Memduh Bayraktaroğlu
30 Ocak 2020

Ayranı yok içmeye


Atalarımız, “Kendi himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede” demişler…

Başka ne demişler?..

“Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka verme” demişler…

Başka?..

Şunu da atalarımız söylemiş:

“Ayranı yok içmeye paytonla gider çişe…”

Türkiye’yi yöneten ve hatta Türkiye’nin (Ne yazık ki) geneline hakim olan zihniyet ise ne yazık ki, üzerine kitap yazılacak kadar derin manalar içeren bu sözleri hiç dinlemiyorlar…

8 milyon resmi işsizi (Çalışma yaşındaki her 100 kişiden 14’ü) işsiz olan bu güzel ülkeyi yönetenler, 4.5 milyon mülteci kabul ettiler…

97 yıllık Cumhuriyet tarihimizin 80 yılında sahip olduğumuz bütün kazanımlarımızı 60 milyar dolara satıp 45 milyar dolarını işte o mültecilere yedirdiler

Yani…

Kendisi himmete muhtaçken başkalarına himmet ederek çoluk çocuklarının nafakalarını onlara yedirdiler…

Sözü Kızılay’a getireceğim…

Elazığ-Malatya Depremi’nin daha ilk saatlerinde kurumun başkanı halktan para yardımı istedi…

Yani…

Halktan para dilendi…

Ama gördük ki…

Himmete muhtaç olan Kızılay meğer Ensar Vakfı’na (Karaman’da erkek çocuk öğrencilere tecavüz eden din hocasını görevlendiren vakıf) 8 milyon dolar bağışta bulunmuş…

Söyleyecek o kadar çok cümlem var ki dilimin altında…

Ama söylemeyeceğim…

Yazmayacağım…

Sadece şu kadar söyleyeceğim…

Canlarım benim…

Sizler benim bu utanmazlık ve utanmazlar için ne söylediğimi tahmin ediyorsunuz…

ÇAL ÇENGİ OYNASIN

Canlarım…

Savaş ve hele iç savaş, dünyadaki kıyametlerin en belalısı, en çok kan dökenidir…

En kötü barış, en muzaffer savaştan daha kutsal, daha erdemli ve çok daha kazançlıdır

Geçenlerde de yazdığımı hatırlayacaksınız…

Hiç kimseden yana değilim…

Ne İsrail devleti umurumda…

Ne de devleti bile olmayan ama savaş zenginlerinin “çal çengi oynasın” hayatlarını yaşadığı Filistin…

Trump’ın açıkladığı ve hatta yönettiği İsrail – Filistin barış görüşmelerinin zor bir süreç olduğunu bilecek kadar da aklım başımda…

Ama canlarım…

Eğer kolay olsaydı bu barış zaten yıllar önce olurdu…

Belki yine olmayacak…

Ancak bu sefer çok umutluyum…

Umutluyum çünkü barışa taraf olan ülkelerin halkları da…

Barışı engelleyen ülkelerin politikacıları da artık ders almışlardır…

Barışı engelleyenler bugüne kadar bu savaş sayesinde olağanüstü ama çok kirli paralar kazandılar…

Halklar ise hem canlarını hem de mal ve mülklerini kaybettiler

Artık kavga toprak ya da kutsiyet kavgası olmaktan çıkmalı…

Dünyanın en kutsal değeri insan canıdır, insan hayatıdır…

Anladınız…

Evet barış istiyorum…

Herkes için barış istiyorum…

Filistinli fukara Müslüman ve Hıristiyanlar da artık kimseye himmet etmeden yaşamlarını sürdürmelidirler…

İsrailliler de evlerinden çıktıklarında bir canlı bombanın bedeniyle beraber havaya uçma endişesinden kurtulmalılar…

Lütfen ey siyasetçiler…

Lütfen bu barış olayına kaba bir din, ırk ve toprak penceresinden bakmayın…

Bitirin bu savaşı…

İNSANLIK HUZUR BULACAKTIR…

Dünyayı kana bulayan en etkin şey nedir?..

Söyleyeyim:

Siyaset ve siyaset yoluyla ülkeleri yöneten siyasetçilerin hadlerini bilmeyen ihtiraslarıdır…

Eğer ülkeleri yöneten politikacılar karşılıklı olarak hadlerini bilirlerse…

Kan ve gözyaşının yerini; kardeşlik, huzur ve mutluluk alır…

Nedir haddini bilmek?..

