Can Ataklı
11 Şubat 2021

Ay’a gidilmesi işin şov tarafı Uzay Ajansı zaten gerekliydi


ANALİZ

Ay’a gidilmesi işin şov tarafı Uzay Ajansı zaten gerekliydi

Artık ne kadar sevinsek azdır.

Bir hayal daha gerçek oluyor.

Ay’a gidiyoruz Ay’a.

Neden?

Onu bilen yok?

Şu anda dünyada Ay’a giden başka ülke var mı?

Galiba yok.

Gidilmesinin bir anlamı da yok çünkü.

Ay, önümüzdeki dönemde büyük ihtimalle başka gezegenlere gitmek için fırlatma rampası olarak kullanılacak.

Yer çekiminin dünyaya göre çok az olması, uzaya çok daha hızlı bir gemi gönderilmesine olanak sağlıyor.

O da şimdilik tabii.

Önümüzdeki yıllarda teknolojik gelişmeler daha da çok ilerledikçe hız kazanmak için Ay’ı kullanmaya gerek bile kalmayacak belki.

Sarayın bu Ay’a gitme merakı nereden çıktı peki?

Aslında “Ay’a gitme” falan yok.

Belki Elon Musk’un turistik gezilerinden birine katılacak bir Türk, Ay’a ayak basabilir.

Asıl amaç Türkiye Uzay Ajansı’nı faaliyete geçirmek.

Ay’a gitmek işin propaganda tarafı, konuyu sulandırarak milletin gözünü başka tarafa çevirme operasyonu.

Buna karşı, işin aslı olan Uzay Ajansı kurulması ve resmen faaliyete geçmesi bir gereklilikti.

Yapmak bugünkü iktidara kısmet oldu o kadar.

Çünkü artık sınırlar sadece kara ve deniz ile uçakların atmosfer içinde uçtukları rotalardan ibaret değil.

Uzay da parselleniyor ve eğer bugünden hak iddia etmezseniz yarın çok geç olur.

Tabii sadece “Ben de varım, burayı parselledim” diyerek bir şey yapamazsınız.

Bunun için bütçe ayırmanız, bilimsel çalışmalar yapmanız, proje üretmeniz de gerekli.

Türkiye Uzay Ajansı, dünyadaki bu gelişmenin ışığında 2018 yılında kuruldu.

Ajansın kuruluş ve çalışma amaçlarının başında, “Uzay araçları ve uzay yer sistemlerine ilişkin ulusal egemenlik kapsamındaki hakların kullanımına karar vermek, bu hakların yönetimi ve kullandırılmasına yönelik usul ve esasları belirlemek” geliyor örneğin.

Yine milletlerarası anlaşmalar uyarınca uzaya fırlatılan nesnelerin kayıtlarını devlet adına tutmak, Birleşmiş Milletler nezdinde tescil işlemlerini gerçekleştirmek veya tescil işlemlerini

gerçekleştirmek üzere yetkilendirmek de ajansın faaliyet alanına giriyor.

Ajans bu hakların korunmasının yanı sıra özel ya da kamu adına yapılacak uydu fırlatma, bunların kullanımı, geliştirilmesi, uzayın derinliklerine yapılacak yolculuklara öncülük edilmesi gibi hizmetler de sunacak.

Ajansın faaliyetleri içinde uzayla ilgili bilimsel her türlü çalışmanın yapılabilmesine olanak sağlayan önlemler alınması da var.

İşin özeti, Türkiye artık uzaya taşan ve giderek daha da çetrefilli hale gelen bu rekabetin dışında kalamazdı.

Bugün yapılan budur.

İşin aslını bilmeli ve tıpkı “ilk yerli otomobili biz yapıyoruz” sığlığına, benzer biçimde yapılan “Ay’a da biz gidiyoruz” propagandasına öfkelenip konuyu küçümseyerek ele almamalıyız.

