Can Ataklı
22 Haziran 2020

Abartmakta üstlerine yok


ANALİZ

Abartmakta üstlerine yok

Geçen hafta, “Türkiye’nin itibarı, Türkiye’ye verilen önem” başlıkları altında bir haber duyuruldu.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanlığı’na Volkan Bozkır seçilmişti.

Daha önce AKP’nin Avrupa Bakanı olan Bozkır, 192 üye ülkeden 178’inin oyunu almıştı.

Volkan Bozkır, bunu “Türkiye’ye verilen büyük değer” olarak anlatıyordu.

Dışişleri Bakanlığı da bu zaferin ardında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğunu duyuruyordu.

Çünkü Erdoğan, katıldığı bir Birleşmiş Milletler toplantısında, “Bu genel kurulu idare edenler nasıl seçiliyor, biz niye başkanlık yapmıyoruz?” diye sormuştu.

Bunun üzerine harekete geçilmişti ve sonunda bir Türk’ün de bu yüce makama seçildiğine tanık oluyorduk işte.

Bir Türk’ün bir yıl boyunca Birleşmiş Milletler’in iki ya da üç kere yapacağı genel kurul toplantılarına başkanlık etmesi itibarlı bir şey mi?

Bakışa göre değişir elbette.

Siz kendi ülkenizde, “Tarihi bir başarı, işte Türkiye’nin gücü” gibi propaganda yaparsanız, buna inanacak milyonlarca kişi bulabilirsiniz elbette.

Oysa gerçek bu değil.

Uluslararası ilişkilerde, bu tür makamlar görev yapıldığı sürece elbette itibarlıdır ama hepsi o kadar.

Özellikle bu tür makamlara seçilmek de o kadar zor değildir.

Önemli olan sizin bu konuda başvuru yapmanızdır.

Nitekim Türkiye, bu konuda başvuruda bulunmuş ve Birleşmiş Milletler’deki diplomatik heyetler bunu olumlu bulmuşlardır.

Teamüllere göre, bu görev için aslında seçim yapılmıyor, herkes bir aday üzerinde anlaşıyor ve günü geldiğinde o kişi görevi devralıyor.

Ancak bu kez; Yunanistan ve bizim “Rum kesimi” dediğimiz, dünyanın ise Kıbrıs olarak tanıdığı ülke, bu duruma itiraz etti. Bunun üzerine başka aday olmamasına rağmen mecburen seçim yapıldı.

Seçime 193 ülkeden Venezuela, BM’ye finansal katkı payını yatıramadığı için katılamadı. Oy kullanan 192 ülkeden 178’i Bozkır’a oy verdi, 11 ülke ise çekimser kaldı.

Yani bir başka bakış açısıyla, uzun aradan sonra sadece Türkiye’nin başkanlığı üzerinde tartışma çıkmış oldu.

AKP iktidarının ve yandaş tetikçi medyanın “Ne güzel bir zafer” diye övündüğü bu makam, her yıl başkan değiştiriyor.

Türkiye, bu başkanlığı ilk kez yapacak ama bundan öncesi yıllarda Suudi Arabistan, Bengladeş, Malta, Guyana, Panama gibi ülkelerin temsilcileri de bu makama oturmuşlardı.

1966’da, Afganistan’ın temsilcisinin de Birlemiş Milletler Genel Kurul Başkanlığı yaptığı, Lüksemburg gibi minicik ülkeden bile başkan çıktığı görülüyor.

Şunu da ekleyeyim: Çok da önemli bir koltuk olmayan BM Genel Kurul Bakanlığı yerine, BM Genel Sekreteri Türkiye’den seçilebiliyor mu, siz ona bakın.

BUNU YAZMAK GEREK

Volkan Bozkır gibiler, AKP’de hem sevilmiyor hem de çok lazımlar

Volkan Bozkır, AKP’ye sonradan monte edilmiş, AKP zihniyeti ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, çok nitelikli eğitim almış, Dışişleri’nin çok önemli birimlerinde görev almış medeni bir isim.

Ancak hem AKP’nin böyle adamlara ihtiyacı olması hem de bu tür kişilerin hiçbir ilkeye sahip olmadan sırf makam sahibi olma arzuları, bunların bazı zamanlarda ön almalarını sağlıyor.

Şurası gerçek ki, AKP kadroları içinde, Volkan Bozkır türü gelişmiş ve nitelikli isimler pek yok.

Bu nedenle AKP, bu tür insanlara aslında muhtaç.

Daha önceki yıllarda bu açığını genellikle cemaatçilerle kapatıyordu.

Ayrıca sol/sosyalist çizgiden gelen ama yolunu şaşırıp liberal faşizme kayanlar da AKP’nin personel ihtiyacını karşılıyordu.

Volkan Bozkır, bu fasıldan AKP saflarına alındı, bakan yapıldı.

Ama yaşam tarzı, düşünce yapısı, kendine özgü siyasi anlayışı aslında AKP ile asla uyuşmuyordu.

