Can Ataklı
8 Aralık 2020

Aşı için Çin’e para ödemeyin


BUNU YAZMAK GEREK

Aşı için Çin’e para ödemeyin

Artık hepimizi aşı telaşı ve heyecanı sardı.

Ama kafalar karışık.

Çünkü kimse hangi aşının iyi veya etkili olduğunu bilmiyor.

Gerçi bilemeyiz de eğer konunun uzmanı değilsek.

Bu nedenle dün de yazdığım gibi “kimin aşısı” sorusundan çok “bu konunun uzmanı güvenilir bilim insanları hangisini tavsiye ediyor” ona bakmak gerektiğine inanıyorum.

Maalesef şu anda böyle bir otorite yok ülkemizde.

Kararı saray veriyor.

Erdoğan’ın önüne aşıları koyuyorlar o da “Şunu alın” diyor, o kadar.

Şu anda görünen o ki, Çin aşısı kullanılacak.

İyiyse ve etkili olacaksa tamam…

Konu Çin aşısı olunca geçen akşam Tele1’de Namık Koçak’ın konuğu olan SÖZCÜ yazarı Murat Muratoğlu’nun önerisi geldi aklıma.

Muratoğlu, “Çin’e dünyanın en büyük iyiliğini yapıyoruz, Marmaray sayesinde İngiltere ile demiryolu kesintisiz hale geldi. Bu hizmete karşı Çin de bize aşıları bedava versin” demişti.

Haksız mı?

Bana göre değil.

Tabii Çin aşısı, Çin’e demiryolu deyince de insanın aklına ister istemez “şov treni” geliyor.

Bu sayfada dün Çin’e gönderilen beyaz eşya dolu yük treninin büyük törenle yola çıkarıldıktan sonra nasıl geri döndürüldüğünü yazmıştım.

Aslına işin içinde bir “enayilik” olduğu belliydi.

Haberin duyulmasından sonra demiryolu yöneticilerinin etekleri tutuştu tabii.

Art arda açıklamalar geldi.

Efendim neymiş, ihraç mallarının gümrük işlemleri yapılmamış.

Bu nedenle tren Maltepe’ye kadar gittikten sonra Halkalı Gümrüğü’ne geri dönmüş, burada yapılan gümrük işlemlerinden sonra tekrar yola çıkmış hatta şu anda Anadolu’nun ortasını bile geçmiş.

İyi güzel de bu malların Çin’e gideceği, yani ihraç ürünü olduğu bilinmiyor muydu?

O görkemli tören neden yapıldı, gümrük işlemleri bitirildikten sonra tren yola çıkarılamaz mıydı?

Tabii hangi kafa oynadıkları oyunun gizli kalacağını düşündü acaba, onu da merak ediyorum.

Bu arada bir başka açıklama daha geldi.

Ona göre gerekçe daha da komik.

Beyaz eşya yüklü tren tam yola çıkacakmış ki, Çin’den yeni sipariş gelmiş.

Demişler ki, “Ama treni yollamadan önce şu kadar daha buzdolabı yükleyin.”

Duy da inanma.

Ama ne yapalım, devletin koca bakanı, bürokratları hepimize aptal muamelesi yapmaktan hiç çekinmiyor, utanmıyor.

Tekrar ana konumuza dönelim.

Marmaray elbette İstanbul halkının ulaşımında büyük kolaylık sağladı.

Ama uluslararası alanda Marmaray en çok Çin’in işine geldi.

Çünkü Pekin’den kalkan bir yük treni, 11 gün içinde Londra’ya varabiliyor.

Rotadaki ülkelerin hızlı tren altyapılarını tamamlamaları halinde bu süre daha da kısalacak.

Oysa Çin’den kalkan bir gemi Londra’ya 45-50 günde varabiliyor.

Tren, deniz yolunu 7 bin kilometre kısalttığı gibi 14 ülkeden geçiyor.

Böylelikle bu ülkelerle de ticaret, deniz yolundan çok daha hızlı olabiliyor.

