Hüsnü Mahalli
20 Mayıs 2020

19 Mayıs olmasaydı!


Mustafa Kemal olmasaydı, TÜRKİYE CUMHURİYETİ olmazdı.

NOKTA.

Mustafa Kemal; Suriye, Libya ve Filistin’de bulundu.

Yani Arap coğrafyasını çok iyi tanıyordu.

Onun için Mustafa Kemal, 1 Kasım 1922’de saltanatı, 3 Mart 1924’te hilafeti kaldırdı ve 1 Kasım 1928’de Harf Devrimi’ni yaptı.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu, çünkü Mustafa Kemal bir Anadolu hikayesi değildir.

Cumhuriyet’e karşı 20 kadar din eksenli gerici ayaklanma yaşandı ve bunların arkasında bazen direkt bazen de dolaylı olarak İngiltere ve emperyalist ülke ve güçler vardı.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Mustafa Kemal’i tutsak alamayan İngiltere ve işbirlikçileri, Arap coğrafyasında onu durdurmanın peşine düştü. 

İç ayaklanmalarla Genç Cumhuriyet’in önünü kesmeyen İngiltere; bu coğrafyanın diğer önemli ülkesi Mısır’da, Mart 1928’de Müslüman Kardeşler Örgütü’nün kurulmasını sağladı.

İslamcılara göre Mustafa Kemal, ‘kafirdi!’

Peki neden?

“Çünkü saltanatla hilafeti kaldırdı, sonra da Arap harflerinden kurtuldu”

Biz ortaokul ve lise yıllarında Cerablus ve Halep’te İslamcılarla hep bu tartışmayı yapardık.

Ben de “Sizin Sultan ve Halife dediğiniz adam İngilizlerin gemisiyle kaçtı. Suriye halkı işgalci Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşı verdiğine göre, Türk halkı da benzer bir mücadele verdi. Harflere gelince Türkler Arap değil ve kendi harflerini kullanma konusunda özgürdür. Üstelik Osmanlıca, Türkçe değil; garip bir dildir ve bu dili okuyup yazabilenlerin oranı yüzde 1 bile değildir” derdim.

Yıllar sonra Türkiye’ye gelip Türkçe ve Osmanlıcayı öğrenince, bu söylemin ne denli doğru olduğunu daha da iyi anladım.

Anladım ama benim anlamam çok fazla bir anlam taşımadı, çünkü kavga olduğu gibi devam etti, ediyor ve edecek.

Laik ve çağdaş bir yaşama karşı çağdışı, ilkel ve dinci bir teslimiyet.

Mustafa Kemal’in anti-emperyalist halk ayaklanmalarına karşı batıya boyun eğen biatçı anlayış.

100 yıldır bu kavga devam ediyor.

100 yıldır bu coğrafyada yaşanan olayların özünde bu var.

İhanetlerin de.

Batıya teslim olanların malzemesi hep din olmuş.

Türkiye’de ve bu coğrafyanın her yerinde.

Mustafa Kemal öncesinde de.

İngiltere tarafından 1790’li yıllarda, Osmanlı’ya karşı ayaklandırılan Vahabi mezhepli Suudiler ‘din adına’ hilafet ve saltanata karşı sloganlarla yola çıkmışlardı.

Kurdukları silahlı gruplara ‘kardeşler’ demişlerdi.

Yine İngiltere tarafından 1916’da, hilafet ve saltanata karşı ayaklandırılan Şerif Hüseyin, bu kez dinle birlikte milliyetçilik söylemlerini de ön plana çıkarmıştı.

Şerif Hüseyin’in oğul ve torunları Ürdün’de din adına emperyalizmin hizmetinde oldular.

Suudiler 1945’e kadar İngiltere’nin, bu yıldan sonra da ABD’nin emrine girdiler.

Petrol parası ve çok tehlikeli Vahabi mezhebiyle.

Yani din.

2011 yani Arap Baharı yıllarına kadar dünyadaki İslamcı radikal, ılımlı ve benzeri sıfatlı silahlı ya silahsız örgüt, dernek, grup, cemaat, okul, cami, parti ve benzeri oluşumların ezici çoğunluğu Suudi parasıyla beslenirdi.

Çoğunlukla CIA’nin onayıyla.

Arap Baharı’nın son yıllarında, devreye AKP’li Türkiye girdi.

BOP’ta olduğu gibi artık ‘Bahar’da da “Ben varım” dedi.

Mustafa Kemal’in ortadan kaldırdığı saltanat ve hilafet adına. 

Hikayenin rengi farklılaştı.

Çünkü Arap Baharı’nın hedefinde 19 Mayıs, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet felsefesinden etkilenen ve cumhuriyetle yönetilen Libya, Mısır, Tunus, Suriye, Yemen ve Irak vardı.

‘Baharcılar’ buradaki diktatörleri yıkıp bu ülkelere demokrasi ve özgürlük getirmek istemişti.

Peki ‘Baharcı’ların ülkesi Körfez ülkelerinde ne var?

Parlamento, seçim, özgür medya, sivil toplum örgütleri, insan haklar ve eşitlik yok ama faşizmin en alası var.

Demokrasi, özgürlük ve insan hakları kimsenin umurunda değil.

Herkesin bir tek tek derdi vardı o da 19 Mayıs ruhundan kurtulmak.

Türkiye’de olduğu gibi.

Toptan bir çelişki.

İslam adına konuşan ya da konuştuğunu sananların tümü kendi aralarında kavgalı.

Ülkeler, iktidarlar, partiler, cemaatler…

22 Arap ülkesi, 57 Müslüman ülke ve Türkiye içinde.

Herkes de “En hakiki Müslüman benim” modunda.

IŞİD ve NUSRA da öyle diyordu.

Müthiş bir tezgah.

Tam 101 yıldır devam ediyor.

Yok edemediler 19 Mayıs’ı.

Edemezler de!

Yazarlar

19 Mayıs olmasaydı!
Hüsnü Mahalli