Bu nedenle parti içinde hiç istenmeyen isimlerden biriydi.

Nitekim bu nedenle de bir daha milletvekili yapılmadı ve dışlandı.

Ancak diplomasinin çok gerekli olduğu durumlarda, kendi içinden nitelikli isim çıkaramayan iktidar, yine mecburen ve kerhen Volkan Bozkır gibi isimlere muhtaç durumda kalıyor.

İktidar, bu konuda çok pragmatik davranıyor tabii ki. Burada önemli olan Bozkır türü insanların, makam peşinde koşarken gösterdikleri ilkesizliktir.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Belediye otları kesermiş ama toplayamazmış

Oturduğum mahallenin önemli bölümü “Sit alanı” ilan edilmiş uzun yıllar önce.

Bu nedenle neredeyse pencere camı silmek için bile izin gerekiyor, o derece yani.

Çevremizde pek çok boş arazi var.

Bunların bir bölümü şahıs malı, bazıları ise kamu kurumlarına ait.

Örneğin hemen önümüz belediyenin, yan tarafımız ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın arazisi.

Bu boş araziler, doğal olarak özellikle bahar aylarında yemyeşil oluyor ama otlar öyle büyüyor ki, 7-8 yaşındaki çocuklar içinde kaybolabiliyor.

Bu nedenle belediyeden rica ettik, bunların kesilmesini istedik.

Sağ olsun geldiler, iki gün içinde bütün otları kestiler ve gittiler.

Otlar kesilmiş olarak boş arazilerin üzerinde kaldı.

Tabii gün geçtikçe çürüyor, pislik yuvası haline geliyor.

Aradık Üsküdar Belediyesi’ni, cevap müthişti; “Otları keserlermiş ama toplamak onların görevi değilmiş.”

Ne bileyim, kanun kural böyledir belki de bari kesmeden önce “Bak toplamayız ama” deselerdi, kesilmesini istemezdik. Çünkü hiç olmazsa etraf yeşillik oluyordu böylece.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Tilkiye belediye şefkati

Hafta içinde maillerimi kontrol ederken Bodrum Belediyesi’nden gelen bir mesajın başlığı dikkatimi çekti.

Yaralı halde bulunan bir tilki, tedavi edilmişti başlığa göre.

Açtım okudum hemen.

Şöyle diyordu haberin ayrıntısında;

Geçtiğimiz günlerde Bodrum-Milas Karayolu Güvercinlik Mahallesi bölgesinde, yol kenarından yaralı haldeyken bir vatandaş tarafından bulunan tilki, Bodrum Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Torba Geçici Hayvan Barınağı’na getirildi.

Barınak görevlilerince 3 gün tedavi altında tutuldu.

İyileştirilen tilki daha sonra kendi yaşam alanına gönderilmesi için Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.

Valla bir şey söyleyeyim mi, koronadan başlayarak son zamanlarda hep sıkıntılı haberleri okumuşken böyle bir haber içimi ısıttı.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Adalar Kaymakamı’nın boyu bu kadar uzun değildir

Geçen hafta Adalar’a getirilen “elektrikli otobüsleri” konu alan yazımda, “Adalar halkı bunu beğenmez” demiştim.

Faytonların kaldırılmasına ben dahil, çok kişinin karşı çıkmadığını ama otobüslerle toplu taşımacılık yapılmasının da yanlış olduğunu belirtmiştim.

Gerçi yazımda bir maddi hatam var fırsatı geldi düzelteyim, ben Adalar’da sadece 14 kişilik otobüslerin kullanılacağını yazmıştım, oysa 4 kişilik taksi gibi kullanılabilecek küçük elektrikli araçlar da konmuş.

Ancak şimdi çok daha garip bir durum var, Adalar Kaymakamlığı, belediyenin bu hizmeti yapmasına izin vermemiş.

Efendim neymiş, bu elektrikli araçlar trafik kanunlarına ve yollara çıkmaya uygun değilmiş.

İyi de Adalar’da diğer yerlerde olduğu gibi bir trafik ve yollar yok ki.

Maksat çok belli; belediyenin iyi bir hizmetini engellemek.

Tabii şimdilik sanki Adalar Kaymakamı’nın kendi inisiyatifi gibi görünüyor bu karar.

Ama bu mümkün mü?

Adalar Kaymakamlığı, elbette devlet katında önemli bir makamdır ama böyle bir hizmete karşı “Ben izin vermiyorum” diyebilecek kadar da boyu uzun değildir.

Bu emir, dışarıdan ve yukarıdan geliyor.

Yerel seçimde yenilgiyi hazmedemeyip seçim tekrarlatan ve bu kez 800 bin fark yiyenler, bunun acısını bir türlü atamıyorlar içlerinden belli ki.

Bedelini İstanbul halkına ödetmeye çalışıyorlar.

Yazarlar

Abartmakta üstlerine yok
Can Ataklı