Can Ataklı
6 Ocak 2020

Amerika emperyalist, İran anti-emperyalist öyle mi?


ANALİZ

Amerika emperyalist, İran anti-emperyalist öyle mi?

Bugün bölgede ve dünyada kan emici IŞİD, El Kaide gibi kanlı terör örgütleri varsa, bu İran’da “İslam devrimi” denilen karşı devrim nedeniyle oluştu.

Amerika’ya emperyalist demek çok kolay.

Bu mantıktan hareketle, İran eğer Amerika’ya kafa tutuyorsa o da anti-emperyalist oluyor. Bu eski sol kafadır.

Solun en büyük sıkıntısı, söz konusu Amerika ve batı öyle olunca da Amerika ile kim karşı karşıya kalmışsa ille onun tarafında olunmasıdır.

Peki gerçekte doğru olan bu mu?

Amerika’nın emperyalist olduğu kesin. Ancak Amerika’nın karşısına her çıkan da masum değil. Eğer Amerika kimi ülkelerle oynuyor, onların kaynaklarına el koyuyor, egemenliğini kuruyorsa, şunu çok iyi bilmeliyiz; bu ülkeler içeriden ihanete uğruyordur.

Amerika veya bir başka emperyalist güç ne kadar güçlü olursa osun, eğer bir ülkenin içinden kendine sadık olmaları için adamlar satın almamışsa asla başarıya ulaşamaz.

Bunun en güzel örneğini emperyalizme karşı dünyanın en büyük mücadelesini veren Atatürk’ün önderliğindeki Türkiye verdi bundan 70 yıl önce.

Emperyalist güçler o zaman yok muydu?

Türkiye üzerinde emellerinin olmadığını söyleyebilir miyiz?

Türkiye’yi karıştırmak, güçsüz düşürmek ve yeniden kendilerine bağlamak için neler yaptıklarını bilmiyor muyuz?

Buna karşı Türkiye, içinden satın alınamadığı için dimdik ayakta durmayı başardı.

Emperyalizme karşı savaş alanlarında gösterdiği başarıyı, siyaset ve diplomasi sahnesinde de gösterdi.

O halde bugün özellikle bazı Müslüman ülkelerin durumuna bakıp da “emperyalizm karşısında mazlum, ezilmiş” ülkeler gibi göstermek akılla ilgili değildir.

Çapsız, niteliksiz, siyasetten anlamayan, buna karşı klişe sloganlarla güya anti-emperyalist devrimci mücadele verdiğini sanan biçarelerin anlayışıdır bu.

Bu kafa, Erdoğan’ı bile anti-emperyalist gibi göstermeye kalkmıyor mu?

Bu nedenle 1979’dan bu yana, dünyaya “İslam karşı devrimi” ihraç etmeye çalışan İran’ı, sırf Amerika ile karşı karşıya kaldığı için “kahramanlaştırmaya” çalışma, Türkiye’yi içine düştüğü derin bataklıktan kurtarmak isteyen vatanseverlere karşı büyük haksızlıktır.

Mezhepsel farklılığa rağmen İran’ı yöneten zihniyet ile Türkiye’nin başındaki zihniyet aynıdır. İran’ın, Amerikancı görünmemesi sadece bir aldatmacadır. Sonuçta attıkları her adım Amerika’nın işine gelmekte ve Trump’ın ülkesi, bulunduğumuz bölgede daha kalıcı ve daha vahşi politikalar uygulama şansı bulmaktadır.

Bulunduğumuz bölgedeki ülkelerin kurtuluşu, kendi halklarını ilkel dönemlerin karanlığına sokmak isteyen gerici, dinci, baskıcı iktidarları alaşağı etmeleri ile sağlanacaktır.

BUNU YAZMAK GEREK

Kanal İstanbul ile Montrö bağlantısını artık konuşmayın

Kanal İstanbul’u, “Amerika böyle istiyor” diye tartışmak bana hiç akıllıca ve doğru gelmiyor.

Bunu pekiştirmek için “AKP’nin derdi Montrö’yü ortadan kaldırmak” söylemi de hem yersiz hem de çok yanlış.

Kanal İstanbul’un, ne Amerika’nın istekleriyle ne de Montrö ile ilgisi yok.

Bu proje AKP’nin bitmek bilmeyen para hırsının bir sonucudur.

İkide bir Montrö konusunu ortaya atmak, iktidarın bu emellerini gizlemekte, üstüne bir de “Bağımsız Türkiye için mücadele ediyormuş” algısı oluşturmaya yardım etmektedir.

Kimi AKP’liler Montrö olayını anlatırken, “Bu anlaşma ile Boğazlar’ın kontrolü bizden çıkmıştı. Kanal İstanbul ile gerçek bağımsızlığımızı ilan etmiş olacağız” diyebiliyorlar.

AKP’nin yandaş yalakaları, Erdoğan’ın sanki bu konuda da dünyaya kafa tutan bir lider olduğu algısını oluşturmaya çalışıyor.

Bu nedenle Kanal İstanbul’a sadece bilimsel nedenlerle karşı çıkılmalı, oynanan oyunun müthiş bir rant hırsı olduğu anlatılmalı sadece.

KOMİK

Belki de yeğen yüzerek geçiyordur

Adamın adı Cahit Turhan’mış.

Saray tarafından Ulaştırma Bakanı olarak görevlendirilmiş.