Hakkı olan kadar istemek…

Hak edene hakkını olanı vermektir…

Nedir haddini bilmek?..

Hükmü, nefret ve merhametle değil; adaletle vermektir…

Yani…

Hüküm verirken vicdanla aklı ortak etmektir…

Ülkeleri yönetmeye soyunan politikacılar eğer gün gelir de karşılıklı olarak hadlerini bilirlerse…

Kan akışı duracak…

Barış gelecek…

İnsanlık huzur bulacaktır…

AHA ŞURAYA YAZIYORUM…

Elazığ Valisi HDP’li belediyelerin deprem sonrası Elazığ’a gönderdiği yardım TIR’larını geri çevirdi…

Ne bu şimdi?..

Devlet adamlığı mı?..

Yoksa kaba, nobran; yardıma muhtaç insanları yok sayan kara vicdan mı?..

Aynı Vali bir de mikrofonlara yakalandı iyi mi?..

Neymiş?..

Depremzedeler o kadar iyi algı operasyonları çekmiş ki arkadaş…

Bakan’ın kulağına eğiliyor ve şöyle diyor:

“Dışarıdaki algı çok iyi”…

Algıyla geldiniz…

Algıyla gideceksiniz…

Aha…

Şuraya yazıyorum…

ACUN’DAN ÖZTERCÜME…

Herkes biliyor ki Acun Ilıcalı, “Tayyipçi”…

Asla AKP’li değil

Erdoğan’a da bir çıkarla bağlı olduğunu zannetmiyorum…

Erdoğan ve ailesini kendi kültürüne yakın olduğu için sevdiği kanaatindeyim…

Acun, Elazığ depremi nedeniyle zarar gören vatandaşlar için pazartesi günü bir yardım kampanyası düzenledi…

Ve aynı gece 73 milyon TL topladı depremzedeler için…

Programda İçişleri  Bakanı Süleyman Soylu ile de canlı telefon görüşmesi yaptı Acun…

Ve dedi ki…

“Sizden bir ricam var. Kampanyadaki önemli miktarı ki sizin bazı şeyleri yapacağınızdan asla bir şüphem yok ama depremzedelerin şartlarının daha iyi olmasına kullanılmasını rica ediyoruz…”…

Bu ne demek mi?..

Tercüme edeyim…

Bu…

Yeni yetişen bir ergenin, yıllarca kendisine verdiği hiçbir sözü tutmayan…

Aldığı maaş ve ücreti ya da kazandığı parayı kendi zevki için har vurup harman savuran babasına:

“Babacığım sana bu ay ben de para vereceğim ama lütfen bu parayı evimiz için, ailemiz için harca” demesi gibi bir şey…

Karşıdaki bunu anladı mı?..

Anlamış olmalı ki Acun konuşmasını bir de ayrıca kendisi tercüme etti…

KADERİNİZDE VAR BU…

Türkiye karpuz gibi ikiye bölündü…

Bölenler ise politikacılar…

Bir yanda “akıl, bilim, teknoloji” diyen çağdaş demokratlar…

Diğer yanda ise inatla; “fıtrat, kader, sınav” diyen din bezirganları…

Yahu efendiler…

Yani din bezirganı olanlar…

Neden kaderinizi zorluyorsunuz?..

Siz de işi oluruna bıraksanız da bayram etsek daha iyi değil mi…

Gidiyorsunuz işte…

Gideceksiniz…

Kaderinizde var bu…

Lütfen “teslim olun kadere”…

Gark etmeyin milleti kedere…

HÜSMEN VE DOĞUM KONTROLÜ…

Hüsmen’in evine de doğum kontrol uzmanları gelir…

Hüsmen ilaç ve diğer önleyicileri kullanmak istemez…

“O halde” der uzmanlardan biri… “Hasibe ile yatağa girdiğinde doğacak çocukları nasıl doyuracağını, okul masraflarını nasıl karşılayacağını getir gözlerinin önüne”…

Hüsmen ağzının iki kenarından akan suları elinin tersiyle temizlerken söylenir:

“A be agacım o anda bana sankilim bütün dünyayı doyururmuşum gibi geliyor…”

Yazarlar

Ayranı yok içmeye
Memduh Bayraktaroğlu