4 milyon vatandaşı ülkemizdeyken Suriye ile savaşmak akıl kârı değil

4 Şubat 2020

ANALİZ

4 milyon vatandaşı ülkemizdeyken Suriye ile savaşmak akıl kârı değil

Sınırımız aslında beklenen bir karmaşa içine girdi.

Suriye ordusunun İdlib’e doğru yaklaşması bu karmaşanın habercisiydi.

Esad 10 yıllık bir iç savaştan sonra kendini toparlamış biçimde ülkesinin sınırları içinde egemenliğini yeniden kurmaya çalışıyor.

Buna Rusya ve İran da destek veriyor.

Uzaklardan gelen Çin’in de maddi manevi desteği Esad’ın arkasında.

AKP iktidarı ise 10 yıl önce yaptığı yanlıştan hala kurtulamadığı gibi dün itibarıyla sorunun üzerine benzin döktü.

Altı askerimiz Suriye topçuları tarafından şehit edildi.

AKP genel başkanı buna anında karşılık verildiğini ve 40’tan fazla Suriye askerinin öldürüldüğü açıkladı.

Suriye Türk askerine ateş açıyor,  ve Türk askerleri şehit ediyorsa, buna karşı Türk askeri de Suriye askerine ateş açıp 40 kişiyi “etkisiz hale getiriyorsa” bunu adı bir anlamda savaştır.

Eğer siz bu yazıyı okuyuncaya kadar bir uzlaşma sağlanmamış ise durum daha da vahim hale gelecektir.

Gerçi ilk açıklamalar sorunun çok sıcak bir savaşa dönmeyeceği yönünde.

Ruslar “Türkiye haber vermeden operasyon yapmış, bu nedenle Suriye ordusunun hedefi oldu” açıklaması yaptı.

Bu bir yanlışlığı mı dile getiriyor yoksa kasıtlı bir saldırı mı?

Aslına bakarsanız İdlib’de sorunun bu hale geleceği belliydi.

Hayli zamandır gerek Rusya gerekse Suriye ülkenin resmi sınırlarını tekrar kontrol altına alma mücadelesi veriyor.

Bu nedenle dinci teröristlerin üstlendiği İdlib’e yönelik operasyonlarına da hız verdiler.

AKP iktidarı ise İdlib’de teröristlerin olduğunu kabul etmiyor ve Suriye ile Rusya’yı sivil katliam yapmakla suçluyor.

Erdoğan birkaç gün önce sözünün dinlenmemesine öfkelenerek “Astana ve Soçi anlaşmaları artık masadan kalkmıştır” deyiverdi.

Ardından da İdlib’deki Türk askerine yönelik bir hareket olursa buna şiddetle karşılık verileceğini de söyledi.

AKP genel başkanı bunu söylerken ne düşünüyor bilemiyorum.

Çünkü sonuçta İdlip Suriye toprakları içinde ve Suriye iç savaşı geride bıraktıktan sonra kendi ülkesinde kontrolü sağlamaya çalışıyor.

Sonuç olarak dünya kamuoyu önünde Türkiye’nin bu savaşta “haksız” görüleceğini söylemek çok yanlış olmaz.

Ancak benim aklıma takılan bir başka nokta var ki, o nedense hiç gündeme gelmiyor.

Şu anda ülkemiz sınırları içinde 4 milyonu aşkın Suriyeli var.

Bunların içinde kimlerin olduğu tam olarak bilinmiyor.

Bu 4 milyonu aşkın insan savaştan kaçarak Türkiye’ye geldi.

Bunların hepsini Esad karşıtı, muhalifler olarak göremeyiz.

Ayrıca öyle olsa bile; Türkiye Cumhurbaşkanı Suriye askerlerini öldürdüğünü açıklıyor, bunun devam edeceği mesajını veriyor.

Peki Türkiye’deki Suriyeliler Türk askerinin Suriye askerini öldürmesini alkışlayacak mı?