Ayrıca demiryolu taşımacılığı hava ve deniz taşımacılığına oranla çok daha düşük maliyetle yapılabiliyor.

O halde Murat Muratoğlu’nun önerisini tekrarlamalıyım; “Çin, Marmaray gibi büyük bir olanağa kavuşmasının karşılığını, korona aşısını bedava vererek karşılasın.”

NOT: Elbette Marmaray’dan geçen Türk demiryollarını kullanan Çin, bunun için bedel ödeyecek. Ancak bu bedel Çin’in taşıma maliyetlerinde çok küçük bir meblağ tutar.

FIKRA GİBİ

Yandaşların “CHP bu kafayla iktidar olamaz” yakınmalarına bayılıyorum

Hürriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan çok üzülmüş.

Ünlü mü ünlü gazeteciyi üzüntüye sokan Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir habermiş.

Haber şuymuş; “AKP ile birlikte hayata geçirilen gerici uygulamalara bir yenisi daha eklendi. Sadece savaş dönemlerinde kullanılan ve ‘Kıbrıs Barış Harekatı’ndan beri ataması yapılmayan ‘Din İşleri Subaylığı’ için yeniden kadro açıldı.”

Soruyor Ahmet Hakan, “Niye gerici diyorlar?” diye.

Sonra da hükmü veriyor.

“İşin içinde dine dair bir şey var ya… Ondan dolayı” diyor.

Başka ülkelerde de varmış din subaylığı. Ama orada hiç kimse gerici politikalar demiyormuş.

Hürriyet’in genel yayın müdürü, değeri kendinden menkul bilgiler veriyor sonra, diyor ki;

“Eskiden mürteci derlerdi. Mürteci öyle sihirli bir kelimeydi ki. O kelimeye yaslanarak kitap toplarlardı, gazete kapatırlardı, ev basarlardı hatta sokakta cübbeli, sarıklı avına çıkarlardı.”

Ardından da ekliyor; “Cumhuriyet” kafasını kendince tarif ediyor; “Öyle çalışıyor bu kafa: Din eskidir, geride kalmıştır. Bu nedenle dini olan her şey gericidir. Hele hele söz konusu olan din İslam ise. Gerici derken ekstra bir haz duyuyorlar. Bu kafayla giderlerse… Ancak rüyalarında görecekler iktidarı, farkında değiller.”

Anladığım kadarıyla Ahmet Hakan, “Cumhuriyet kafasının” iktidar olmasını istiyor aslında.

Ama ah o kafa yok mu, dine karşı, İslam’a karşı, bu nedenle Hakan’ın hayali de gerçekleşmiyor.

Komik gibi geliyor insana ama değil.

Tam tersine AKP’nin yıllardır söylediği “CHP camileri kapattı, Kuran’ı yasaklattı, bunlar Müslüman değil” tarzı ilkel ve kaba söylemi biraz daha kitabına uygun söylüyor.

Uçağa binmeyi hak etmek için çaba göstermek gerek tabii.

NOT: Ahmet Hakan, “Kolumu sıyırmış Çin aşısını bekliyorum” diye yazmış. Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı cevabı yapıştırmış Twitter’da: “Neyse ki aşı koldan yapılıyor, verilmiş sadakamız varmış.”

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Sabah sabah nasıl öfkelendim anlatamam

Tele1’deki programa hazırlanmak üzere henüz gökyüzü ağarmadan çalışıyordum.

Haber sitelerine göz gezdirirken, bir haber adeta suratıma tokat gibi çarptı.

Şöyle diyordu haberde; “Ankara Emniyet Çevre Doğa ve Hayvanları Koruma Büro Amirliği ekipleri, bir ihbar üzerine Keçiören’deki bir apartman dairesine operasyon düzenledi. Yapılan incelemede evin depo olarak kullanılan bölümünde uygunsuz koşullarda tutulan 23’ü yavru, 69 köpek bulundu. Çevredekilerin ve apartmanda oturan diğer ailelerin köpeklerin havlamalarını duymamaları için endoskopik müdahale ile köpeklerin ses tellerinin alındığı, havlamalarına rağmen köpeklerde ses çıkmadığı da belirlendi.”

