dedik. Bizim hikayemiz böyle başladı. İktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı. Karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı. O gece bu kürsüye çıktığımızda TRT’ye bir sürprizimiz vardı. 47 yıl sonra CHP’nin Türkiye’nin birinci partisi olduğunu söyledik. Ama aynı anda 'Korna çalmayın, davul çalmayın, kimseyi üzmeyin. Yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var, çok da geçe kalmayın' demeyi bildik. O akşam dediğimiz gibi; erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kapısının ya da kasasının, şehrin altın anahtarı olmadığını ama yüz yıl sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik.
"Yapılar kurduk, masalar kurduk, çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık"
Bir kez daha CHP'nin yerelde ve genelde iktidar olmamızı istiyoruz. Şimdi toplumun yüzde 65'ine, ekonominin yüzde 80'ine sahip olduğumuz, Türkiye'nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan çalışarak ve Türkiye'yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamız gerektiğini sizlere anlattık. Yapılar kurduk, masalar kurduk, çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık. Sizinle birlikte büyük bir yürüyüşe çıktık; hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye'ye oy verene gösterdik. Oy vereni pişman etmedik. Oy vermeyeni pişman ettik. 'Keşke biz de verseydik, bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediyemiz olsaydı' diye. O yürüyüş biraz önce başkanım da ifade etti, bir yıl sonra meyvelerini verdi. Ben de merak ettim, Tayyip Bey de merak etti, Adalet ve Kalkınma Partisi de merak etti. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz yüzde 59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini. AK Parti de yüzde 61 ölçtü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini. O güne kadar sekiz, dokuz, on aylık bir hizmetin ardından sahada görülen ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından maalesef kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi, bir yargı kolu başkanlığı kurdu.
"Sürekli 'bu akşam sana da gelecek' diye söylenti yaymalar..."
Bu yargı kolu başkanlığından CHP'li belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Görevlendirdiği kişi geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atmış biriydi. Tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesi'nde 15'e karşı 15'le bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden tazminata yol açan, kendinden başka kimseye yaptırılamayacak siyasi kararlar alan bu kişiyi ödül olarak bakan yardımcısı yapmışlardı. Sonra onu İstanbul'a başsavcı yaptılar. İstanbul'a başsavcı oldu; ama ne coğrafi sınır, ne yetki, ne kanun, ne Anayasa hiçbirini dinlemeksizin, var gücüyle CHP'ye saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı bugün şükürler olsun aramızda olan, Türkiye'nin en büyük belediyesi, milyonu aşan nüfusuyla Esenyurt Belediyesi'ne yöneltti. Belediye Başkanı Ahmet Özer'i terörle ilişkilendirip tutukluyor ve kayyum atayarak ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde Sayın Ekrem İmamoğlu'nu da özgürlüğünü elinden alarak, onu seçenlerden kopararak, İstanbul'da yıllardır yaka silkilen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin israf eden, yolsuzluk yapan, adam kayıran, kural tanımayan belediyeciliğine karşı yaptığı ve millet tarafından iptal edilen seçimde oy artışıyla, 5 yıllık zulmün sonunda belediye meclis çoğunluğunu da vererek geldiği görevden koparılarak cezaevlerine konuldular. Sadece onlar değil, her biriniz 'Silkeleyin.' diyerek AK Parti'den kalan vergi borçları, SGK borçları, onların faizleri, sayısız müfettişler, tehditler, sürekli 'Bu akşam sana da gelecek.' diye söylenti yaymalar ve sürekli hizmetin aksaması, CHP'li belediyelerin bekle oluşan memnuniyetten geriye düşmesi, bir iftiranın TRT eliyle, televizyonlar eliyle büyütülmesi, köpürtülmesi suretiyle CHP'nin yerelden başlayan iktidar yürüyüşünün önünün kesilmesi. Bütün hesap bunun üzerine oturtuldu."

GÖZLER 27 NİSAN PAZARTESİ GÜNÜNE ÇEVRİLDİ
Özgür Özel başkanlığında 27 Nisan Pazartesi günü yapılacak Parti Meclisi (PM) toplantısında belediye başkanları toplantısının sonuçları değerlendirilecek.
Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında pazartesi günü toplanacak CHP PM'de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, tüzüğün il ve ilçe yönetimi, yurt dışı temsilcilikleri, kongrelere çağrı, toplantı yeter sayısı gibi maddelerinde istediği düzenlemeler görüşülecek
Toplantıda ayrıca daha önce partiyle ilişiği kesilmiş kişilerin bağışlanma talepleri de ele alınacak.
Özel'in CHP milletvekilleriyle de gruplar halinde görüşmesi bekleniyor.