Sonuç olarak birçok ülke bizden önce uzay ajanslarını kurmuştu.

Uzay ajansına sahip olmak, uzaya araç göndermek anlamına da gelmiyor ayrıca.

SORDUM ÖĞRENDİM

47 ülkenin uzay ajansı var

Uzay ajansı kurulması ve faaliyete geçmesi iyi bir şey mi?

Elbette.

Artık devletlerin rekabeti sadece dünya üzerinde değil, uzay da işin içinde ve burada geri kalan, gelecek dönemde yaya kalır.

Saray iktidarı konuyu sanki bugüne kadar hiç düşünülmemiş bir şey gibi açıklıyor.

“Ay’a gidiyoruz” sloganı ile bu konularda hiçbir bilgisi olmayan milyonlara, “Vay be bunu da mı yaptılar” dedirtmeye çalışıyor.

Tamam, yapılan gereklidir ama şu anda tam 47 ülkede uzay ajansı olduğunu da unutmayalım.

İlk uzay ajansı, 1957 yılında kurulmuştu.

Sovyetler Birliği, Sputnik füzesini uzaya gönderdiğinde uzay yarışı da başlamıştı.

Amerika, NASA ile en büyük uzay projelerini gerçekleştirirken, Avrupa Birliği üyeleri de kendi uzay ajansları ESA’yı kurdu.

Avrupa Birliği ülkelerinin neredeyse her birinin ayrıca kendi milli uzay ajansları da var.

İlginizi çeker belki, Pakistan, Romanya, Kuzey Kore, İran uzay ajansları bizden çok önceleri kurulmuş ve faaliyete geçmiş durumda.

Malezya, Macaristan, Çekya, Peru gibi ülkelerde de uzay ajansları var.

Bu devletlerin dışında hepsi Amerika merkezli 5 özel uzay ajansı da faaliyet gösteriyor.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Anayasaya uymuş görünmek aynı zamanda ahlaki midir?

Anayasa Mahkemesi’nin yeni üyesi İrfan Fidan yemin edip görevine başladı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, önceki akşam CNN’e çıkıp konuyla ilgili şöyle dedi;

“İrfan Fidan mevcut anayasamıza göre ne gerekiyorsa o şartları yerine getirerek seçilmiştir. Siyasetçiler bunu farklı bir boyuta taşımak isteyebilir. Yargıtay Genel Kurulu tarafından bir ön seçim yapılmıştır ve İrfan Fidan 107 oy almış, 2. aday 65 oy almıştır. Yargıtay Genel Kurulu başvuruları 3’e indirmiş ve İrfan Bey kendisine en yakın adaydan 2 kat fazla oy alarak üye seçimine gitmiş ve cumhurbaşkanı da takdirini en yüksek oy alan kişiden yana kullanmıştır. İrfan Fidan Bey’in görevinde hukuka aykırı bir şey yaptığını düşünürsem onu eleştiririm ama seçimi anayasaya uygundur.”

Feyzioğlu’nun bu sözleri doğru bir tespit midir?

Evet.

Ama ahlaki değildir.

İrfan Fidan’ın, bir gün bile görev yapmadığı Yargıtay tarafından talimatla seçildiği konusunda hiç mi şüphesi yoktur Feyzioğlu’nun?

Sonuçta bu kişinin mahkeme üyeliğine seçilmesi için anayasal şartlar yerine getirilmiştir elbette.

Ama bunu hiç dikkate almadan “Yapılan doğrudur” demek yargı erkinin üç ayağından biri olan savunmanın başındaki kişiye hiç mi hiç yakışmamıştır.

ÇOK GÜLDÜM

Hatta ve hatta bayanlar bile

Azledilen ve kayıplara karışan Berat Albayrak söylemişti uzayla ilgili çalışmaları önce.

Gerçi o Ay’a füze ile gitmekten söz etmemişti, “Sayın cumhurbaşkanımız Ay’a dört şeritli yol yapıldığı söylese inanırlar” demişti.

