Memduh Bayraktaroğlu
11 Mayıs 2020

BAĞIMLILIK, BAĞLANTILI OLMAYI ENGELLEMEZ…


Sevgili köşe yazarları, televizyon yorumcuları ve sosyal medya fenomenleri…

Mesleki bağımsızlığın, harika bir şey olduğunu hepinizin kabul ettiğinizden eminim…

Çok uzun yıllardır bu onurlu keyfi yaşayamadığınızı da biliyorum…

Ve çok önemsiyorum…

Bağımlı olmanızın bir bakıma ailevi sorumluluğunuzun gereği olduğuna da kuşku duymuyorum…

Zira zor bir ülkede yaşıyoruz…

Muhalif medyanın dışında bağımsız gazetecilik yapmak çok zor…

Muhalif medya ise toplam medya istihdamının ancak yüzde 10’unu karşılayabiliyor…

Yani arkadaşlar…

Sizleri anlıyorum ama…

Unutmayın…

Bağımlılığınız, bağlantılı olmanızı engellemez…

Ne demek istediğimi de açayım…

Sizler de kabul edersiniz ki sizi var eden, bağımlı olduklarınız değil onların muhalifleri…

Eğer bağımlı olduklarınızın muhalifleri olmazsa, hiç kimse sizin yüzünüze bile bakmaz…

Sizler, bağımlı olduğunuz siyasal iktidara muhalefet edenler sayesinde el üstünde tutuluyorsunuz…

Normal yazarlık yapsanız…

Bağımlı olduğunuz iktidarı eleştiren yazarlara iftira atmasanız, küfretmeseniz, patronlarınız size selam bile vermezler…

Bir diktatör düşünün…

Hiç eleştiri yok…

Haliyle siz hiç kimseye küfür ve hakaret edemiyor, iftira atamıyorsunuz

Size neden maaş versinler?..

Diktatör demek zaten her şeyi en iyi, en doğru bilen kişi demek değil mi?..

Diktatör zaten övülmeye layık olduğunu bilen ve ayrıca yalaka yazar beslemeyen bir otorite değil mi?..

Oysa bağımlılığınızın yanı sıra bağlantılı da olsanız

Yani…

Bağımlı olduğunuz siyasi otoriteyi överken, muhaliflerinizi karalamasanız

Onlarla da iletişim kursanız…

Onların da görüşlerini alıp yayımlasanız…

Sonra aynı yazınızda isterseniz eleştirin de…

Ancak inanın…

O zaman, kimsenin kuyusunu kazmadan da hedefinize ulaşabileceğinizi görürsünüz…

En az o kadar önemlisi…

Dikta olmayan bir ülkede, muhaliflerin ağzına “diktatörlük varmış gibi” söylemde bulunma imkanını vermezsiniz…

Bence deneyin…

Bağımlı olduğunuz siyasi otoritenin muhaliflerine küfür ve hakaret edip onlara iftira atacağınıza…

Bağımlı olduğunuz siyasi otoriteyi övün, varsa başarılarını anlatın okurlarınıza, izleyicilerinize ama…

Bağımlı olduğunuz siyasi otoritenin muhaliflerini aşağılamaktan vazgeçip onlarla da bağlantılar kurun…

Bütün bunları neden mi söylüyorum?..

Çünkü ben sizlerin bugün yaptığınız hataları 25 yıl önce yaptım ve çok şey kaybettim…

Maddi olarak kaybettiklerim önemli değildi çünkü hepsi yerine konulabilir şeylerdi…

Oysa aynı süreçte öylesine güçlü değerlerimi kaybettim ki…

İnanın lütfen…

Bugün…

Sağlığımdan daha çok işte o kaybettiğim değerlerimi arıyorum…

LÜTFEN ADİL OLUNUZ…

Ey siyasi otorite…

Muhalefette olduğunuz ve devletin neredeyse bütün organlarıyla üzerinize çullandığı o günleri hatırlayın…

Nasıl da çaresizdiniz…

Nasıl da şikayet ediyordunuz o baskıdan…

Ki haklıydınız…

O halde bugün kendinize yöneltilen eleştirilere bir de kendi çektiğiniz çilelerin penceresinden bakın…

Kendi çaresizliklerinizi ve o çaresizlikle neler söylediklerinizi hatırlayın…

Çaresizlik ve ümitsizlik önce beyninize oradan da çenenize vuruyordu değil mi?..

Çünkü, ümitleriniz kısaldıkça diliniz uzuyordu…

Köşeye sıkıştırılan kedinin can havliyle kocaman kurt köpeğine saldırdığını hiç mi görmediniz?..

Rahmetli babacığım; “Canı yanan eşek atı geçer” derdi…

İyi bakın sizi eleştirenlere…

Canları yananlar olduklarını göreceksiniz…

Lütfen adil olunuz…

KOMPLO TEORİLERİ…

Komplo teorilerini de teorisyenliğini de sevmediğim sır değil…

Bunu zaman zaman açık yüreklilikle söylüyorum…

Çünkü…

Komplo teorisyenliğinin bir tür meslek, yani ekmek kapısı olduğuna inanıyorum…

“Efendi, ekmek kapısına, mesleğe kızılır mı?” diye soranlar olabilir…

Ben de o soruyu bir başka soruyla cevaplarım…

“Akıl ve vicdan sahibi insanların, uyuşturucu ticaretinden para kazananları takdir edebileceklerine inanıyor musunuz?..”

Canlarım…

Bir soru daha…

“Bugüne kadar insanlar ve insanlığın geleceğiyle ilgili iyilik düşünen, insanlara moral veren, umutlarını yeşerten tek bir komplo teorisi dinlediniz ya da okudunuz mu?..”

Başka sorum yok…

Komplo teorilerine inananları vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum…

NOT:

Az önce okuduklarınız, Hürriyet’te yayımlanan ve eski futbolcu ve fakat ünlü Komplo Teorisyeni David Icke’ın, hiçbir bilimsel dayanağı ve somut kanıtı olmayan komplo teorileri üzerine yazıldı…

GÜNEŞİN DOĞMADIĞI GÜN VAR MI?..

Evet, berbat bir dönemden geçiyoruz.

Evet, doğru yönetilmiyoruz…

Ve en kötüsü…

Devlet yönetiminde liyakat neredeyse sıfırlandı.

Ve…

Liyakatin yerini; kendilerini o göreve atayan, yüksek ve hak edilmemiş maaşlar veren siyasi otoriteye sadakat aldı…

Ama ne yapabiliriz ki?..

Umutsuzluğa kapılıp sürekli ağlaşacak mıyız?..

Her sabah balkonlarımıza çıkıp milletçe ağlasak neyi düzeltebiliriz?..

Yaşadığımız sorunların sorumlusu bizler miyiz?..

Yaşadığımız sorunları çözebilecek yetkimiz var mı?..

Yok…

O halde sabırla sandığı bekleyeceğiz…

Yeter ki özgür ve adil bir seçim yapılsın…

Yeter ki seçime katılan her parti seçmene kendisini eşit ve özgür tanıtım imkanı ve fırsatı bulsun…

Yazarlar

BAĞIMLILIK, BAĞLANTILI OLMAYI ENGELLEMEZ…
Memduh Bayraktaroğlu