Bakın hele siz şu tetikçi yanaşmalara!..

27 Mart 2020

Bunların karakteri böyledir, ne yazık ki…

Ne zaman gündem tehlikeli hale gelse, ne zaman bağlandıkları kapılar “ileri” emri verse bu “gazeteci”, “yazar” sıfatını pek seven, ancak yetenekleri aklını ve hırsını aşmış tetikçi yanaşmalar, verilen hedeflere güruh halinde saldırır, hakaret ve küfür karışımı bir dille sözüm ona eleştiri yaparlar… (Kime benzetmek gerek bu tipleri diye sorsalar, “Vakanüvis” derim! Osmanlı’da saltanatın tarihi olaylarını kaydetmekle görevli memura verilen isimdi; tabii. sarayı parlatmak ve yüceltmek kaydıyla! Bir de o yıl içinde ölen önemli şahısların biyografilerini çıkarma görevleri de vardı…)

Ne tarihten, ne edebiyattan, ne dünya ahvalinden haberleri vardır; okumazlar, okuduklarından anlamazlar, anlamadıklarını da anlamazlar, traji-komik yazılar döşenir, alay konusu olurlar… Aslında bunları hiç ciddiye almamak, siftindikleri sofralar, kimsenin okumadıkları köşeleri, televizyonlardaki “sen, ben, bizim oğlan” sohbetleri ile baş başa bırakmak gerekir; bunları ciddiye almak yazıktır, günahtır, abesle iştigal etmektir…

Ancak, bazı durumlarda, fazlaya kaçtıklarında, aldıkları talimatları abarttıklarında bunları topluca teşhir etmek de gereklidir; özellikle bu ülkenin namuslu, saygın, yurtsever isimlerine yaptıkları terbiyesizlikler, çamur atmalar, yalanlar bir şekilde yüzlerine vurulmalıdır ki aslında beş para bile etmedikleri bir kez daha ortaya serilsin, meydanın boş olmadığı anladıkları dilden anlatılsın…

Kendi “ederlerinin” farkına varıp utanacaklarını hiç sanmam ama hiç olmazsa okuyanlar, izleyenler “ne olduklarını” bir kez daha görmüş olsun…

Yalanla iftirayla çamur sıvamak!

Epey süredir namuslu, saygın, başı dik gazetecilere saldırmaya başladılar…

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel hakkında yazdıkları yalanlar, hakaretler, zindana atılmaları için nasıl cansiperane çalıştıkları ile ilgili yazılarım arşivde… Utanmaları, sıkılmaları olmadığı için bu kardeşlerimiz tutuklandıktan sonra bile aynı alçaklıkla yazanları, konuşanları tabii ki teşhire devam edeceğiz…

Ancak, özellikle koronavirüs zamanlarında, işlerin sarpa sarması, halkın “ne oluyor” sorularını yüksek sesle sormaya başlaması üzerine gündemin değiştirilmesi gerektiğinden yine gazeteciler üzerine oynamaya başladılar…

Önce Cumhuriyet gazetesi yazarı Enver Aysever’i hedef aldılar; Enver, sosyal medya hesabında kullandığı bir karikatür nedeniyle, bu zevat ve trol denilen zibidiler tarafından küfür ve hakaret yağmuruna tutuldu. Sebep? Çünkü “dindar insanları aşağılıyordu!” Külliyen yalandı tabii; karikatür, her dinde rastlanan, “fanatik, dini çıkarları için kullanan”, mütedeyyin insanların duygularını sömüren haşereleri anlatıyordu! Hakkında soruşturma açıldı, o da gitti, aynen bu şekilde ifade verdi…

Sonra, gazetemiz KORKUSUZ’da yıllardır omuz omuza yazı yazdığım, sevgili Can Ataklı’yı linç etmeye soyundular… Ne yapmıştı peki Can? Geçen gün “Uzaktan eğitimle bile din istismarı yapıyorlar” başlıklı yazısında aynen şunları yazmıştı:

İlkokul birinci sınıf derslerinin öğretmeni türbanlı bir kadın. Neden? Kimse kalkıp da “hala mı kılık kıyafet tartışması yapıyorsunuz” gibi saçma sapan laflarla saldırmasın. Bunun kılık kıyafetle ilişkisi yok, bir zihniyetle ilgisi var. Derslere türbanla başlamak, iktidar propagandası yapmak, dini siyasete alet etmek ve dinci anlayışı tüm topluma dayatmak içindir…

Bunu yazmıştı Can; üstelik yalnızca bunu da değil, ders aralarında Menderes’in animasyon şeklinde gösterilen idam sahnesini de, liselilere yine ders aralarında dinletilen ilahileri de şiddetle eleştirmişti…

Yukarıda saydığım zevat ve aktroller yazının içinden “türban” kelimesini çekip, bunu “başörtüsü” ile değiştirip tam anlamıyla bir linç kampanyası başlattılar… Bu da yetmedi, Milli Eğitim Bakanlığı da “öğretmenin başörtüsü üzerinden dini değerleri alenen aşağılama, kamu barışını bozmaya teşebbüs ile halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” suçlamalarından cezalandırılması talebiyle suç duyurusunda bulundu…

Can dünkü yazısında ahaliye ve başı çeken “gazeteci kılıklı” bazı tiplere anlayacakları dilden yanıt verdi, türban ile başörtüsü arasındaki farkı da anlattı…

Tabii, seviyenin, namusun, gazeteci şerefinin ne olduğunu da…

Halk her şeyi gayet iyi görüyor!

Bu da yetmedi tetikçilere ve trol sürüsüne;  e tabii, gündemin bir şekilde değiştirilmesi, birilerinin “baş ağrısı yaratmasının” önüne geçilmesi gerekiyordu!..

Bu kez, sokağa çıkma yasağına rağmen, dışarı çıkan 65 yaş ve üstüne söylediği bir laf nedeniyle sevgili arkadaşım Yılmaz Özdil’e saldırıya geçtiler. Yalnızca 18 saniyelik, başı sonu kırpılmış bir video görüntü üzerinden ağız dolusu hakarette bulundular…

Halbuki Yılmaz, o konuşmada yalnızca 65 yaş üstü yurttaşlardan değil, tüm yanlışlardan, idaresizlikten, yalnızca yaşlılara sokağa çıkma yasağı konulmasının komikliğinden söz ediyordu… Kullandığı sözcük ise kurallara uymayan, bencil, cahil, yalnız kendisini değil başka insanları da sıkıntıya sokan, tehlikeye atan kişiler için kullanılan sözcüklerden biri olan “Angut” sözcüğüydü! Üstelik bunları köşesinde de yazıyordu.

Ancak, maksat doğruyu yazmak, gerçeği paylaşmak değildi tabii; ahh bir becerebilseler, gündemi değiştirip “aferin” alsalar, ayrıca şu gazetecilerin de “çanına ot tıkasalar” nasıl da güzel olacaktı!

Ama olmuyor işte; ne yaparlarsa yapsınlar gerçek gazetecileri halkın gönlünden çekip alamıyorlar; halk kimin ne olduğunu gayet iyi anlıyor…

Kimin “ederi” ne kadardır, kimin “değeri” ne kadardır gayet iyi görüyor!..