Kanal İstanbul’un yapılmasından sorumlu kişilerden biriymiş. Geçen hafta içinde bir yandaş kanala çıkıp Kanal İstanbul’un neden çok gerekli olduğunu anlatmış. Boğaz’dan geçen gemi sayısının anormal arttığını söylemiş. İstatistik veriler, Boğaz’dan geçen gemi sayısının her geçen gün azaldığını gösteriyor.

Hesapta bu adam Ulaştırma Bakanı ama baktığı konulardan haberi bile yok. Belli ki bakanlığından kendisine bilgi veren de yok, o kalkmış bilgi kaynağı olarak yeğenini göstermiş.

Demiş ki; “Yeğenim söyledi; ‘Geçen yıl Üsküdar’dan Beşiktaş’a 15 dakikada geçiyorduk, bu sene yarım saati buluyor’ dedi. Çok yoğun deniz trafiği var. Kocaman gemi, denize girdiği zaman onun geçişini beklemek durumunda kalıyorsunuz.”

Artık bilemiyorum o yeğen her kimse artık, yüzerek geçiyordur belki de.

Çünkü motordan ya da vapurdan söz edemez. 50 yılı aşkın Beşiktaş-Üsküdar hattını kullanırım, 50 yıl önce bile 15 dakika sürmüyordu, şimdiler çok daha hızlı 4-6 dakika arası bitiyor yolculuk.

Ülke, kendi alanlarında bile bilgili olmayanlar tarafından çadır devleti gibi yönetilince bu tür komiklikler de çok sık yaşanıyor işte ne yaparsınız.

BUNU YAZMAK GEREK

Bu akılsız yandaşlar, Türkiye’yi de hedef yapacaklar

Amerika’nın İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesi, Ortadoğu’da kanlı bir dönemin fitilini ateşledi.

Şimdi gözler İran’da.

İran yönetimi intikam alınacağını söylüyor, hatta öyle ki bugüne kadar hiç görünmeyen ve intikam yeminini anlatan kırmızı bayrak bile ortaya çıkmış. İran, Amerika’ya nerede ve ne kadar zarar verebilir bilemiyorum.

AKP iktidarının tavrı için ise söylenecek tek şey var: “Sus ve neler olacak bekle.”

AKP bu konuda şaşkın ve kararsız. İktidarın önde gelen teorisyen yazarlarından biri Süleymani’nin ölümünü “Su testisi su yolunda kırıldı” şeklinde tanımladı.

AKP’li “Sünni şahinlere” göre, Süleymani “Baştan beri kirli bir adamdı ama son dönemde iyice azıtmıştı. Boyunu aşan işlere de girişiyordu. Son olarak, Amerika’nın Bağdat Büyükelçiliği’ne yapılan baskını organize etmişti, Amerikalılar da hesabı kesmişti.”

Bu söylemler AKP’lilerin hoşuna gidebilir. Ancak şu sıralar Türkiye’nin güvenliği için sakıncalıdır.

İran’ın, Amerika ile başa çıkacak ne gücü ne de teknolojisi yok.

Ama bölgedeki Amerikan hedeflerine saldırabilir. Sakin durmak yerine, bu tür şaşkın söylemlerde bulunmak Türkiye’yi hedef yapabilir.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Tezkereyi gönderen, niye gelip anlatma zahmetine bile katlanmıyor?

İktidar, Libya’ya asker gönderme hevesinde.

Anladığım kadarıyla Libya’da bir askeri destan yazılacağını düşünüyorlar.

Akla ve mantığa aykırı bu operasyon rüyası, belki bölgemizde yaşanan son olaylardan sonra askıya alınır.

Aslına bakarsanız Süleymani’nin öldürülmesi, garip bir hırs içinde, pek akıllı olmayan kararlar alan Erdoğan için bir şans kapısıdır.

Bu suikast ve sonrasında yaşanması beklenen olaylar nedeniyle Libya operasyonun yapılması zorlaştı. Üstelik yapılmasını çok daha tehlikeli hale getirdi. Bölgedeki çok çaplı bir savaşın tetikleyicisi bu nedenle Türkiye olabilir.

Erdoğan, yanlış bir adım atacakken şans yine kendisine yardım etti. Bunu iyi değerlendirmeli ve Libya hayalinden vazgeçmeli.

Bu konuda dikkatimi çeken bir noktayı daha yazmak istiyorum.

Asker gönderme tezkeresinde tek yetkili kişi Cumhurbaşkanı.

Bu yetkiyi alabilmesi için de Meclis’in onayına ihtiyacı var.

Ancak Erdoğan, Meclis’i o kadar devre dışı bıraktı ki, tezkerenin neden gerekli olduğunu gidip bizzat anlatmadı bile.

Yazdırıyor tezkereyi, gönderiyor Meclis’e, “Onaylayın gönderin bana” diyor.

Erdoğan, aynı şeyi bütçe için de yaptı.

Burada muhalefeti anlamakta zorluk çekiyorum.

Erdoğan’ın tavrı nedeniyle artık hiçbir işlevi kalmayan ve formalite gereği ayakta duran Meclis’te kürsüye çıkıyorlar, oylamalara katılıyorlar, Erdoğan’ın her istediğini noter gibi yerine getiriyorlar.

Neden tepki göstermezler, örneğin “Tezkerenin sahibi gelip anlatsın” diyerek neden Meclis’i terk etmezler anlamıyorum.

Sanıyorum milletvekili maaşlarının sıcaklığı onları pek sarmış.

Yazarlar

Amerika emperyalist, İran anti-emperyalist öyle mi?
Can Ataklı