Neyse ki Ay’a gitmek için 5 müteahhite para verip yol yaptırmayacaklar.

Bunun yerine Elon Musk’ın füzeleri kullanılacak galiba.

“Ay’a gitme kararını” bizzat AKP Genel Başkanı açıkladı.

Ama öyle bir heyecanlandı ki, anlatırken bir an önündeki, daha önceden yazılan metnin dışına çıktı yine ve her zamanki gibi olmayacak bir söz söyleyiverdi.

Dedi ki; “Son hedefimiz bir Türk vatandaşını uzaya göndermek. Eminim birçok kişi bu hayal ile büyümüştür. Hatta belki bu hayalini sürdürenler vardır. Hatta ve hatta belki bayanlardan bile ‘Ben adayım’ diyenler vardır.”

Uzaya kim bilir kaç tane kadın gitti bugüne kadar, ama sıra Türkiye’ye gelince nedense “hatta ve hatta bayanlar bile” oluverdi.

Durum çok komik…

Ama bu bir dil sürçmesi mi?

Gülüp geçmeli miyiz?

Bence hayır.

Çünkü “hatta ve hatta bayanlar bile” sözü Erdoğan’ın tıpkı “Affedersiniz Ermeni” demesi gibi, aslında bilinçaltına yerleşmiş bir duygunun dışa vurumudur bana göre.

Gözü kara girişimci bir milletiz vesselam. Adam rekabet ortamında tedbirini şimdiden almış bile.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Cindoruk’tan uyarı; Kuzey Kore modeline gidiş var

Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk, geçen hafta Basın Konseyi’nin 38’inci yıl dönümü törenlerine video konferans ile katılmış.

Ben canlı yayına yetişemedim ama sonradan izledim.

Aynı zamanda Milli Merkez’in de başkanı olan çok deneyimli siyasetçi Cindoruk, çok önemli konulara parmak basmış.

Cindoruk “Ara rejim yaşanıyor şu anda” dedikten sonra “Bir kişi aynı zamanda cumhurbaşkanı, parti başkanı ve başkomutan. Partisinin il başkanlarıyla yaptığı toplantılar bile neredeyse bütün televizyonlar tarafından baştan sona canlı yayınlanıyor. Bu Kuzey Kore modeline kayıştır” diye ekliyor.

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kurtuluş Savaşı verenlerin kılıç hakkıyla kurulduğunun altını çizen Cindoruk’un bir saptaması çok ilgimi çekti.

Cindoruk, “Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan bu yana parlamenter rejimle yönetilmektedir, güçlendirilmiş parlamenter rejim ifadesi yanlıştır, çünkü parlamenter rejim zaten kendi içinde güçlüdür” diye konuştuktan sonra “Feryat ediyorum” vurgusuyla bunu şöyle açıklıyor;

“Feryadım dikkate alınmalı. Bu; siyaset içinden gelen bir hukukçunun, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının feryadıdır. Türkiye’nin kaybettiği sadece parlamenter rejim değil, demokrasidir. Bu feryat duyulmalıdır.”

Cindoruk, Erdoğan’ın üslubunu da eleştirerek, “Muhalefete her gün hakaret eden iktidar başarılı olamaz. Demokratik kuralları ihlal edenler mutlaka bunun hesabını verir” diyor.

Konuşmasında medyaya da değinen Cindoruk’a göre, yazılı basının iyi kötü kuralları var, ancak televizyonlarda hiçbir kural tanımadan her akşam, her konuyu bildiklerini sanan kişiler ‘horoz dövüşü’ yapıyorlar ve izleyici saatlerce süren bu tartışmalardan hiçbir şey anlamıyor bile.

Yazarlar

Ay’a gidilmesi işin şov tarafı Uzay Ajansı zaten gerekliydi
Can Ataklı