Düşünebiliyor musunuz o hayvancıkların halini?

Dertlerini, sıkıntılarını, açlıklarını anlatmak için ses çıkarmaya çalışıyorlar ve bunu başaramıyorlar.

Hayvanların sırtından üç kuruş para kazanmak isteyen vicdansızlar tarafından yapılıyor bu.

Ve ne yazık ki, birçok aile hiç farkında olmadan çocuklarının arzusunu yerine getirmek için gidip bu hayvanları alıyor.

Onlar alıyorlar diye bu vahşi piyasa daha da palazlanıyor.

Bu arada köpeklere bu eziyeti eden Cangül Ç. isimli kadına 12 bin 489 lira para cezası kesilmiş, ayrıca hayvanlara eziyet etmekten de hakkında soruşturma açılmış.

Ne kadar ceza alır acaba?

YENİ ÖĞRENDİM

Arjantin vergisi bizde olabilir mi?

Arjantin’de korona ile mücadele için çıkarılan bir kanunla, “Zenginlerden bir kereliğine ekstra vergi” alınacak.

Vergi, varlıkları 200 milyon pesodan daha fazla olanlardan alınacak.

Bu da yaklaşık 2.5 milyon dolar tutuyor.

Yasaya göre bu kadar varlıkları olan Arjantinliler bir kereliğe mahsus yüzde 3.5 vergi ödeyecek.

Yurt dışında yaşayan Arjantinliler ise yüzde 5.25 oranında ekstra vergi ödeyecek.

Toplanacak miktarın tamamı koronaya karşı kullanılacak.

Haberi okuyunca aklıma ilk “Arjantin dünyaya kötü örnek oluyor” sözü geldi.

Sonra da Türkiye’yi düşündüm.

Bizim iktidar mendil açar gibi vatandaşa IBAN gönderdi.

Şimdilik ekstra vergi yok ama Arjantin örneğinden sonra, bu sarayın da aklına gelebilir.

Ancak muhtemelen onlar Arjantin gibi belli bir varlık düzeyinin üzerinde olanlardan değil, tüm vatandaşlardan alırlar bu vergiyi.

Üstelik öyle bir kereliğine de olmaz bu vergi, önce bir kere diye çıkarılır sonra sürekli hale gelir.

1999’daki depremden sonra böyle bir vergi cep telefon kullanımı için çıkarılmış ve “sadece bir kere alınacak” denmişti. Aradan 20 yıl geçti o vergi hâlâ alınıyor.

ÖNERİ

Çocukların yasağı biraz gevşetilmeli

Korona ile ilgili alınan yasak kararları doğru mu?

Eksik belki ama doğru…

Çünkü burada amaç olabildiğince insanı sokaktan çekmek, sosyal  ilişkiyi en aza indirmek.

Tabii bence asıl eğitim “yasak bittiğinde zincirden boşalmış gibi sokağa çıkmanın yanlışlığı” üzerine olmalı.

Çünkü çok sayıda insan, yasağın bittiği an kendini dışarı atıyor ve belki de her şey kaldığı yerden yeniden başlıyor.

Çocuklar tıpkı 65 yaş üstü olanlar gibi sokağa sınırlı olarak çıkıyor.

20 yaş altında olanlar bireysel olarak saat 13.00 ile 16.00 arası sokağa çıkabiliyor.

Teknik olarak sorun yok gibi görünüyor ama fiili olarak çocuklar asla dışarı çıkamıyor.

Çünkü uzaktan eğitim yapan okulların tamamına yakınında dersler saat 15.30’a kadar sürüyor.

Çocuklara kalan süre sadece 30 dakika.

Elbette çocuklarımız sokaklarda eskisi gibi oynamasınlar ama onları sadece yarım saat çıkarmak da psikolojik durumlarını bozmaz mı?

Yazarlar

Aşı için Çin’e para ödemeyin
Can Ataklı