Türkiye’deki Suriyelilerin milliyetçilik duygularının kabarması, milli birlik ve beraberlik ruhunu hatırlamaları halinde ne olacaktır.

Bu 4 milyonu aşkın Suriyeli’nin bırakın hepsini, yarısını sadece yüzde 10’u “milliyetçi duygular içine girmesi” acaba neye mal olur?

Türk askeri Suriye topraklarında Rusya, İran ve tabii ki Suriye ordusu ile savaşırken içerden vurulmayacağımızın garantisi var mı?

Bana öyle geliyor ki, Türkiye’nin dış politikasını ve stratejilerini yönetenler bu tehdit ve tehlikenin henüz farkında bile değil.

Onlar, verilen vatandaşlık hakkı, para, harcama kartı, ev gibi avantajlar sayesinde Suriyelilerin kendi ülkelerine tam bir ihanet içinde olacağını düşünüyor.

AKP iktidarı 18 yılda Türkiye’yi buraya getirdi, sonumuz hayırlı olsun.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Müteahhitlerin İBB’ye yeni sabotajı

Hakkını teslim etmek gerekir, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başarılı çalışmalarından biri İstanbul caddelerini çamurdan kurtarmalarıydı.

Eskiden inşaatlara girip çıkan kamyonlar çamur içindeki tekerlekleriyle caddelere çıkarlardı.

Bu da İstanbul caddelerinin çamur deryasına dönmesine neden olurdu.

Aslında belediyenin yaptığı şey çok basitti.

Kamyonların tekerleklerinin inşaat alanından çıkmadan iyice temizlenmesi şartı getirildi.

Buna uymayanlara da ağır cezalar verilmeye başlandı.

AKP döneminde iş yapabilen müteahhitlerin neredeyse tamamı AKP’li olduğu için belediyeyi zor durumda bırakmamak için kurallara aynen uydular.

Ancak belediyenin muhalefete geçmesinden sonra durumun değiştiğini gözlüyorum.

Özellikle “kentsel dönüşüm” alanlarında hummalı bir inşaat faaliyeti var.

Ancak kamyonlar artık inşaat alanlarından çıkarken tekerlekleri yıkamıyorlar.

Böylelikle İstanbul’un bir çok yerinde caddeler özellikle yağmurlu günlerde çamurdan geçilmiyor.

Bunun son örneğini Acarkent’in vadi çıkışının karşısına binalar yapan inşaatta gördüm.

Kazı alanındaki çamur içinden çıkan kamyonlar kendilerini öylece yola vuruyorlardı.

Ancak Acarkent’te oturanlar duyarlı insanlar.

Hemen harekete geçmişler. Belediye, kaymakamlık, vilayet, neresi varsa şikayet yağmuruna tutmuşlar.

İnşaatı yapan müteahhit pabucun pahalı olduğunu görünce, İBB’ye sabotajdan vazgeçmiş. Hemen arazözler kiralanmış, yollar yıkanmaya başlanmış. Kamyonlar da artık tekerlekleri çamurlu çıkamıyormuş.

Herkese çağrı yapıyorum. İnşaat alanlarından çamurlu tekerleklerle çıkan kamyon gördüğünüz an İBB Beyaz masaya bildirin, gereğini yaparlar.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Suriye ve Rusya “Git artık” derse çaremiz kalmaz

Suriye ve dolaylı olarak Rusya ile savaş durumuna geldik.

Bu devirde çok kapsamlı bir savaş olacağını hiç sanmıyorum.

Önce karşılıklı suçlamalar yapılır sonra bir orta yol bulunmaya çalışılır ve en azından silahlı çatışmaların önüne geçilir.

Ama sorun bununla bitmeyecek.

Öyle ya da böyle gelinen noktada artık Suriye ve Rusya’nın Türkiye’ye “Suriye topraklarındaki tüm askerlerini artık çek” deme olasılığı yok yüksektir.

Zaten Türk askeri Suriye topraklarına Rusya’nın izni ile girdi.

Türkiye’den istenen ve beklenen dinci terör örgütleriyle mücadele etmesiydi.

Açıkçası Suriye başkanı Esad kendini toparlayıncaya kadar ülkesinin kuzey bölgesinde kontrolü Türkiye’ye ihale ederek zaman kazanmıştı.

Şimdi palazlandı.

Artık “Teşekkürler, askerinizi çekin” diyecektir.

Şu anda AKP iktidarı en üst perdeden konuşuyor her zamanki gibi.

İyi de Suriye ve Rusya’dan böyle bir talep gelince geri çekilmekten başka çaresi var mı?

Buna rağmen Suriye topraklarında kalacağı her dakika Türkiye’nin uluslararası arenada aleyhine kanıt olarak kullanılacaktır.

Hesapsız kitapsız dış politika, beceriksizlik ve çapsızlık bakın nelere yol açıyor.

BUNU YAZMAK GEREK

Yahu adama ne yaptınız böyle

Abdullah Kiğılı tekstil üretici ve perakendecesi olarak piyasanın duayenlerinden sayılır.

İktidara çok yakın olan Abdullah Kiğılı geçen hafta bir dergiye verdiği röportajla gündeme geldi.

Ünlü iş insanı Türkiye’nin bugüne kadar görülmedik ve hatta görülmeyecek bir krizin içine düştüğünü belirterek 500 AVM’den sadece 50’sinin ayakta kalabileceğini 450’sinin batabileceğini söylüyordu.

Kiğılı’nın bu sözleri hayli yankı yaratırken ben de televizyon konuşmamda “AKP ve Erdoğan’a bu kadar yakın bir iş insanı bile böyle yakınıyorsa durumu anlayın artık” demiştim.

Ancak dünkü Hürriyet’te bir de baktım Abdullah Kiğılı ile bir sohbet var.

Kiğılı “O röporaj 4 ay önce yapılmıştı, o günün koşulları öyleydi, ama şimdi farklı” diyor.

Kiğılı’ya göre AKP genel başkanı bu dört ay içinde bir mucize yaratmış.

Faizleri indirmiş enflasyonu düşürmüş, AVM’ler dövizle kiradan vazgeçip makul Türk lirası karşılığı kiralama dönemine geçmişler.

Haberi okurken çok şaşırdım.

Kendi kendime “Yahu adama ne yaptınız böyle, gırtlağı sıkılmış tavuk misali adeta aman diliyor” dedim.

Bunun başka bir izahı olabilir mi?

4 ay içinde faizler düşmüş enflasyon da biraz geri çekilmiş olabilir ama bunun bir mucize olmadığı da kesin.

Şimdi Abdullah Kiğılı’ya diyorum ki; “Abdullah Bey, belli ki ağır baskı altındasınız. Eğer bunun söyle olmadığını söyleyeceksiniz, o halde parlak cümleler kurmak yerine 4 ay önceki ciroları, ürün satış fiyatlarını, kira bedellerini kamuoyuna açıklayın. Çünkü eğer bir mucize varsa bu rakamların çok iyiye gitmiş olması gerekir.”

Var mısınız buna Abdullah Bey?

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Zincirlikuyu metrobüs terminali renkleniyor

İstanbul trafiğinin en önemli noktalarından biri metrobüs Zincirlikuyu terminalidir.

Ancak burası karanlık, ürkütücü görünümlü, inmesi çıkması da hayli zor bir yer aynı zamanda.

Şimdi iki büyük köprü altında kalan terminalin biraz daha sevimli görünmesi için duvarlar resimlenmeye başladı.

Önce ressamlar siyah beyaz çizgilerle resimleri çizdiler.

Sonra da boya ustaları geldi ve işaretlenen yerleri boyamaya başladılar.

Aydınlatma işini de hallederlerse Zincirlikuyu terminali daha medeni bir görünüme kavuşacak.